Grand Guignol

  • Tarih: Nisan 16th, 2009
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (5 oyla: 10 üzerinden 7,40)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: Can Evrenol, KORKU SİNEMA, Makaleler

Günümüzde, Grand Guignol terimi görsel medyada her türlü kurmaca vahşet, kesme, sakatlama, parçalama, yaralama gibi şiddet gösterilerine verilen bir isim haline gelmiş durumda. Cinayetler, işkenceler, mutasyonlar…

Can Evrenol / www.otekisinema.com

80′lerdeki “slasher” janrasının bir uzantısı olan günümüzdeki Saw / Testere (2004), Hostel (2005) ve bunların devam filmleri başta olmak üzere yeni dönem Japon ve Fransız vahşet filmleri, Grand Guignol’un en modern ve en sivri örneklerini teşkil ediyorlar. Halbuki aslında Grand Guignol, bundan bir asır önce Paris’in arka sokaklarından birindeki ufak bir tiyatro salonun ismi…

1800′lü yılların sonunda kurulan ve 60 sene boyunca izleyicilerini apaçık vahşet sahneleriyle karışık bazen komedi, bazen dedektiflik hikayeleri bazen de erotizmle mest eden bu ufak tiyatro, döneminde inanılmaz bir popülariteye ulaşıyor. Avrupa’da, dönemin en büyük turist mekanlarından biri haline geliyor. Ancak enteresandır, herhalde sergilenen oyunların içeriğinden olacak ki, Grand Guignol tiyatrosu, akademisyenler tarafından hem o günlerde, hem de günümüzde oldukça görmezden gelinmiş bir fenomen halinde. Kurumsal yapıların tutuculuğu ve geçmiş zamanda popüler kültüre ciddiyet ile yaklaşılmaması sonucu Grand Guignol yıllar içinde unutulmuş bir kavram diyebiliriz. Yıllarca ciddi bir sanatsal incelemeye değer bulunmayan Grand Guignol tiyatrosu, ancak son 20 yılda korku sinemasının iyice zenginleşmesiyle beraber tekrar su yüzüne çıkmış durumda. Bugün hangi ciddi kaynağa bakarsanız, “slasher” janrası olsun, vahşet sineması olsun, temelinde Grand Guignol’un yattığını göreceksiniz.

20. yüzyılın başı, Avrupa tiyatrosu için çok önemli bir zamandı. Keza sinema diye birşey ortaya çıkmıştı ve bu tiyatro kültürüne de bir anlamda meydan okuduğu için, tiyatro kültürüne de bir zenginlik ve yenilik getirmişti. Sinemanın doğuşu ve Avrupa tiyatrosundaki yenilik ile birlikte “korku” janrası da tarihinde büyük bir yeniden doğuşa vasıl oluyordu.

19. yy’dan 20. yy’a geçerken toplum ve birey arasındaki ahlaki ve etik çatışmalar, sanatın temel kaynağını oluşturuyordu. Böylelikle “kötülük” kavramı ve “kötülüğün sanat içerisindeki tasviri” büyük ve önemli bir değişikliğe uğruyordu. Fantastik (hayal ürünü) ve ideolojik kötülükler yavaş yavaş yerini, toplum içindeki elle tutulur, gözle görülür kötülüklere bırakmaya başlıyordu. Yani canavarlar, yerlerini katillere ve sadistlere bırakmaya başlıyordu (ve daha sonra bu değişimin tavan yaptığı zaman, daha çok sonra, ancak 1970′lerde korku filminin altın çağı oluyordu)

İşte Grand Guignol’un en büyük farkı buydu. Canavarlar yerine, canavarca hisle adam öldüren insanlar vardı bu tiyatronun oyunlarında. İnsanın içindeki canavar, belki de sanat tarihinde ilk defa bu kadar açık ve net sergileniyordu. İnsanın içindeki temel içgüdüler, saplantılar, maniler, cinsellik, ölüm ve delilik Grand Guignol’un temelini oluşturuyorlardı.

Grand Guignol’un ünü kısa zamanda Fransa sınırıları dışına taşıyor, ve Londra’da büyük bir Grand Guignol tiyatrosu açılıyordu. Böylelikle seyirci yelpazesi iyice genişliyor ve Grand Guignol’ün korku sineması üzerinde tartışmasız bir etki yaratması kaçınılmaz oluyordu. Sinema kurumsallaştıkça, 1920′lerde ve 1930′larda canavarlar yine korku edebiyatında başrolü kaptılar. Yeni bir sanat dalı olan sinemada Grand Guignol rüzgarlarının esmesi için yüzyılın son çeyreğini beklemek gerekiyordu. Çok ironik ve manidar bir şekilde, Grand Guignol tiyatrosu, korku sinemasının tohumlarını atıyordu ama Grand Guignol’un sonunu da yine sinema getiriyordu. Ülkemizde 80lerin sonunda TV’nin VHS’yi öldürdüğü gibi, artan popülaritesiyle sinema da Grand Guignol’u öldürmüş oluyordu.

1980′lerdeki Video Nasty dönemi ile birlikte sinemada Grand Guignol kavramı tavan yapmıştı. Kafalar kopuyor, iç organlar çıkıyor, yamyamlık, cinayet, işkencenin açık açık canlandırıldığı sahneler kol geziyordu. Ancak Video Nasty sansürüyle beraber Grand Guignol’un bu kontrolsüz çıkışı kısa sürede duvara çarpıyor ve korku sineması 90′lar boyunca toprağa gömülüyordu. Daha sonra kendi kendiyle dalga geçen, ve herkese slasher janrasının bir eğlence olduğunu haykıran Scream (1996) ile birlikte yeni bir slasher dalgası yavaş yavaş Testere ve Hostel gibi filmlere kapıyı açıyordu. Grand Guignol tekrar eskisinden de şiddetli bir şekilde yükselişe geçerken, ilginçtir bu yeni vahşet sineması dalgasında en acımasız ve en sert örnekler yine Fransız’lardan geliyordu. Haute Tension (2003), Frontiers / Sınırda (2007), A L’intérieur / Inside (2007) ve Martyrs (2008) gibi filmler, sinema tarihinde görülmemiş sertlikte ve gerçekçilikte yepyeni bir Grand Guignol dalgası getiriyorlardı.

