Aftermath
12 Kasım 2009 Yazan dexter
Kategori A, Film Arşivi, KORKU SİNEMA, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl
Yönetmen: Nacho Cerdà
Senaryo: Nacho Cerdà
Yapım: İspanya 1994 Süre: 30 Dakika (Kısa Film)
Oynayanlar: Xevi Collellmir, Jordi Tarrida, Ángel Tarris, Pep Tosar
Üniversitede, adli tıp dersimizin ilk otopsisinde şok olmuştum. Öğrenciler arasında bununla ilgili bir sürü efsane dolaşıyordu; bir kız öğrencinin bayılması da dahildi bunlara. Fakat kadavra dersi içinde benzerleri söylenmiş, fakat kadavraların korkunç cesetlere değil kararmış cücelere benzediğini görünce artık asılsız laflara güvenmemeye karar vermiştim. Fakat otopsi için bekleyen cesetlerde başka bir rahatsızlık vardı; gerçeğe benziyorlardı. Kocasının kurşunlarıyla can veren genç bir kadının vücudunu hatırlıyorum; o kadar canlıydı ki neredeyse masadan kalkacaktı. İşte asıl asap bozucu durum bundan kaynaklanıyordu; iğrençlik değil ölümün gerçekliği beni etkilemişti. Bu esnada bir unsur daha dikkatimi çekti; rigor mortis yani ölüm katılığı. Ölüm sonrası beslenemeyen kaslar kasılarak vücudu tahtadan yapılmışa benzeyen bir sertliğe kavuşturuyordu. Aynen cansız manken gibi…
Neden bundan bahsediyorum; genelde filmlerde göz ardı edilir rigor mortis. Esas oğlan gözyaşları içinde sevgilisinin cesedini yerden kaldırır, kızın başı hüzünle yana düşer, kolları cansızlığını belli edercesine aşağıya sallanır. Yok böyle bir şey! O cesedi kaldırdığında sert bir maddeden yapılmış gibi hareketsiz kaskatı bir beden kavramış olması gerekir. İşte “Aftermath”de en çok bunu sevdim. Cesetler gerçekten ölüm katılığına sahipti. Süresi de göz önüne alınırsa, filmin bir konusunun olmaması size garip gelmeyecektir. Gerçekten bir konudan çok bir olay anlatılıyor.
Morgda çalışan bir görevli, o sırada gerçekleşen otopsileri garip bir ilgiyle izliyor. Kendisi de bu operasyonları gerçekleştiren bir tekniker olduğundan, yeni ölmüş bir kızın bedeni getirildiğinde bu adama teslim ediliyor. Kızın anne ve babası dışarıda ağlarken, bu sapık adam kızın bedenine biraz fazla samimiyetle yaklaşıyor. Olay size de biraz “NEKRomantik”i hatırlattı mı? Onda da cesetlerle ilgilenen bir görevli nekrofilik hislerini tatmin etmek için eve ölü parçalarını taşıyordu. Konunun paralellik taşıdığı aşikar. Gelen cesetlere tecavüz eden morg görevlilerinin varlığı yaygın bir şehir efsanesidir (gerçeklik payı var mıdır bilmiyorum).
Film bu nekrofili üzerine odaklanıyor ama asıl amacı plastik efektlerdeki mükemmelliği yansıtmak. Cesetler gerçekten ama gerçekten korkunç bir realite taşıyor. Kanuni olarak adli doktor dışında otopsi yapmanın mümkün olmadığını bilmesek ve yapılan kesi işlemlerinin yanlışlığını farketmesek; “Aftermath”deki otopsilerin gerçek olduğunu söylemek içten bile değildi. O cilt dokusu, o ciltaltı yağlı doku, ölümün erken bulguları… falan aslına çok uygun. Bu makyaj ve model çalışması tek bir yerde fire veriyor diyebilirim, o da kalp. İtiraf edeyim, başka filmlerde buradaki gibi plastik bir oyuncağa benzeyenlerden daha çok kalbe benzeyen modeller gördüm. Beynin tek parça çıkarılması da pek doğru değil ama, hadi ona tıbbi bilgi eksikliği diyelim. Yine de benim şöyle bir düşüncem var; bence zavallı kızın cesedi dışında diğer cesetler ölü taklidi yapan aktörler tarafından canlandırılıyor. Kızın cilt dokusunun farklılığı bunu kanıtlar nitelikte. Belki de istemeden yapay bir görüntü oluşturabileceği zannedildiğinden diğer çoğu filmde es geçilen ölüm katılığını burada görmek bile yeter. Aftermath, çoğu film sitesinde “İzlemesi mümkün olmayan filmler” listesinde anılıyor. Sahnelerdeki gerçeklik ve çıplaklık size de şok yaşatabilir, benden söylemesi.
