Slasher Filmleri
Kategoriler: Korku Sözlüğü
Slash”, kesmek / biçmek anlamına geliyor. Buna uygun bir biçimde “slasher” da, korku sinemasının bol bol kesmeli-biçmeli cinayetlere yer veren alt türüne deniyor. “Slasher” deyince akla elbette ilk olarak, 80′li yıllarda popüler sinemanın önemli bir bölümünü ele geçiren korku türü geliyor: insanüstü özelliklere de sahip olabilen, tercihen maskeli, psikopat bir katilin peş peşe işlediği cinayetler üzerine kurulu filmler (hatta seriler). Tabii ki söz konusu cinayetlerin hedefi de genellikle gençler oluyor.
Aslında “slasher” türü korku filmleri tanım gereği ille de 80′lerde belirginleşmiş bu “teker teker öldürülen gençler” formülüne uymak durumunda değil… Mesela, genellikle türün ilk örnekleri arasında 60’lı yılların başında çekilmiş “Peeping Tom” ile “Psycho” da anılıyor. Aynı şekilde, İtalyan yönetmen Dario Argento’nun 70′lerden itibaren yapmaya başladığı korku filmleri de 80′lerin Hollywood gençlik korku filmlerinden birçok açıdan farklı olmakla birlikte “slasher” janrının önemli örnekleri arasında sayılırlar. Kompozisyonları, renk ve ses kullanımıyla dikkati çeken Argento filmleri, kimi zaman “Suspiria” ve “Inferno” gibi doğaüstü hikayelere doğru salınır, kimi zaman ise polisiyenin seri cinayet öyküsü kalıplarına yakın durur.

“Slasher”ın 80′lerdeki o çok tanıdık suretine bürünmesinde ilk önemli fırça darbesi 1974 tarihli “The Texas Chainsaw Massacre”dan geldi. Tobe Hooper’ın klasiği, türün bugün ya da 80′lerde gördüğümüz örneklerinin yanında hayli kansızdı, ama filmin herhangi bir öykü anlatacakmış gibi bile yapmayan tavrı, bir grup gencin Teksas’ın ücra bir köşesinde modern Amerika’nın kabuslarından fırlamış bir aileye birer birer yem oluşunu izlemenin sarsıcılığını iyice artırıyordu. Perdede bir öykü değil de, insanların can havliyle, canavar görünümlü başka insanlardan kaçmaya çalıştıkları kötü bir rüya vardı sanki. Hooper’ın filminden sonra gençlere musallat olmuş katil konusunu John Carpenter ele almış ve 80′ler “teen slasher” yani “yeniyetme slasher’ı’’nın yolunu geri dönülmez bir şekilde açmış, başlıca kalıplarını belirlemişti. Tıpkı “Texas Chainsaw Massacre”in “Derisurat” namlı karakteri gibi, “Halloween”in katili Michael Myers da maskeli, soğuk, insanlıktan uzaktı. Sadece bu iki film, 80′lerde sıkça göreceğimiz korku filmi klişelerinin önemli bir bölümünün temelini atmıştır: katilin kurbanını telaşsız, tüyler ürpertici bir sükunetle takip edişi, kurbanların olmadık yerlere girmeleri ve çıkışı olmayan yerlere kendilerini hapsetmeleri, “sona kalan kız”…
Ve tabii, bir de ahlaki şemalar vardı: göründüğü kadarıyla 80′ler işi “teen slasher”da (elbette “Friday the 13th serisinin hatırı sayılır katkılarıyla), cinsel tecrübe yaşamayan, içki içmeyen, eşek şakaları yapmayan ve küfür etmeyen, hatta mümkünse büyüklerin nasihatlerini dinleyen (ve onların uyarılarıyla haşa alay etmeyen) gençler hayatta kalma konusunda önemli avantaja sahipti. Her şey, eski neslin ahlak anlayışına uygun davranmayan gençlerin cezalandırılması üzerine kuruluydu adeta – öyle ki 60′ların sonlarında Amerika’da toplumun içindeki kültür ve kuşak farkının keskinleşmesi, cinsel özgürlüklerini elde etmiş, eğlenmek isteyen gençlerin başına nöbetçi olarak koca bir film türü dikmiş gibi görünüyordu. 90′lı yıllar gelip de bu furya dindikten sonra konuyu ele alan “Scream” serisi ve taklitçileri, 80′ler “slasher”ının bu ahlaki yönü üzerinde epey durmuşlar, hatta hayli ironik bir şekilde, zaman zaman kendileri de bu kalıpları uygulamaktan çekinmemişlerdi.

