Evil Dead Trap
02 Kasım 2009 Yazan dexter
Kategori E, Film Arşivi, KORKU SİNEMA, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl
Evil Dead Trap (Shiryo No Wana)
Yönetmen: Toshiharu Ikeda
Senaryo: Takashi Ishii
Yapım: 1988 Japonya Süre: 100 Dk. (Uncut 105 Dk.)
Oyuncular: Miyuki Ono, Aya Katsuragi, Hitomi Kobayashi, Eriko Nakagawa, Masahiko Abe, Yuji Homma
Nami Tsuchiya, gece yarısından sonra uykusu kaçanlar için amatör videolar sunan bir programın sunucusudur. Bir gün masasında kendisine gönderilmiş bir kaset bulur. Video kasette, bir fabrika alanına giden otobanın ve tabelaların uzun uzun kaydından sonra terkedilmiş binanın içinde işkence yapılan bir kadının görüntüleri vardır. Nami her zamanki gibi basit bir snuff kasedi olduğunu zannederken işkence gören kadınla kendi yüzünün hızla montajlandığını görür. Videodaki kadın kendisine tıpatıp benzemektedir.
Videodaki terkedilmiş binaya gitmeye karar veren Nami’ye program yapımcıları yardımcı olmaz. Onun yerine, ilginç bir hikaye ile ünlü olmaya meraklı, kamera arkasında çalışan 3 bayan arkadaşı (Masako, Rei ve Rya) ile bir ofisboy (Kondou) kendisine bu araştırmada yardım etmeye karar verir. Bir yandan videoyu izleyerek, görüntülerdeki yolları sırasıyla kat ederler ve haritalarda sözü geçmeyen, terkedilmiş bir fabrika alanına ulaşırlar. Burada kendilerini kanlı bir tuzak beklemektedir.
Çok beğenildiği için devam filmleri de çekilen bu yapıtın beni çok şaşırttığını belirtmeliyim. Çünkü gerçekten gerilimli bir Japon filminin 80′li yıllardan gelmesini beklemiyordum. Halbuki dönem ve coğrafya düşünüldüğünde, oyuncuların da porno geçmişleri göz önüne alındığında insan daha abidik gubidik bir şey bekliyor. Baştan söyleyeyim filmi çok beğendim. Ama maalesef kusursuzluğunu gölgeleyen bölümleri de yok değil.
Filmi iki bölüm halinde inceleyebiliriz. İlk yarısı yüksek ritmli ve gerilimli, giallo etkilenimli bir slasher janrında ilerliyor. Evet, belirgin bir “J-movie&Giallo” sentezinden bahsediyorum. Daha filmin başında “Bir Endülüs Köpeği”nden fırlama tanıdık ama daha gerçekçi malum sahne bana direkt Zombi 2‘yi hatırlattı. Sahneler ilerledikçe, müzik ve tekniğin de yardımıyla Argento’nun filmlerine göndermeler olduğunu hissediyorsunuz; özellikle “Suspiria”ya. Tüm bu anlatım tarzı, kanlı ve yaratıcı cinayetler ilk bölümü seyrine doyulmaz bir hale getiriyor. Fakat ikinci 50 dakika tam tersine sıkıcı ve gereksiz uzatılmış sahnelerle dolu.
İkinci bölümün akla getirdiği filmler arasında “It’s Alive”, “Alien”, “Total Recall”, “Saw” ve hatta “I Know What You Did Last Summer”ı sayabiliriz. Nami’nin olayların ardındaki gizemi araştırma çabalarından oluşan bu bölümün doğaüstü sulara yönelmesi bence gereksiz olmuş. Özellikle de baştan beri avaz avaz bağıran “şok final”in bir türlü ortaya çıkamaması ilgiyi düşürüyor. Film zaten gereğinden fazla uzun. Bu sahneler çıkarılarak daha güzel bir finale erişilseydi şu an bir klasik hakkında konuşuyor olurduk.
