Audition (Ôdishon)

  • Tarih: Mayıs 13th, 2009
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (11 oyla: 10 üzerinden 8,55)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: A, Film Arşivi, KORKU SİNEMA, YAZARLARIMIZ

Yönetmen: Takashi Miike
Senaryo: Ryu Murakami, Daisuke Tengan
Yapım: 1999 / Güney Kore, Japonya Süre: 115 Dakika
Oyuncular: Ryo Ishibashi, Eihi Shiina, Tetsu Sawaki, Jun Kunimura, Renji Ishibahsi

Sinemaya izleyici çekme, gişe kaygısı gütme yada izleyicisine görmek istediklerini verme gibi bilindik sinema şablonlarını reddeden yönetmenlerin başında gelir Takashi Miike. Onun filmlerinde sansür kavramı tersine işler. Göstermekten çekindiği hemen hemen hiçbir şey yoktur. Hatta o kadar ileri gider ki geleneksel kavramları, erdemleri gidebileceği en uç noktaya kadar taşır ve yıkıma uğratır. Bu yüzden filmleri aşırı rahatsız edicidir. Bir yandan perdedeki şiddetten rahatsız olan izleyici, diğer yandan yönetmen tarafından maruz kaldığı psikolojik şiddetin huzursuzluğu altında ezilir.

İşte Odishon’da böylesi bir yalpalamaya maruz kalacağınız bir film. Huzurlu bir tekne yolculuğu yaptığınızı hayal edin. Bir süre sonra denizde büyük dalgalar oluşuyor ve tekne sarsılmaya başlıyor. Başınız dönecek, mideniz allak bullak olacaktır. Film bittiğinde buna benzer bir duyguya kapılacaksınız. Aklınızda kalan huzurlu yolculuğunuzdan çok bu sarsılmanız olacaktır. Odishon, “her şey yolunda gidiyorsa ters giden bir şey vardır” deyimine çok yakın duran bir ilk yapıya sahip.

Aoyama, karısını kaybetmiş, ergenlik çağında olan oğlu ile yalnız yaşayan, hemen hemen hiçbir sorunu olmayan bir adam. Tek sorunu hayatında bir kadın olmadığı için yalnızlık hissetmesi. Hatta genç oğlu kız arkadaşını onunla tanışması için eve getirdiğinde bu boşluğu izleyene de hissettiriyor film. Bir Tv yapımcısı arkadaşı, onun yalnızlığına çare bulmak amacıyla sahte bir Tv şovu seçmeleri organize ediyor. Amaç başvuru yapan genç bayanların içinden Aoyama’nın kendisi için partner seçmesine yardımcı olmak. Durağan geçen sahneler boyunca bizler de tıpkı Aoyama gibi mülakat yapan adayları inceliyoruz ve bir şekilde o odaya dahil oluyoruz. Sahnelerin çekim tekniği ile Miike bize Aoyama ve arkadaşının yanında bir sandalyede oturuyormuşuz hissi veriyor. Birbirinden fiziksel ve tavırsal olarak farklı bayan adaylarının içinde kararsız kalan adamın dikkatini çeken masum görünüşlü, Uzakdoğu korku filmlerinde gördüğümüz klişelerden olan uzun saçlı ve beyaz giysiler içindeki Asami oluyor.

Bir yandan romantik bir aşk öyküsü izlerken, diğer yandan bu işte bir iş var daha doğrusu bu işte Takashi Miike var diye düşünmemek elde değil. Bireyin farkında olmadan sosyal oluşum tarafından şartlandırıldığı kimliksel kalıplar vardır: Örnek eşi ölmüş yada eşinden boşanmış bir adamın hayatını ikame ettirebilmesi için gerekli olan bir hayat arkadaşı onun duygusal ihtiyacından önce gelen farkındalığı dışındaki şartlandırılmalardan biridir belki de.Bu bir şekilde kendisindeki yeterlilikleri içinde yaşadığı sosyal oluşuma ispat etme dürtüsü ile ilgilidir. Aoyama’nın Asami’yi onca aday arasından neden seçtiği hakkında kendisine sorduğu soruların cevabını almak için mi ısrarlıdır bu genç kadın hakkında? “Sadakat” kavramı bahsettiğim şartlandırılmışlardan sıyrıldığında nasıl tanımlanır? Adam kadında onu kendi hayatına çeken ne görmüş olabilir? Güvenli ve huzurlu görünen başlardaki tematik işleyiş, buzdağının görünmeyen kısmı hakkında korkunç bir sona sürüklerken usul usul hissettirir Asami’nin göründüğü gibi olmadığını.Gerçeğin ve hayalin, rüyanın ve uyanık olmanın, geçmişin ve bugünün birbirine girdiği sahneler, gerçeklik duygusundan koparırken, neyin gerçek olduğu konusunda doğru-yanlış tanımlamalarını da içine alan bir sorgulama yapmanıza aracı olacaktır. Müzmin dul Aoyama kendisine uygun (aslında toplumun da kabul edeceği kriterlere sahip) hayat arkadaşı bulmak isterken, onun hayatına kendi geçmişi ile birlikte adım atacağını düşünmemiştir muhtemelen. Tıpkı Asami’nin de bir geçmişi olduğu gibi.Adamın geçmişindeki arızalı davranışları yaşadığı toplumun erdemsel ikiyüzlülüğünün açık delilidir. “Erkeklerin dünyasında her şey mübahtır” mı acaba? Erdem sınırını nerede yitirir?

