Frontier(s)
Kategoriler: F, Film Arşivi, KORKU SİNEMA, Ömer Temizkan, YAZARLARIMIZ
Yönetmen: Xavier Gens
Senaryo: Xavier Gens
Yapım: 2007, Fransa, İsviçre Süre: 108 Dakika
Oyuncular: Karina Testa, Aurélien Wiik, Patrick Ligardes, David Saracino, Chems Dahmani, Maud Forget, Samuel Le Bihan, Estelle Lefébure
Açıkçası yazıya nerden başlayacağımı bulmak için iki gündür düşünüyorum (bu da en klasik açılış cümlesidir). Daha önce yazdığım yazılarda çok beğendiğim ve benim için değeri olan filmleri ele almıştım. Bu yazıya konu olan filmi ise uzun zamandır izlemeyi düşünüyordum. Genellikle olumlu yönde eleştiriler alan bir yapımdı. Afişinde yer alan “Bu film çok gerçekçi işkence sahneleri içermektedir” uyarısı ve daha önce izlediğim ve film için referans olarak gördüğüm son dönem Fransız Sineması örnekleri sayesinde büyük bir beklenti içinde filmi izledim.
Sınırda 2007 yılı yapımı bir film ve o yıl yapılan After Dark Horror Fest’te gösterilmiş, daha sonra içerdiği şiddet nedeniyle yaş sınırı 17’ye çekilerek bir yıl sonra sinemalarda gösterime girmiş.
Film başlangıçta siyasi bir söylem üzerine oturtulmuş. 2007 senesinde yapılan başkanlık seçimlerini aşırı sağcı Sarkozy’nin kazanması ve toplam oylarda da sağ partilerin büyük üstünlük kurması dünya genelinde bazı tartışmalara neden olmuştu. Özellikle Fransa gibi çok sayıda göçmenin yaşadığı bir ülkede, faşist olarak adlandırılan birinin başkanlığı kazanmasının ülke içinde bir çok soruna neden olacağı öngörülüyordu. İşte film o dönemde yaşanan bazı gösterilerle, polislerle halk arasında yaşanan çatışma sahneleriyle açılış yapıyor.
Sokaklarda adeta savaş ortamı varken, genç bir kız Yasmin ve bir grup göçmen arkadaşı soygun yapmışlardır. Soygun sırasında parayı almalarına rağmen başarısız olmuşlar ve peşlerine çok sayıda polis takılmıştır. Bu kaçma kovalama sırasında Yasmin’in abisi ağır şekilde yaralanır. Gençler ikiye ayrılırlar. Yasmin ve eski sevgilisi abisini hastaneye götürürken, diğer iki arkadaşları paraları alarak kaçmaya devam ederler.
Eğer bu kısma kadar sıkılmadan gelmeyi başarırsanız filmin geri kalanı için biraz daha şans verebilirsiniz. Çünkü buraya kadar sadece kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir yapım. Bu andan sonra ise takati tamamen tükeniyor, yürüyecek hali kalmıyor ve koluna girecek birilerine ihtiyaç duyuyor. Filmin bu haline acıyıp yardıma ilk koşan ise Eli Roth’un Hostel’i oluyor. Yasmin’in abisi hastanede ölüyor. Soruşturma yapmak için gelen polisi görünce Yasmin ve eski sevgilisi hızla olay yerini terk ediyorlar. Diğer iki arkadaş ise Hollanda’ya doğru yola devam ederlerken sınıra yakın bir yerde karşılarına çıkan Hostel’e giriyorlar. Bildik konu işliyor. Gençler Hostel’de tanıştıkları ateşli kızlarla vakit geçiriyorlar. Bu kızlar aynı zamanda bu aile Hostel’inin sahibinin kızlarıdır. Dünyanın en tuhaf ailesinin kızlarıyla seviştikten sonra, kızların abisi çocuklara yemek hazırlar “hadi bakalım delikanlılar, enerji kaybettiniz biraz yiyin de gücünüzü toplayın” der. Bu basiretsiz abi kızkardeşlerine “sürtük” denildiğinde ise bir anda 10 kaplan gücünde bir babayiğite dönüşür. Duruma çok içerler ve gençleri gidip abisine söyler:) Abisi geldiğinde ise onları bir güzel döverler. Gençler bir yolunu bulup kaçmaya başlarlar. Arabayla kaçarlarken kaza geçirirler.
