The Ruins

  • Tarih: Ocak 23rd, 2009
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (11 oyla: 10 üzerinden 6,55)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: 2000-2010 Arası, A.B.D., Avustralya, Film Arşivi, Korku, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl, R

Yönetmen: Carter Smith
Senaryo: Scott B. Smith (Kitap)
Yapım: 2008, ABD/Avustralya Süre: 93 Dakika
Oyuncular: Jonathan Tucker, Jena Malone, Laura Ramsey, Shawn Ashmore

İtiraf etmeliyim bu kadar güzel bir film beklemiyordum. Daha önce izleyenlere göre çok komik ve saçma bir filmmiş; bana öyle söylemişlerdi. İzleyince fikrim değişti ve sadece kendi zevkime güvenmeye karar verdim.

Konu çok klasik. Kızlı erkekli Amerikalı 4 arkadaş (ki bunlar sevgilidirler) tatillerini Güney Amerika’da geçirirken kendileri gibi turist olan bir Alman, onlara gizli bir kalıntıdan bahseder. Bu bir Aztek tapınağıdır (bir piramid). Arkeolog olan kızkardeşi bu harabeyi araştırmaya gitmiş ve kendisinden bir daha haber alınamamıştır. Ablasını aramaya giden bu gence katılmaya karar veren bu gençleri cezbeden olay, harabenin hiçbir haritada yer almamasıdır. Yunan turistlerden bir grup ta bu araştırmaya katılmak ister. Hepsi, çok bilinen turistik yerleri gezmek yerine bu maceralı yolculuğu tercih etmektedir.

Dört arkadaş, Alman genç ve bir Yunan yola koyulurlar. Yolculuk bir ormanda sonlanır. Kızlar bekledikleri gibi çıkmayan yolculuk nedeniyle sızlanmaya başlar. Kimse tertibatlı ve uygun kıyafetli değildir çünkü. Nihayet bulunması güç bir patikayı izleyerek tapınağa ulaşırlar. Rahat bir soluk alan gençler, ağaçların ve sarmaşıkların arasında neredeyse görünmez olan bu eserin tadını çıkarmaya çalışırken çevreleri yerli halkla çevrilir. Elleri silahlı bu adamlar, gençlerin tapınaktan uzaklaşmalarına izin vermemektedirler. Piramidin tepesine çıkan ve burada mahzur kalan gençler, yerli halkın tapınak etrafında kamp kurmalarını dehşele izlerler. Bu insanlar (erkek, kadın, çocuklar hepsi orada yaşamaya başlar sanki), gece gündüz onları izleyecek ve kalıntılardan bir adım bile uzaklaşanı öldüreceklerdir.

Dil sorunu nedeniyle bir türlü dertlerini anlatamayan gençler, Alman’ın ablasının çadırını ve eşyalarını bularak bunlardan yararlanmaya çalışırlar. Yemekleri ve suları yoktur, uzun dayanamayacakları kesindir. Tek umutları, sonradan kendilerine katılacak olan Yunan ekibin gelerek olayı farketmesi ve polise haber vermesidir. Fakat olaylar düşündükleri gibi ilerlemez ve yerlilerin neden kendilerini buraya hapsettiklerini yavaş yavaş keşfederler.

Filmin sürprizini bozmamak için daha fazla anlatamıyorum. İtiraf etmem gerekir ki oldukça kanlı ve asab bozucu bir film. Filmin bir çok artısı var. Bilgisayar efektlerini çok az kullanması (ki manyak ayrıntılarda kullanılmış bu yöntem. Geri sarıp gözden kaçırdığınız garip kımıltıları izlemeniz gerekiyor); onun yerine makyaj ve acayip gerçekçilikte protezleri tercih etmesi, yönetmenin kendi fikriymiş. Böylece eski korku filmlerinin çiğ havasını vermeyi amaçlamış –ki kesinlikle takdire şayan. Bir kopan bacak var ki… Başka bir sahnede uyluğu kesilen kızın kesik yerinin makyajı bile ayrıca değinilmesi gereken bir unsur. Valla film olduğunu bilmesem fasciotomi yapılmış derdim!

