From Beyond

  • Tarih: Aralık 7th, 2009
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (2 oyla: 10 üzerinden 9,00)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: F, Film Arşivi, KORKU SİNEMA, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl, YAZARLARIMIZ

Yönetmen : Stuart Gordon
Senaryo : Brian Yuzna (H.P. Lovecraft’tan uyarlama)
Yapım:1986, ABD, 86 Dakika (director’s cut)
Oyuncular: Jeffrey Combs, Barbara Crampton, Ken Foree, Ted Sorel, Carolyn Purdy-Gordon

Pineal bez, beynimizin daha ilkel seviyelerinde konumlanmış küçük bir gland. Melatonin ve serotonin gibi vücut için çok gerekli hormonları salgılayan bu bez küçük bir kozalağa (Lt. Pinea) benzediği için bu adı almış. Salgıladığı hormonların uyku-uyanıklık durumu, hisler, davranış tarzı ve cinsellik gibi görevleri olduğundan, tarih boyunca “3. göz” ya da “6. his” gibi benzetmelerle tanımlanmış. Depresyonun, vücuttaki serotonin (mutluluk hormonu) miktarının azalmasından kaynaklandığı bulunduğundan beri pineal bez daha da önem kazandı. Özellikle yaşlılarda bu bezin atrofiye uğraması (küçülmesi) değişik derecelerde depresyon ve davranış değişikliği yapıyor. O yüzden yaşlılar genelde huysuz ve aksidir!

“İnsanlar kolay bir av adeta!”

H.P. Lovecraft’ın kısa bir öyküsünün serbest uyarlaması olan bu filmde, pineal glandın büyüyerek yönetimi ele alması durumunda olabilecek şeylere cevap aranıyor. Dr. Edward Pretorius (Ted Sorel), bu konuya kafayı takmış çılgın bir profesör olarak, pineal glandın büyümesine neden olan bir rezonatör yapıyor. Sado-mazo eğilimleri de olan bu profesörün asistanı Crawford Tillinghast (Jeffrey Combs) bir gece rezonatörü çalıştırmayı başarıyor fakat (klasik olarak) işler yolunda gitmiyor ve profesörün kafası “öteki taraftan” gelen yaratıklar tarafından koparılıyor. Kafayı sıyıran Crawford, cinayet (?) için sorgulanmak üzere tımarhanede tutulurken, olayı çözmeye çalışan psikiyatrist Dr. Katherine McMichaels (Barbara Crampton) genç adamın gözetimini almak için polisten izin alıyor. Bu hırslı ve meraklı (aynı zamanda seksi) kadın, isteksiz Crawford ve güvenliği sağlamakta görevli polis Bubba (Ken Foree) ile birlikte olayların gerçekleştiği (666 no’lu) eve geliyor. Crawford kendi haklılığını kanıtlamak için rezonatörü çalıştırıyor ve Katherine (klasik olarak) insanın başına ne geliyorsa meraktan geldiğini biraz geç anlıyor.

En baştan söyleyeyim, film harika! Re-Animator’ün ardından yine aynı ekiple gerçekleştirilen film, Stuart Gordon, Brian Yuzna ve (aynı zamanda kendisi de trash film yönetmeni olan) Empire Pictures’un sahibi Charles Band’in başının altından çıkmış bir klasik. Stuart Gordon bu ikinci uzun metrajında Cronenbergvari bir “body-horror” yapıtına imza atmış. İlginç öykü büyük bir akıcılık ve enerjiyle aktarıldığı için film göz açıp kapayıncaya kadar bitiveriyor. Öyle bir içim su, öyle bir eğlence kaynağı…

Başka yerlerde de bahsettiğim gibi filmin heyecanının çoğunu plastik efektler ve makyaj veriyor. Beyni “öteki taraftan” gelenlerce alınan Dr. Pretorius’un yeni bedeninin değişme aşamaları bana Brian Yuzna’nın “Society”sini hatırlattı. Ekip oldukları için bu beni şaşırtmadı. Bedenin en son aldığı şekil “The Thing”i ve biraz da “Hellraiser II”yi andırıyor. Her yerden vajina similasyonları ve fallik objeler fırladığı için Cronenberg’in filmleri (özellikle Videodrome ve Rabid) akla ilk gelenlerden. Zaten makyaj departmanından Mark Shostrom’un aynı zamanda Videodrome’un makyaj ekibinde yer alması bu fikri güçlendiriyor. Geri kalan makyaj ve efekt sorumluları John Carl Buechler, John Naulin ve Anthony Doublin de ödülleri hak ettiklerini kanıtlayacak marifetler sergilemişler. Artık izlediğimiz filmlerde plastik efekt departmanına ayrıca önem vermeliyiz zannımca.

“Her başarılı canavarın ardında bir kadın vardır.”

Filmin oyuncu kadrosu süper. Özellikle bu iş için yaratılmış gibi duran, başka dallarda kolaylıkla harcanabilecek üç kült oyuncuyu yanyana görmek insana ayrı bir zevk veriyor. Re-Animator ile, ilginçtir, bir seks sembolü haline gelen Jeffrey Combs hakkında söylenebilecek pek birşey yok. Aksiyona yatkın, hem iyi hem de kötülerin saffında yer alabilecek esnek bir oyunculuğa sahip kendisi. Dawn of the Dead gibi, bildik bilmedik sürüyle kült korku filminde yer alan Ken Foree ise bu rol için biçilmiş kaftan. Ama asıl assolist tabi ki Barbara Crampton. Kadın gerçekten iyi bir oyuncu. Filmde soğuk bilim kadınını, seks bombasını ve çatlak kadını aynı başarıyla canlandırması bir yana; nerdeyse filmin başrolüne soyunuyor ki bu türde genellikle kadın kahraman ilk sırada anılmaz. Dr. Pretorius’un dolaplarında bulduğu deri kıyafetlere isterik bir edayla yaklaştığı, onları üzerinde deneyip aynada ruj sürdüğü sahne, bence sinemanın en seksi sahneleri içinde yer almalıdır. Kusursuz bir güzelliğe de sahip değil ama kadının her yerinden seks akıyor yahu.

Peki filmin “olmayan” tarafları yok mu; var. Mesela uyarılan pineal glandın insanı bu kadar değiştirmesi (cinsel duyguları azdırıyor, beyin emmeye teşvik ediyor) tıbbi olarak ne kadar mümkündür bilmiyorum ama anatomik olarak pineal glandın alından çıkması, fikir olarak ilginç olsa da, pek uygun değil. Harekete duyarlı, havada yüzer gibi uçan, balık benzeri saldırgan yaratıkların “bluebox” efektleri günümüz seyircisine komik gelecektir; zamanında üstün bir başarı olarak görülse de. Bu ne kadar handikaptır bilemiyorum ama Stuart Gordon filmlerinin çoğunda görülen, filmin yapısına sinmiş komedi havası, izlediği filmde ciddiyet arayanları rahatsız edebilir. Benim için bu saydıklarım bir negatif durum teşkil etmemiştir, o ayrı.

Daha fazla ne diyebilirim? Korku filmi seven herkese tereddütsüz tavsiye ederim. İzleyen herkes mutlaka kendine göre bir memnuniyet kaynağı bulacaktır; bu yönetim ve anlatım tarzı olabileceği gibi, efektler, oyuncu kadrosu veya harika müziği de olabilir.

Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Etiketler: , , , ,

Paylaş:

  1. Muhteşem film muhteşem!..Müzikleri de muhteşemdir ayrıca..

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.