Hostel’in etkisi geçmeye başlayınca kolsuz kanatsız kalan filmin yardımına Descent yetişiyor. İki arkadaş bir tünele giriyorlar. Descent’in en klostrofobik anını tekrar yaşamaya başlıyoruz. Gençlerden biri tünelin daraldığı bir yerde sıkışıyor ve ne ileri ne geri gidebiliyor. Diğer genç ise Descent bize yetmeyecek diyerek kamerasının gece görüşünü açıyor ve bir anda Rec uzaktan koşar adımlarla gelip diğer kollarına giriyor. Gece görüşünde parlayan gözler yüzünden dehşet içinde kalıyoruz. Bir şekilde tünelin ucuna geldiklerinde ise onları çok daha büyük bir tehlike bekliyor. Geçirdiği estetik ameliyat sonucu maske takmasına gerek kalmamış Leatherface tek vuruşla gençlerden birini etkisiz hale getiriyor. Böylelikle “Texas Chainsaw Massacre” siz yokken biz vardık diyerek bütün filmi ele geçiriyor. Bundan sonra Leatherface, Şerif Hoyt ve ailenin diğer bireyleri gençlere yapabilecekleri tüm zulmü yapmak için bir araya geliyor. Ailenin diğer üyeleri Hostel’e gelen Yasmin ve yanındaki arkadaşını da ele geçirip bizim için sıcak bir kan banyosu hazırlıyorlar. Burada Şerif Hoyt’a benzettiğim ailenin babasının eski bir nazi olması nedeniyle yine bir siyasi gönderme yapılıyor. Bu baba geçmişten gelen duygu ve düşünceleriyle ari ırkını korumaya çalışmakta ve özellikle Yahudilere karşı nefret duymaktadır.
Filmin bundan sonra Texas Katliamı’ndan zerre kadar farkı kalmadığı için anlatmaya pek gerek görmüyorum. Film daha birçok sahnesinde değişik filmlerden kısmi alıntılar yapıyor. Karakterler zerre kadar bir orijinallik taşımıyor. Leatherface ve Şerif Hoyt’un yanı sıra House of the 1000 Corpses filminden silah düşkünü ve ateşli Baby Firefly bize bir selam çakıyor. Yasmin ise ayrı bir dert, kendisi slasher filmlerinde sona kalan kızı oynuyor. Korkudan titreyiş şekli beni tam anlamıyla delirtti diyebilirim. Bu korkak kızımız filmin sonunda ise tam anlamıyla bir Rambo’ya dönüşüyor. Dalga geçtiğimi düşünmeyin sakın, gerçekten Rambo görse ağzı açık seyreder bu ufak kızı. Rambo kadar iyi silah kullanmasının yanında en az Mike Tyson ve Muhammed Ali kadar da yumruklara karşı mukavemeti var.
Filmin biraz da artılarından söz etmek gerekirse iki tane artısını bulduğumu söyleyebilirim. İlki gerçekten çok hoşuma giden bir buharlı oda sahnesi var, diğeri ise müzikleri. Müzikler son derece kaliteli. Bu kadar bitti.
Bugüne kadar izlediği en kötü filmden bile zevk almasını bilen biri olarak Sınırda bana fazla geldi. Kendi başına bir marifet ortaya koyamayan, değişik filmlerden alıntı yapıp bunda da aşırıya kaçınca komik duruma düşen bir yapım. Bugüne kadar izlemeyen pek kalmamıştır gerçi ama izlemeyen kişilere tavsiyem çok boş zamanınız varsa ve başka yapılacak hiçbir şey yoksa izleyin bu filmi. Ben sıkıldım siz sıkılmayın diye söylüyorum.
Ömer Temizkan
















Bu arada yorumda düzenleme yapılamıyor ayrıca belirtmek istedim eleştirim yazarın şahsına değil filme bakışınadır. Dili sert görünebilir ama saldırı amaçlı değildir. Canevrenol’un filme bakışına katılıyorum.