Oldukça feminist kabul edilen film, kadına “Asami kimliği” giysisi giydirerek erkekler için adeta bir uyarı sinyali taşıyor.Aynı zamanda sadakat kavramını düşünebileceğiniz tanımlamanın en derinine inerek bilinen ve kabul edilen sınırları aşıp sunuyor.Yüzde seksenlik bir süreçte başka bir film izlermişsiniz hissine kapılmanızı sağlıyor ve geri kalan süreçte Takashi Miike detaylı ve ağır işkence sahneleri ile o ana dek belki farkında dahi olmadığınız anlama şiddetle biçimlendirilmiş bir başka anlam yüklüyor.Buna da Asami’nin ses tonunu ve acayip rahatsız edici anlamsız repliğini, işkence aletlerinin ses efektlerini ilave edip adeta görsel şiddete işitsel olarak da katılmanızı ve bu şekilde size de Asami kanalı ile bize de işkence etmeyi başarıyor. Eğer erkek izleyicilerden biri iseniz, bu tür ayrımlardan hiç hoşlanmama rağmen bu sahneden dolayı bizlerden daha çok rahatsız edileceğinizi sizi temin ederim. Takashi Miike’nin , aslında kadın-erkek rolleri ve sadakat üzerine gittiği çarpıcı bir yapım “Ölüm Provası”. Biraz akıl karıştıran, işkence sahnesi ile allak bullak eden, asıl rahatsız ediciliğini bu rollerin sorgulanmasından dolayı başardığı halde akıllarda en çok işkence sahnesinin kalması ile “acaba gözden kaçan başka bir şeyler mi vardı” diye düşündürten ve bu şekilde yönetmenin aslında film kadar izleyiciyi de yönettiğini ispat eden yapım, her ne kadar yönetmenin diğer filmlerinden olan Ichi the Killer ve VisitorQ kadar uç noktalarda olmasa da gücünü Takashi Miike’nin özgün sinemacılığından alıyor ve yüzde yirmilik kadar bir süreçte gerçekten geriyor.

Film bitip jenerik akmaya başladığında lütfen kendinize sorun: Beni işkence sahnesi kadar rahatsız eden başka bir şey var mıydı?

Melisa Aydın

Etiketler: , , , , , , ,

Paylaş:

  1. İlk iki paragraf filme çok güzel hazırlıyor, son iki paragraf son vuruşu yapıyor. Filmin duygusu çok iyi anlatılmış. Açıkçası filmden bu kadar büyük haz almadım. Bir çok yeri yazıda dediği gibi durağan ve sıkıcıydı son dakikaları da çarpıcı. Yazı mükemmel olmuş. Yine de Takashi Mike deyince aklıma “İchi the Killer” gelir. Sanırım daha çok filmini izlemeliyim :)

  2. Bu filmi iki ayrı film gibi değerlendirebiliriz bence ilk bölümdeki dram ve hikaye anlatımı ikinci bölümdeki korku-gerilim öğesinden çok işlenmiş. Bu filmi bir bütün olarak düşünmekte zorlansam da genel olarak filmden keyf aldım. Bu film bende Tarantino ‘dan salt korku filmi izleme isteği uyandırıyor ki Tarantino ‘nun Allah sıhhat verirse (tek temmenimiz bu) böyle bir film çekeceğini düşünüyorum.

  3. Takashi miike’ın ilk izlediğim filmidir.Filmde şiddet sonlara doğru tavan yapıyor.Asami masum,sakin kendi halinde bir genç kız olarak görülüyor ama finale doğru sadist ve intikamcı eğilimleri ortaya çıkıyor.En iyi intikamcı kadınlar sıralamasında ilk 5 teki yerini alır:)finaldeki asaminin aoyamayı iğnelerle deşmesi yönetmenin Masters of horror’ın 1.sezonun final bölümü ”imprint” adlı bölümünede ilham kaynağı olmuş.

  4. Asıl ben size çok teşekkür ederim arkadaşlar.Odishon hem korku literaründe hem Miike antolojisinde çok ayrıcalıklı yeri olan bir film. Diğer tüm filmlerini göz öüne alırsak, Odishon’u kesinlikle ayrı bir atrafa alıp oradan bakmalı izleyici. Miike’nin hiç bir filmini sevmeyen korku sineması izleyicisi, bu filmi mutlaka benimseyecektir aynen dediğin gibi wherearethevelvets.

  5. Kesinlikle Miike’nin en başarılı filmi. Filmin ilk yarısında ne olacak diye beklerken Miike size öyle bir tokat atıyorki ikinci bölümde :) Hele o üçüncü fotodaki çuval yokmu, sandalyeden fırladım! Teşekkürler Melisa bu güzel inceleme için.

  6. wherearethevelvets

    Melisa sağol yaa. Valla iyi filmleri yazıyorsun.

  7. wherearethevelvets

    Melisa ipucu vermemek için konuya tanjansiyel yaklaşmış. Bir kere kan oranı düşük. Daha fazla olmalıydı.
    Miike’nin “Çin’in Uçan İnsanları” ile birlikte en tutarlı filmidir (bence). Geçmiş zamanı ve günümüzü o kadar içi içe geçmiş anlatır ki, kronolojik sırayı karıştırırsınız. Bazı sahneler gerçekten sürreel duygular verir insana. Bu kadar acımasız bir filmin bu kadar sanatsal anlatılması bana çok garip gelmişti ilk önce. Acımasız çünkü şiddet sahneleri o kadar umarsızca gerçekleştiriliyor ki, izlerken yerinizde kıvranıyorsunuz. Bence yönetmenin en iyi filmi. Diğer filmlerini izleyince hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, fakat bu filmle değil. Cevapsız arama, Ichi the Killer gibi abartılı, grotesk bir şiddet gösterisinden bahsetmiyoruz burada. Gerçekten sağlam bir film.

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.