Grand Guignol kültürü ve “vahşet ve sanat arasındaki ilişki” hiç bitmeyecek bir tartışma konusu. Her zaman böyle olmuş, her zaman böyle olmaya da devam edecek. Sanat içerisindeki vahşetin cazibesi, anlatması çok güç bir şey. Wes Craven hayatın içerisindeki gerçek vahşetten ne kadar etkilendiğini ve üzüldüğünü anlattığı bir söyleşinin sonunda sözlerini şöyle bitiriyor: “Sonunda bütün bu ‘kötü karma’nın bir yere kanalize olması, bir şekilde çıkması gitmesi gerekiyor değil mi?”

Türkçe’de ve Türkiye’de Grand Guignol:
Sadece ifade olarak değil, uygulama olarak da Türk sinemasında neredeyse hiç olmayan bir mevhum Grand Guignol. Zaten sinemamızda elle tutulur bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar ciddi korku filmi var: Dabbe (2006), Küçük Kıyamet (2006), Musallat (2007), belki Gen (2006), yine belki Gomeda (2007) bir de eskilerden Dracula Istanbul’da (1953) var… E zaten bu filmlerin hiçbirinde sağlam tek bir Grand Guignol sahnesi yok diyebiliriz. Benim de kendi başıma ilk kısa filmim olan Sandık‘ı (2007) çekerken de aklımda bu vardı zaten. Türk sinemasından Grand Guignol derecesi en tepede olan bir trash kısa film çıksın istiyordum.

Bir tek Araf (2006) filminde kızın mezarlıkta yürürken arkasından, yemek borusundan sürüklediği cenin sahnesi harika bir Grand Guignol sahnesi olarak tek başına ele alınabilir.

Ulkemizde özellikle internet üzerinden gün geçtikçe çoğalan bir sinema eleştri/inceleme kaynağı var. Ancak bunların arasında bile Grand Guignol terimine rastlamak mümkün değil. Bir tek Öteki Sinema’da ben kullanıyorum sanırım bu ifadeyi. İnternet üzerinden birçok yerde aradıysam da herhangi bir Türkçe kaynakta Grand Guignol ifadesine kesinlikle rastlayamadım. O yüzden de uzun bir süredir bu yazıyı yazıp, sonra geri dönüp Grand Guignol ifadesini kullandığım her yerden bu yazıya link vermek istiyordum. Artık içim daha rahat bir şekilde Grand Guignol ifadesini her yere görev gibi yazabileceğim için kıvanç doluyum. Sevgiler, saygılar…

Etiketler:

Paylaş:

  1. arkdaşlar bu film arkası cidden çok etkileyiciydi.hatta bir videoda yara izlerini nasıl yaptıklarını bile göstermişti :)
    (film çok güzel çok can alıcı sahneleri var)

  2. wherearethevelvets

    Semih, seriyle ilgili bu sitede gerekli yazıları yazdım. Anneme izlettiğim bölüm 2. sıradaki “Flower of Flesh and Blood” idi.

    “Mermaid in a Manhole” da iyidir. Onu anneme izletmedim ama izletseydim aynı tepkiyi vereceğinden eminim (senin için iyi bir referans olduğunu tahmin ediyorum :) )

  3. o filmin tam adını yazabilirmisiniz acaba veya mail olarak atabilirmisiniz cok sevinirim vallaha. semih_tan_44_44@hotmail.com simdiden tesekkürler… saygılarımla

  4. wherearethevelvets

    Dönemine göre çok gerçekçi efektleri vardır Za ginipiggu serisinin. Ben bir bölümünü sırf denemek için anneme izlettirdim. Kadın odadan nasıl kaçacağını şaşırdı. Tamamen şiddet duygusunu tatmine yönelik işkence ve mutilasyon görüntüleri mevcut. Yakın çekimlerle insanın gözüne gözüne sokuluyor. Ero guro nansensu da deniyor bunlara (erotik gore ve amaçsız).

  5. Teşekkürler Can bu harika yazı için. Bu arada sana buluşmada bahsettiğim seri wherearethevelvets’in söylediği Guinea Pig serisidir. KEsinlikle seyretmen gereken 6 bölümlük güzel bir seridir. Serinin bölümleri sırasıyla 1- Devil’s Experiment 2-Flowers of Flesh and Blood 3- He Never Dies 4- Mermaid in a Manhole 5- Android of Notre Dame 6- Devil Woman Doctor

  6. cok iyi soyledin! Hatta ben simdi ah neden ben yazimda bahsetmedim diye yaniyorum. Interview With The Vampire’daki direk Grand Guignol tiyatrosuydu iste!!

  7. wherearethevelvets

    Böyle yazıları daha çok görmek istiyoruz bu arada…

  8. wherearethevelvets

    İnterviev With The Vampire’de bu tiyatro akımına sahip bir gösteri vardı (gerçi orada gerçek vampirler vardı ama izleyiciler bilmiyordu).
    Sanırım günümüze kadar sarkan, 70′li yıllarda en şanlı dönemini yaşayan shocksploitation terimi daha çok kullanılıyor. Ben en çok, sahte bile olsa, Za ginipiggu (Guiena Pig) serisini severim.

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.