Filme büyük bir haksızlık yapılan bir eleştiri olmuş. Nedenine geleceğim Can Evrenol zaten söylemiş ama kendi adıma da belirtmem lazım. İlk olarak haksızlığın en büyük nedeni olan genel eleştirmen tarzına karşı çıkmak ve bu eleştiri tarzını eleştirmek istiyorum. Eleştiriye bakarsanız devamlı eski filmlerle bir karşılaştırma yapılıyor bariz bir şekilde ki bu kanımca bir filme bakmak için günümüzde çok tehlikeli bir hal alıyor. Sinema tarihi gittikçe köklü bir geçmişi olan bir hale geliyor. Sinema eleştirmeni çok film izleyen biri olabilir ancak her filmi izlediği eski filmlerle karşılaştırarak “ben bunu görmüştüm” tarzında eleştiri yaparsa 10 yıl sonra eleştirmen diye bir şey kalmayacak. O açıdan teksas katliamında efendim bu vardı, hostelde bu işkencelerin alayını gördük, el kamerası çekimini Rec popüler yaptı vs. tarzı eleştiri bana artık her yerde gördüğüm üzere yanlış ve gereksiz geliyor. Filmlere film olarak bakmayı unuttuk devamlı bir karşılaştırma yapıyoruz. İlk izlediğimde ben de bu filmi Teksas Katliamına benzettim ama ikinci izleyişimde gerçekten kendine has bir düşüncesi ve tarzı olan bir film gördüm. Sınırda, için politik gerilim diyebiliriz. Politika ve siyasetin içine bu denli giren aşırı şiddetli bir gerilim filmi çekmek günümüzde çok rastlanan bir şey değil. Fransa’nın günümüz siyasi ve sosyal duruşundan tutun da 60 yıl önce yaşanan II. Dünya Savaşına dair derin eleştirileri olan son derece başarılı bir gerilim filmi ve aynı derecede şiddet unsurları içeriyor. Sınırda kesinlikle izlenilmesi ve feyz alınması gereken bir film bence. Kesinlikle basite alınacak ve sıkılıncak bir film değil…
“Sınır(da)” düşünsel olarak derdini seyirciye aktarmaya çalışsa da, aynı biçiminde olduğu gibi bunu da çok büyük bir tutarsızlık içinde yapıyor. Taraf olduğu ve kendi içinde “acı çeken, ezilen” kesimde yer alan insanları derinlikten uzak bir şekilde tasvir ediyor. Film, başlangıç bölümünde çeşitli politik konulara parmak basmayı denerken, hümanistçe yaklaştığını sandığı karakterler birer karikatürden öteye geçemiyor. Zaten “faşist” olarak tanımlanan şahıslarda, karakter gelişimi açısından, fazlasıyla yüzeysel kalıyor.
Bunun yanında film, ‘faşizm’i Hitler ideolojisiyle sınırlayarak, seyirciyi bu konuda geniş boyutlu düşünmeye itecek en küçük bir ipucu bırakmıyor. Böyle bir yaklaşım filme neredeyse müsamere tadı veriyor. Ayruca, bu kadar eleştirdiği şiddet olgusunu seyirciye estetize bir şekilde göstermesinin ne kadar doğru olduğu sorusu ise, filmin varmak istediği noktayı düşününce oldukça ironik kalıyor.
Bu kadar zorlayıcı sahnelerden ve faşizmden bahsederken, “Sınır(da)”nın akraba olduğu film “Salo ya da Sodome’un 120 Günü”nden (“Salò o le 120 giornate di Sodoma”, 1975) bahsetmemek olmaz. Sunum ve ‘gösterme’ şekli olarak “Salo”ya oldukça yakın duran film, seyircide benzer duygular oluştursa da “Salo”nun zamanın şartlarına muhalif duruşunun yanına bile yaklaşamıyor. Çünkü “Sınır(da)”nın görsel olarak yaptıklarını onlarca film zaten yaptı. O yüzden bu konuda herhangi bir sansasyon yaratamayacak kadar zayıf bir film olarak kalıyor “Salo”nun yanında.
Noldu ben yokken burda kavgamı çıktı yoksa:)Bu filmin puanlamasını Ömer değil ben yapmıştım..Aslında yanlış yaptım çünkü filmi izlemeden puanlama verdim..Nedenide şuydu; Bu filmin ilk 40 dakikalık bölümünü izlemiştim ve sanırım bi işim falan çıktı kapadım filmi..O ana kadarda bişey anlamadım açıkçası filmden ve beni cezbetmemişti..Daha sonra Ömerin incelemesini okuduktan sonra kötü bir filmle karşı karşıya olduğum kanaatine vardım..Daha sonra black bu film çok iyi kan oranını niye böyle düşük yaptın dedi:)Daha sonra Can’ın yorumunu görünce acaip bir ikileme düştüm..En sonunda filmin tamamını izlemeye karar verdim:))..
Bir Fransız Lisesinde okudugumdan zor izlettirdiler şu fransız filmlerini , bundanmıdır bilmem ama fransız filmi diyince kaçarım.Sınırdada bu filmlerden biri oldu.
Saw ve Hostel’den eski film izlemeyen sinema izleyicisinin abartıp anlattıgı bu filme gittigime pişman oldum, gerçekten sıkıcı ve bi o kadarda tanıdık bir filmdi.
Hiç izlenmese olur.
Yazı için teşekkürler.çok güzel bir yazı olmuş.
Can Evrenol haklısın belki; film sadece Texas Katliamı’nın izinden gitse ben de saygı duyardım. ama benim eleştirdiğim tarafı tamamen kolaj bir çalışma olması. Yorumlar kısmına bakarsan bodrum katında hapsedilen ve cesetlerle beslenen çocuklardan bahsettim. Bunların üstüne gidilse çok güzel bir film çıkabilirdi ortaya. Fakat işin kolayını seçmişler ve korku sinemasının en bilindik yapımlarını bir araya getirip alın size film demişler.
Festivalde gösterilmiş ama bu film zaten kendi içinde bir festival.
