Nefes alamadığınızda, çığlık atamazsınız. - (Anaconda)

Guinea Pig 5: Mermaid in a Manhole

Ginî piggu 5: Manhôru no naka no ningyo
Yönetmen : Hideshi Hino
Senaryo : Hideshi Hino
Yapım:1988, Japonya Süre: 56 dakika (Kısa film)
Oyuncular: Shigeru Saiki, Mari Somei

Karısını kaybettiğinden beri içine kapanan ressam Haydashi, gizli mekanım dediği bir kanalizasyon borusunda gördüğü materyallerin resimlerini çizmektedir. Burada neler yoktur ki; çöpler, cansız mankenler, solucanlar, kurtlar, doğar doğmaz tuvalete atılmış ölü ceninler… Hatta yıllar önce kaybettiği kedisinin bile cesedini burada bulur adam.

Bu kaçışının altında bir tür çocukluğa özlem yatmaktadır. Kanalizasyonun olduğu yerde eskiden bir nehir vardır. Adam çocukken bu nehrin kenarında uzun vakitler geçirmiştir. Bu nostaljik hislerle, yine kanalizasyon kapağını kaldırır ve gizli mekanına girer. Fakat sessizce eskiz çalışırken arkasından bir su şıpırtısı sesi duyar. Sesi takip edince, çöpler ve mide bulandırıcı artıkların arasında bir deniz kızı bulur. Bu yaratıkla daha önce tanıştığını hatırlar, eski nehirde çocukken görmüştür kızı. Telepatik olarak anlaştığı deniz kızı, nehir kuruduktan sonra o bölgeyi terkedememiş ve kanalizasyon çöplerinin arasında yıllarca yapayalnız yaşamıştır.

Adam kızın resmini yapmaya karar verir. Artık tek arzusu bu olmuştur. Fakat kızın bel hizasında bir yara olduğunu farkeder. Tümör benzeri nodüler görünümü olan bu kanamalı lezyon kıza oldukça acı vermektedir. Adam kızı bu halde bırakamaz ve evindeki küvete taşır. Fakat kızın da ısrar ettiği üzere misyonuna devam etmesi ve tabloyu bitirmesi gerekmektedir. Çalışmaları devam ederken kızın yaraları daha da ciddileşir ve vücudunun diğer bölgelerine de yayılır.

Serinin beşinci filmi olan Mermaid in a Manhole, bir öyküsünün olması sebebiyle Flower of Flesh and Blood‘dan ayrılıyor. Üstelik her ne kadar kanlı da olsa romantik bir aşk da söz konusu. Yapılan yorumlara göre serinin, Flower of Flesh and Blood’dan sonra en iyi bölümüymüş (her iki filmin yönetmeni aynı).

Şöyle bir bakıldığında film şok görüntülerden çok iğrençlik üzerine odaklanmış. Öykü ilerledikçe patlayan abselerden ve kanla karışık dökülen kurtlardan mideniz ağzınıza geliyor. Makyaj dönemine göre çok iyi. Kol, bacak kesme sahneleri maalesef Flower of Flesh and Blood’dakiler kadar gerçekçi değil. Yine de kızın balık bölümünün pullu dokusu çok güzel tasarlanmış (her ne kadar kuyruğun içinde bacak olduğu belli oluyorsa da).

Film anlatım olarak da bazı farklar taşıyor. Zaten her biri özerk bir film sayılabilecek Guinea Pig bölümlerinin hangi konsepte dayanarak bir araya getirildiğini anlayamıyorum. Bu filmin tutarlı bir öyküsünün olmasının yanı sıra “twisted end”i de mevcut. Üstelik ressamın meraklı komşuları, genç karı koca gibi komedi unsuru olan yan karakterler de var. Hafifçe Cronenberg’in “Body Horror” yapıtlarını anımsatan bu filmi sadece gore meraklılarına tavsiye ediyorum.

Guinea Pig serisi:

Birçok sitede bu seri yanlış sıralamayla veriliyor. Bu da devamlılık ve tarih bakımından bazı aksaklıklara neden oluyor. Aşağıda serinin gerçek sıralaması verilmiştir.

1- The Devil’s Experiment (Akuma no Jikken, 1985)
2- Flower of Flesh and Blood (Chiniku no hana, 1985)
3- He Never Dies (Senritsu! Shinanai otoko, 1986)
4- Devil Woman Doctor (Pîtâ no akuma no joi-san, 1986)
5- Mermaid in a Manhole (Manhôru no naka no ningyo, 1988)
6- Android of Notre Dame (Nôtoru Damu no andoroido, 1989)

Ayrıca ilk 4 filmin en güzel sahnelerinden oluşmuş Slaughter Special (Zansatsu supeshyaru, 1988) Guinea Pig 7 olarak adlandırılıyor ama kronolojik olarak bu doğru değil.

Wherearethevelvets

Paylaş
Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar

20 Yorum yapılmış "Guinea Pig 5: Mermaid in a Manhole"
  1. wherearethevelvets demişki 24 Ocak 2010 02:10 

    Ben Göğüs Cerrahıyım, yani göğüs kafesinin içiyle ilgileniyorum. Kısacası sakatatçıyım. Fakat filmlerdeki kesip biçme sahnelerinden etkileniyorum. Bu garip bir şey. Mesleğini yaparken hiç etkilenmiyorsun. Ameliyatlarda göğüs kafesinden çıkan sesleri bir duysanız… Ama gelgelelim bir filmde (msl Audition) iğne batırılsa içim sızlıyor.
    Ha bu arada kadavralar hiç de korkunç değil. Şaşar kalırsın. Ben ilk anatomi dersinde bayılıcam zannetmiştim ama hiç de öyle olmadı.

  2. temizkan demişki 24 Ocak 2010 00:20 

    murat çok mu yüzeysel düşünüyorum bilmiyorum ama bir doktor zaten bu tür filmlerden ne kadar etkilenebilir ki. mesela bu türde yüzlerce film izlesem bile yine de beni tutup anatomi dersine koysalar eminim kadavrayı gördüğüm anda yere yığılıp kalırım korkudan. bu arada uyuşturucu lafını sadece benzerlik kurma açısından kullandım. doğduğumdan beri yeşilaycı ve duman avcısıyım :D

  3. karabiber demişki 24 Ocak 2010 00:03 

    Bu eski filmleri paylaşmanız çok güzel. Eski yapımlardaki konular daha enteresan ve çekici gelmeye başladı bana. Görsel açıdan şimdiki zamana göre pek etkileyici olmasa da, konular günümüz korku filmlerinin kat kat üzerinde görünüyor.

  4. wherearethevelvets demişki 23 Ocak 2010 12:31 

    Ama o altın vuruş harika bir film olabilir! Keşke öyle bir film olsa! (uyuşturucu mu demiştin?)

  5. temizkan demişki 22 Ocak 2010 22:17 

    eskiden hayvan mezarlığını izlerken aşil tendonuna atılan bir neşter darbesine “oooovvvv” “aaaayyy” gibi tepkiler verirken artık bu tür yapımlar bile oldukça sıradan gelmeye başladı. gore filmlerle uyuşturucu bağımlılığı arasında sıkı benzerlikler var sanırım:) yakında altın vuruş yapabiliriz :D

Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!