Filmi sırf ilk 50 dakikası hatırına izleyebilirsiniz. Ben 100 dk’lık cut versiyonunu izledim ama uncut diye 5 dk. fazlasını dahi izlemeye tahammülüm yoktu. Filmin güzel geriliminden, oyunculuğun kötülüğünü farketmeye zamanınız kalmıyor. İki boyutlu karakterlerin yetersizliği ikinci bölümde ayyuka çıkıyor. Renkler, çekim tekniği ve her an Goblin şarkısına dönecekmiş hissi veren müziği filmin artı hanesinde. Gore sahnelerin, döneminin batılı sinemalarının hayli ilerisinde olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. Her neyse, bir Japon filminde İtalyan korku sineması etkilerini hissetmek güzel bir tecrübeydi. Tavsiye ediyorum.
Murat “Wherearethevelvets” Akçıl




















wherearethevelvets demişki 06 Kasım 2009 17:27
Teşekkürler adaş
Murat Kızılca demişki 05 Kasım 2009 19:55
Evil Dead Trap özellikle doksanlı yılların başında korku sineması piyasasında fenomendi. Filmden o kadar abartıyla bahsediliyordu ki (filme ulaşamadığım için) merakımdan çatlıyordum. Çok daha sonra (elime geçen ilk fırsatta) Japonya’dan DVD sini getirtmiştim ama aynen Murat’ın eleştirdiği noktalarda film canımı sıkmıştı. (En başta FAZLA uzun süresi ile) Daha sonrasında filmin iki devam filmi daha çekildi. (Shiryo no wana 2: Hideki (1991) ve Chigireta ai no satsujin (1993)) Onlar ilk filmin yanında çok düdük kalıyorlar o ayrı.
Eline sağlık Murat, korku sineması adına mutlaka izlenmesi gereken filmlerden biri.
wherearethevelvets demişki 03 Kasım 2009 20:20
Sağol toprağım
tolga d. demişki 03 Kasım 2009 12:47
yazı ve kapak güzel murat
tebrikler
wherearethevelvets demişki 03 Kasım 2009 11:51
Desteğiniz için çok teşekkürler arkadaşlar. Fakat akasyaya da fazla yüklenmek gibi olmasın. O söyledikten sonra ben de sinema sitelerini dolaştım. Neredeyse hepsi aynı filmleri referans göstermiş (ben biraz daha fazla filmden bahsetmişim ama olsun. Suspiria ve Zombi 2den bahsediyoruz). Yani bir bakıma haklı oluyor akasya. Yazımın tamamen benim olduğuna, çıkarımlarımı bilinçli bir şekilde yaptığıma emin olması için daha ayrıntılı birşeyler yazacağım. Belki o zaman samimiyetime güvenir.
!!!SPOİLER!!!!
Filmin başındaki göze sivri cisim sokulması sahnesi kamera açısı ve kadın profilinin yönü de dahil olmak üzere Zombi 2′deki Paola’nın sahnesiyle tıpatıp aynı. Suspiria’nın sonundaki kaçış sahnesinde etraftaki patlamalardan panikleyen kızın sahnesi Evil Dead Trap’te birçok yerde kullanılmış. Kızın elleriyle başını kapaması da dahil olmak üzere o sahnenin bir temsili yaratılmış gibi. Rya’nın arabanın dışında tellle boğulması sahnesi Argento’nun bir çok filminde var. Profundo Rosso, Suspiria ve Trauma mesela. Filmi izlerseniz bu benzerliğin katilin deri eldivenli elleriyle perçinlendiğini göreceksiniz. Masako’nun sütuna bağlı olduğu tuzak sahnesinde kızın gözlerine odaklanan kamera “Opera”daki kızın gözlerine odaklanılan sahne ile aynı. Aslında filmin finali, daha önce bahsettiğim “Devil Fetus” filmine de benziyor. Fakat anlatım tarzının tamamen başka olduğunu açıklayabilmek için özellikle ikinci bir Uzakdoğu filmine benzetmekten kaçındım. Çünkü “Evil Dead Trap”te başka bir tarz yakalnmaya çalışılmıştı.