Murat “Wherearethevelvets” Akçıl




















dexter demişki 10 Haziran 2010 00:22
internetten arayıp izleyebilrisin sadece bu filmi. Öyle dükkanlarda marketlerde satılan türden bir film değil nede olsa
bloodblo demişki 08 Haziran 2010 14:55
nasıl izleyecem bu filmi bilgi verirmisiniz ??????
lark demişki 22 Nisan 2010 17:07
bu filmleri nasıl izleyebilirim
devilboy demişki 02 Aralık 2009 23:18
Bir şey olmaz Muratcım.. Gökhan’ın yorumu hem bu
Filmi izleyecekler ne ile karşılaşacaklarını az çok çözdüler zaten..
wherearethevelvets demişki 02 Aralık 2009 20:15
Oyy, Yasin naaptın yav. Tüm filmi anlatmışsın!
devilboy demişki 02 Aralık 2009 18:45
Gökhan Toka diyor ki;
Çok kötü şöhrete sahip, 30 dakikalık kısa bir korku filmi. Herhangi bir diyalog bulunmayan film, neredeyse tamamen bir morg odasında geçiyor. Burada ölüler parçalanıp, organları tartılıyor. Ne var ki parçalama sonrasında yapılanları görmek hoşunuza gitmeyecek; beyni tartıp fazla iş olmasın diye karnına koyup dikiyorlar. Bu işin soft tarafı.
Morgdaki görevlilerden biri çıtayı daha da yükseltiyor ve ölülerden biriyle çok can sıkıcı ve neredeyse filmin tamamını kapsayan, bıktırıcı bir ilişkiye giriyor. Sonra da kalbini alıp, evine, yemesi için köpeğine götürüyor. Film bundan ibaret; ancak son sahnesi içinizi sızlatacak ve yaşam, ölüm, yaşam ve ölüm karşısında yalancı zevki tozlu ve pis köşelerde arayan insanın böceksi küçüklüğü ve acizliği, ve nedensizlik üzerine sizi düşünmeye itecek.
Kolay kolay yenilip yutulur türden bir film değil. Cesetlerin plastik oldukları çok belli olsa da, planlar arasında uygulanan akıcı geçişler, özellikle morg odasında ve film boyunca kullanılan arya müziğinin yüzeyle, izleyiciyi ayakta kalmaya zorlayan zıtlığı, üst düzeydeki görüntü yönetimi ve ses kaydının kalitesi dikkat çekici.
lord magius demişki 13 Kasım 2009 13:50
”İlk halin de film 2 saat 30 dakika.Ancak maddi açıdan külfetli hale geldiği için 30 dakikalık bir kısa film haline getirilmiş.Uzun metrajlı hali piyasa da yok ancak elbet bir şekilde günü gelir düşer.Ama insanlığın daha buna hazır olduğuna inanmıyorum.”
Ölü sevicilik,ceset sapkınlıklar ve yamyamcıklıkla alakalı filmler genelin de yeri çok çok yukarıda olduğu kesin.Gore/seks/vahşet/istismar ve gerçekçilik arıyorsanız kesinlik kaçırmamanızı tavsiye ederim.Diye buyurdu lord magius
Melisa AYDIN demişki 12 Kasım 2009 19:12
hayır hayır. Kişisel olarak değerlendirme bence. neticede filmin inandırıcılık etkisine paralel ve yerinde olmuş. Ayrıca kişiel dediğin yorumların ayrı bir tat katıyor yazılarına bilgin olsun.
wherearethevelvets demişki 12 Kasım 2009 19:05
A, bekliyoruz o zaman.
devilboy demişki 12 Kasım 2009 18:35
Lord Magius’un film zevki biraz farklı Murat:)Daha çok extreme, gore/splatter, snuff filmlerden hoşlanıyor sanırım. Bir filmini almıştım hatta siteye, yazısı kuvvetli ve en önemlisi çok hevesli bu konulara. Şu sıralar kendi blogunda ‘Zombi Günlükleri’ tutuyor. Kısa kısa hikayeler şeklinde arkası yarın dizileri gibi oldukça merak uyandırıcı. O yazılarını yakında buraya alacağım..
wherearethevelvets demişki 12 Kasım 2009 18:22
Sağol Melisacığım. Arada gençlik anılarımdan bahsedeyim dedim, yazı biraz fazla kişisel oldu.