Bir romandan uyarlanan film tek mekanda geçiyor ve hiç sıkıcı değil. Tapınağın gerçekçiliğinin altında, bir bölümünün “gerçekten” inşa edilmesi yatıyor. Lord of the Rings’in dekor yönetmeni burada da yer almış ve aynı diğer filmde yaptığı gibi burada da binaları gerçekten yapmış (Film seti de Avustralya’da kurulmuş zaten. El değmemiş doğa izlenimi vermek için iyi bir mekan). Oyuncular da beklenenin üzerinde rol kesiyorlar; Jonathan Tucker (Masters of Horror’un Tobe Hooper yönetimindeki Dance of the Dead epizodu, 2003 yeniden çevrim The Texas Chainsaw Massacre ve Pulse yeniden çevrimi), Jena Malone (Donnie Darko, The Dangerous Lives of Altar Boys), Shawn Ashmore (X-Men’de Iceman, Smallville’de Eric Summers’i canlandırmıştı) ve Laura Ramsey (Venom) stress altında kişilikleri çözünen arkadaşları başarıyla canlandırıyor. İzleyin derim…

http://www.ruinsmovie.com

Yazan: Wherearethevelvets

Etiketler:

Paylaş:

  1. Filmin yorumlarına ilk baktığımda Hostel’le başabaş diyorlardı ama bence Hostel toz yutturur,pek beğenmedm sadece kızın vücudunu kestiği yeri beğendim o kadar.

  2. Sitede şimdiye kadar okuduğum yazıların neredeyse tamamı düşüncelerime ve yorumuma fazlasıyla uyuyordu. Ama ilk defa bir filmle ilgili tam tersi düşüncelerimi bu kadar fazla gördüm. Bu filmle ilgili beklentim olmamasına rağmen izlerken sıkılmış, ne gidişatını ne finalini ne de filmi sevmiştim. Yine de yazı filme daha farklı açıdan bakmama yardımcı oldu. Her ne kadar hala iyi bir film olarak görmesem de yazının filmin artılarını ve eksilerini güzel bir şekilde gösterdiğini düşünüyorum. Bu siteyi de o yüzden seviyorum ve takip etmeye devam edeceğim.

  3. 2005 tarihli, Invasion’ı alırken de böyle hissetmiştim.Bilindik konu, rutinin dışına çıkamayacak ama tanıtımında beylik sözlerden de fazlasıyla nasibini almış,vasat veya en iyi ihtimalle ortalamanın üzerinde bir film izleyececeğim.Sonuç; şaşırtıcı oldu. Gerçi Invasion beklediğimin çok üzerinde çıktı benim için, bir an olsun gözlerimi ekrandan alamadım.Sınırlı mekanda, arada sırada görünen oyuncuların dışında, korkuyu kulaklarımızla hissedebildiğimiz ilginç bir yapıttı. The Ruins de şımarık bir grup gencin sırasıyla hakkın rahmetine kavuşturulmasından çok daha farklı birşeyler verebilmiş…İkinci defa da izlenir, üç fazla olabilir belki.

  4. Ruins gösterime çıktığından beri gelen eleştiriler hep olumsuz yönde olduğu için bu yazıyı okuduktan sonra ancak seyretme isteği doğdu.Açıkçası türün kemik kitlesini temsil eden tutkunlarını pek tatmin etmiyecek bir film.Tarihi mekan ve hikayeye giren yerliler filmi korku türünden alıp bambaşka yerlere taşıyor sanki.Ama oyunculuk performansları ve yaralanma sahneleri bu dezavantajları bir nebze olsun hafifletiyor.Özellikle ‘Cabin Fever’de gördüğümüz vücut dejenerasyonlarını Ruins’te de içimizi sızlatacak biçimde fazlasıyla görüyoruz.Sonuç olarak tutkunları için nostaljik, diğer izleyici kitle içinse etkileyici bir korku filmi sayılabilir Ruins.

  5. wherearethevelvets

    Evet film çok klişe. Ama eski tatları özleyenlere önerilir, en azından kendi janrıyla dalga geçmiyor ve dialoglar sırf zaman geçirmek için araya serpiştirilmiş gibi değil.

  6. Bununla birlikte hemen hemen aynı klişeleri kullanan yeni bir film var: Splinter..meraklıları bulup izlesin derim..

  7. Ben de tam tersine beklentimim çok çok azını alabildim bu filmden. Türün klişelerine gereğinden fazla baş vurmuşlardı. Kuyu meselesiyle ve diğer yaptıklarıyla zorla kendilerini kullanılamaz duruma getirmeleri ise benim için kopma noktası oldu. Bütün bunlara rağmen hikayenin derininde ilginç yanlar vardı, ama onlar da filmin zayıflıkları karşında benim için yeterli olmadı…

  8. İtiraf etmeliyimki bende beklediğimden çok daha iyi bir filmle karşılaştım izlediğimde..Klasik teen slasher gibi başlayan ancak ikinci yarısıyla birlikte bambaşka bir havaya bürünen bir film mutlaka izlenmeli..

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.