10 SLASHER FİLMİ
Psycho (1960)
Texas Chainsaw Massacre (1974)
Suspiria (1977)
HaIloween (1978)
Friday the 13th (1980)
Nightmare on Elm Street (1984)
Candyman (1992)
Scream (1996)
I Know What You Did Last Summer (1997)
Urban Legend (1998)












Eskiden bu türü severdim ama sonra sonra bozulmaya başladı hatta bozuldu slasher filmleri… Genelde bu tür filmlerin adam akıllı konusu bile olmuyo,varsa yoksa kan kan kan… Abi sırf kan göstermek için de film çekilmez ki
en sevdigim korku turudur 78 yilindan beri korku flmi koleksiyonuna sahibim slasher agirlikli korku filmi tutkunuyum en kaliteli site burssi sizden cok seyler ogrendim bu siteye emegi gcen herkese coook tesekkur ederimmmmm sevgilerrrrr takipcinizim her zamannn
Bence en izlenilesi korku budur ;D
Yeni nesil slasher filmler hiç güzel değil yine en iyi örnekler 70 ler ve 80 lerde verilmiş. :/
“Sleepaway Camp” filmlerini öneririm herkese.. Psikopat Angela Bacer’ın gençleri katlettiği, 4 filmden oluşan “Sleepaway Camp” gerçekten başarılı bir seridir.
Filmler, 80′ler video kaset çılgınlığının yaşandığı dönemlerde “Ölüm Kampı” ismi ile ülkemizdede çıkmışır.
İlk filmde Angela küçük bir kızken sonra ki filmlerde yetişkin olarak karşımıza çıkar.
2. filmde seneler önce katlettiği kampta gözetmen, 3. filmde ise kılık değiştirerek gençlerden biri olur.
Filmlerde oldukca enteresan ve kendini ilgi ile izlettiren ölüm sahneleri vardır. Angela o esnada eline ne geçerse, bulduğu aparatı öldürme malzemesi olarak kullanır. Elbise askısından, matkapa, çim biçme makinasından, uyuşturucuya ne ararsanız kullanmıştır.
En son 2008′de 4.film dvd’de yayımlanmıştır. Filmin sonuna dek Angela gözükmez. Gözüktüğü andan sonrada serinin devam edeceğine ışık tutar. Zaten filmlerin hiç birinde Angela öldürülemez.
Aslında “Sleepaway Camp” filmlerinde açıklanmayan çok şey vardır. Mesela Angela’nın ilk filmin finalinde aslında kız değil de erkek olduğu görünür. Kendisini büyüten teyzesinin ona neler yaptığı hiç açıklanmaz.
Yeni bir film daha çekilirse umarım Angela’nın hikayesi olduğu gibi anlatılır.
filmlerin tarihlerini yanlış verebilirim kusura bakmayın
Cadılar Bayramı,Teksas Testere Katliamı,Elm Sokağı Kabusu,13.Cuma,Son Durak en popüler teen slaherlardır. ÇığlıkTürün başlangıcını büyük usta Hithchcock‘un 1960 yılı yapımı başyapıtı “Sapık”a (“Psycho”) kadar götürenler olsa da türün olmazsa olmazlarından olan ‘gore’ öğesini kazanması 1974 yapımı “Texas Chainsaw Massacre”la gerçekleşti. Halloween / Cadılar Bayramı” (1978)
Birçok kişi türün gerçek başlangıcı olarak usta John Carpenter‘ın Halloween‘ini kabul eder. Film, sapık katili her tür sosyal etkiden uzakta, doğuştan kötü olarak çizmesiyle, onun bu hale gelmesinde hem psikolojik hem de sosyolojik her tür açıklamayı dışlar. Kötülük Michael Myers‘ın genlerinde vardır. Bunun dışında, Myers‘ın kadın düşmanı olması, ebeveynlerinin evde olmadığı akşamlarda erkek arkadaşıyla oynaşan genç kızları kurban olarak seçmesi ve onun zulmünden tek kurtulanın daha münzevi (muhtemelen bakire) bir karakter olması, türün izleğini oluşturacak özelliklerden birkaçı. Tabii ki “katilin cesedi filmin sonunda bulunamadıysa”, yönetmenin aklında bir devam filmi olduğunu düşünmemiz gerektiğini bize öğreten de “Halloween” oldu. “Friday the 13th / 13.Cuma” (1980)