İki farklı düşüncenin çatışması (Temizkan-Evrenol) bence çok hoş. Bir film eleştirisi böyle yapılır çünkü.
Bende bu filmi yuhalıyorum, çürük domates atıyorum hatta kafasına kafasına. :p Oranlar üzerinde değişiklik yapıyorum derhal
Frontiers’ın burda son derece hakkının yendiğini düşünüyorum.
Frontieres, bugüne kadar izlediğim orjinal Texas Chainsaw Massacre (1973) yolunda giden tartışmasız en başarılı film. Fransa’daki kültür çatışması, zenofobi, dünyanın yeni politik düzeni ve şehirlerdeki tekinsizlik bu filmin belmekimiğini oluşturuyor. Orjinal Texas Chainsaw Massacre nasıl 1970ilerdeki hippi hayatının sona erdiğinin habercisiydiyse, Frontiers de 2000lerdeki ”göç sorunu” ve alt tabakanın isyanının felaket tellalığını yapıyor.
Hikayemizin kahramanları, polis ile çatışan, hatta polise ateş eden ve polisin yüzüne tabancanın kabzasıyla vuran isyankar gençler. Hal böyle olunca sosyal göndermeler baştan yerine oturuyor. Bu gençler, polisle çatıştıktan hemen sonra şehir dışına kaçarken Fransa-Almanya sınırında bir garip otele geldiklerinde ise onları Grimm Kardeşler’in masallarındaki “yerin yedi kat dibine inmeler”, “çocuk yiyen cadı kadınlar”, “madenciler”, “sofra başında yaşanan dehşetler” bekliyor… Texas Chainsaw Massacre’a yakışır bir şekilde Frontiere(s), gerçekten dehşet dolu bir tutsak edilme ve hayatta kalma hikayesi sunuyor. Temizkan’ı da anlıyorum ama bu filme ordan burdan çalmış çırpmış diye bakamadım ben.
Filmdeki Nazi unsuru da bu dehşetin Avrupa’da yarım asır önce nerelere vardığını bizlere hatırlatıyor ve aslında belki bu hala burda dyor bize!
Ayrıca filmin Grand Guignol faktörü bugüne kadar gördüğünüz bütün filmleri solluyor. Bu filme kan oranı için 7 verilmesine inanamadım. Ya 9, ya 10 bu filmin kan oranı!! Başka daha kanlı kaç tane film var allahaşkına??
Son yıllarda izlediğim tartışmasız en iyi aksyon/korku filmi Frontiere(s)!
NOT: Bir tek filmin finalinde yazılar çıktığı zman çalan müzik bir çuval inciri berbat ediyor.
Kan oranı daha fazla olabilirdi sanki…
bu sınırda filmini izlerken teksas katliamı filmini izlemiş gibi oldum hemen hemen her iki filmde`dede fark yok aynı kana susamış piskopat bir aile ama SINIRDA filmini baya bir başarılı buldum ,kan vahşet işkençe ne ararsan var filmde, tavsiye ederim güzel bir KORKU filmi.
Açık konuşmak gerekirse filmi beğenmedim. Nedeni bence bu film tam bir derleme olmuş. Bir sürü filmden alıntı resmen, hiçbir özgünlüğü yok bana göre. Bahsi geçen filmlerden birer parça koyup bu filmi çıkarmışlar ortaya. Sadece başlangıçtaki siyasi olaylar biraz kendine has olmuş. After Dark festivalde aynı dönemde gösterilen diğer filmlerin vasat olması dolayısı ile Frontier(s) daha bir ön plana çıkmış bana göre. Temizkan ile zaten aynı fikirde olduğumuzu bu incelemeyi yayınlamadan öncede konuşmuştuk. Ama yinede bazı sahneleri şok edici!
Ben filmi beğenmiştim. Ama Ömer Temizkan’ın benzetmelerle yaptığı yorum çok hoşuma gitti.
Bodrum katında cesetlerle beslenen çocukların üzerine biraz daha gidilebilrdi aslında. Bi de II. Dünya Savaşı’nda kullanılan silahları görmek bir WW2 FPS manyağı olarak çok hoşuma gitti.
İç çatışmalarına karşı dış tehditi öne süren siyasi önermeleri olan film anlatmak istediklerini tehditvari havasıyla anlatmayı başarmış.Fransız korku sinemasında hayatta kalan karakterleri düşünürsek Jigsaw’un iddeası alt üst olur sanırım: “5 litreden sonra kan kaybı öldürür.”Bu açıdan bakarsak Fransa gore sinemasında ölmeden sağ kalmayı başaran karakterler standart üstü galiba:)
Yonetmenin parisin çevresindeki varoşlardan başlattığı başı hiç korku filmine benzemeyen ama sonuna doğru dehşet fransız korku anlayışını yakalayan tatminkar, kan olarak tatmin edici bir film.. fransızlar = kan