Katilin kıyafeti I Know What You Did Last Summer’daki katille aynı. Katil canavar bebek It’s Alive’a benziyor. Bu bebeğin, ikizinin karnından çıkması bana Total Recall’daki bir mutantı hatırlattı. Yine karnını ve göğüs kafesini parçalayarak çıktığı için ve göbek kordonunu kullanma şekli için Alien’a benzettim. Devil Fetusu da bu sebeple Alien’a benzetmiştim. Ha bir de “Bir Endülüs Köpeği” filmi benzetmesi var ki ona başka bir filmde daha ayrıntılı değineceğim, okuduğum yorumlarda rastlamadığım bir benzetme.
!!!!SPOİLER SONU!!!!
Akasya dostum, eminim okuduğun yorumlarda bu kadar ayrıntı yoktur. Umarım hangi göstergeden ne algıladığımı ve bunun için başka yorumlara bakmaya gerek duymadığımı açıklayabilmişimdir.
Nyarlathotep demişki 03 Kasım 2009 09:23
Varolanı yok sayarak eleştirmek, dolayısıyla özgün olmamakla suçlamak biraz komik değil mi? Hatta benzetme yaparsam anlatmak istediğim daha rahat anlaşılabilir.
Jan Svankmajer, Sileni’sinde Marqius de Sade’ye göndermeler yapmıştır, açılışta kendisi “filmin yıkıcılığını ve saygısızlığını” Marqius de Sade’ye borçlu olduğunu söyler. Fakat film içerisinde Marquis de Sade’nin kendi adının veya öykülerinin geçtiği en ufak bir bölüm yoktur. Yalnızca “etkilenilmiştir”. Elde hiçbir somut kanıt olmamasına rağmen, Svankmajer filmin açılışında bunu belirtmeseydi bile!, ben de Murat Akçıl’ın yaptığı benzetmeler gibi “Marqius de Sade öyküsü okuyormuşçasına bir zevk duyduğumu, kesinlikle kendisinden etkilenildiğini” rahatlıkla söyleyebilirdim. Marquis de Sade okuyan herkes bunu söyler, bahsi geçen film üzerine yazılan tüm incelemeler de bundan bahsedilir.
Fark yok. Etkileşim Evil Dead Trap filmindeki kadar aşikarsa bunu nasıl/neden reddedebilirsiniz ki?
Bu harika, eşsiz yazı için teşekkürler Murat Akçıl.
karasukru demişki 02 Kasım 2009 22:59
Murat hocam bu eleştirileri herkese yapabilirler ama sana haksızlık olur senin yazılarının eşşiz olduğunu biz biliyoruz , eşşiz bir yazıydı teşekkürler..
wherearethevelvets demişki 02 Kasım 2009 21:43
akasya, bu yorumu bir kere daha yapmıştın (Carnival of Souls). Dejavu oldu.
Yorumlarımı genelde kendime özgü bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Başka bir yerden kopya etmemeye özen gösteriyorum. Bu nasıl oluyor? Filmi izleyip onun hakkında yazılmış yorumları okumadan birşeyler karalıyorum. Ha, ben yazdıktan sonra benzerlik olmuş olmamış, bu beni pek ilgilendirmiyor.
“her an Goblin şarkısına dönecekmiş hissi veren müziği…” bu yorumumun başka bir yazıya benzeme ihtimali yok çünkü özel hayatımda da çok kullandığım bir kalıptır. Zombi2 ve Suspiria benzetmeleri de filmi izlersen, izleyicinin gözüne gözüne sokulan göndermeler. Ben izlerken “Aaaa burası şu değil mi yav” diyerek izledim. Başka bir filme benzetmek isterdim, mesela “Rüzgar Gibi Geçti”ye. Ama ona benzemiyor gerçekten. Zaten yönetmenin kendi yorumu da böyleymiş. Fulci ve Argento’ya bilerek gönderme yapmış. Bu durumda benim ne yapmamı istiyorsun?
akasya demişki 02 Kasım 2009 21:06
şu filmle ilgili nekadar yorum okuduysam hepsi birbirinin aynı ve özgünlükten uzak yorumlar. zombi2, suspira benzetmeleri… “Goblin şarkısına dönecekmiş hissi veren müziği” bu cümle gibi imdb ve forumlarda 1 milyon aynı cümle var. özgün yorumlar çıkmıyor mu yoksa ???
devilboy demişki 02 Kasım 2009 17:41
Hımm..Japon slasher..İlginç!..