“Halloween”de Carpenter‘ın kullandığı birçok şeyi taklit etmesiyle, “Friday the 13th” (“13. Cuma”), türün kendi geleneğini, kendi şablonlarını oluşturmasına aracılık eden ilk filmdir. “Halloween”deki öyküyü daha çok kan ve cesetle süsleyen film, mekânı Amerikan banliyösünden alıp göl kenarındaki kamp yerine taşımasıyla, doğanın tekinsizliğinden de faydalanıyordu. Filmin türe en büyük katkısı bir koreografiye dönüştürdüğü cinayet sahneleri ve ‘ahlâksız’ gençlerin bu türde yaşama şansları olmadığını izleyicinin zihnine kazıması oldu. Sapık karakterinde anne ile oğul arasında kurduğu bağla “Psycho”ya yaptığı gönderme, türün atası olarak Hitchcock‘u görenler tarafından coşkuyla karşılanmıştı. “A Nightmare on Elm Street / Elm Sokağı’nda Kabus” (1984)
Freedy Cruger, ‘teen slasher’ türü içinde bizim kuşağın en iyi hatırladığı sapık katildir herhalde. Ne de olsa filmlerini televizyonlarda defalarca izledik ve ölümüne üç boyutlu gözlüğümüzü takarak oturduğumuz sinema koltuğunda tanık olduk. Daha sonra “Scream”i yöneterek tür içinde bir devrime daha imza atacak olan Wes Craven, tür içinde günahkâr gençlerin öldürülmesi şablonunun yerine, ebeveynlerinin hatalarının bedelini ödeyen gençlerin öldürülmesini oturtarak bir ilke imza attı. Ayrıca Freedy‘nin, öldürüldükten sonra bilinçaltına sıçraması ve varlığını orada sürdürmesi, filmi hem farklı okumalara açık hale getirmiş, hem de izleyiciyi de kurbanlar gibi çaresizlik içinde bırakmıştı. Ne de olsa Elm Sokağı’nda geçen gecelerden sonra birçoğumuz Freddy tarafından ziyaret edildik.
ay aman of scream çok güzeldi çığlık çığlığa izledim
Slasher alt türü korku sektörünü ayakta tutmakta bence önemli işler yapmıştır. Ama son yıllardaki birbiri ardına gelen rezalet örnekler sonrasında ne yazık ki tür laçkalaşmıştır. Yine de Scream ve öncesi bana büyük keyif vermiştir, bu türün filmlerini de seviyorum.
Video döneminin havasını solumuş biri olarak slasher benim vazgeçilmez tarzımdır..Hatırlıyorum da mahalledeki videocuya Halloween 4: Return of Michael Myers ve Leatherface: Texas Chainsaw Massacre III filmlerinin vhs kasedi geldiğinde nasıl bir şevk ve heyecanla kiraladığımı
hey gibi günler..
Dexter’a katılıyorum.
Giallo yapısını daha kısır bir alanda taklit etmesi ve yeniyetme her sinemacının bir şekilde çekmek istediği iki türden biri olduğu için (diğeri Zombi filmleri) sevmem bu tarz korkuyu. Ama 80′leri en iyi ifade eden tür de budur. O dönem örnekleri şimdikilere oranla çok daha iyi filmlerdir. Özellikle ilk Hallowen filmi bence hala türün zirve noktasını belirliyor.
slasher sevdiğim bir alt türdür..ama korku olmadığı konusuna katılıyorum ilk örnekleri saymazsak..özellikle texas chainsaw massacre bence katıksız bir korkucu filmdir..friday the 13th’ün ilk bölümüde zamanına göre izlendiğinde herkesi yerinden zıplatmıştır ama tabiki şimdi çok yavan ve klişe olmuştur..bunların yanında pek bilinmeyen arada kaynayan korkutucu slasherlar vardır..buna en iyi örnek black christmas’dır..korkutucu etkisi çok fazladır..halloween ve nightmare on elm street ise korkudan çok gerilimdir evet..bu filmlerin serilerini ve günümüzde yapılan bol kesip biçmeli gore tarzı slasherları hiç saymıyorum zaten hepsi fiyasko genelde..
sevmediğim tek korku türüdür, hatta korku statüsünde bile değildir bana göre.. gerilimdir