Korku Hikayeleri

  • Tarih: Mayıs 28th, 2013
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (11 votes, average: 7,64 out of 10)
Loading...Loading...

Kategoriler: 2010-2020 Arası, Fatih Yürür, Film Arşivi, K, Korku, KORKU SİNEMA

Yönetmen: Hong Ji-young, Im Dae-woong, Jung Bum-sik
Senaryo: Hong Ji-young, Im Dae-woong, Jung Bum-sik
Yapım: 2012, Güney Kore, 108 Dakika
Oyuncular: Ji-won Kim, Yoo Yeon-Seok, Rha Mi-ran

1001 GECE UÇUKLAMALARI

“…Şehrazad bu kötü gidişata son vermek için bir plan kurar ve Şehriyar’ın bir sonraki eşi olmaya aday olur. Evlendikleri geceden başlayarak, kardeşi Dünyazad’ın hikâye dinlemeden uyuyamadığını söyler ver her gece Dünyazad’ın da yardımıyla çok güzel ve heyecanlı hikâyeler anlatmaya başlar ama tam şafak vakti geldiğinde, hikâyenin en heyecanlı yerinde, hikâyeyi anlatmayı keser!”

Artık, ülkemizde “gece yarısı seçkisi” anlayışının yerleşmeye başladığı bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. Festival seçkilerinde yer alan gece yarısı kuşağı seyirliklerinin artması ile birlikte, bazı sinema salonlarının gece saat 23:00’a korku filmi seansları kondurması da bu tezimin üzerine biraz yağ sürüyor. Uzakdoğu sinemasının bağrından kopup gelen Korku Hikâyeleri de, nitelikleri tartışmaya açık da olsa, bu konsepte hizmet edebilecek bir seyirlik aslında!

Korku Hikâyeleri, klişelerden tat almasını bilen korku sineması takipçileri için özel olarak makyajlanmış, yan yana dizilmiş bir kısa öyküler silsilesi olarak değerlendirilebilir. Bir seri katil tarafından kaçırılan genç bir kız, katilin kendisinden istediği “şiddet dozu yüksek öykü” talebi ile karşılaşır. Kurtuluşu, kurgulayacağı öyküler içerisindeki şiddet dozuna bağlı olan genç kız, bu talebi geri çevirmez. Nitekim katilin uykusunu getiren en önemli şey, oluk oluk akan kandır. Genç kız, tıpkı Şehriyar’ın kulağına öyküler fısıldayan Şehrazad gibi, öykülerini kendisini esir alan katile anlatmaya koyulur.

Korku Hikâyeleri, büyük oranda Binbir Gece Masalları’nı referans alıyor. Bu seçki de karşımıza Güney Kore sinemasının taze tür filmi yönetmenlerini çıkarıyor. Son yıllarda afili bir trend haline gelen bu yöntem, Korku Hikâyeleri’ne de fazlasıyla hakim. Dört farklı yönetmenin elinden çıkmasına rağmen neredeyse tamamı klostrofobik ortamlarda geçen bu filmler, son yıllarda korku sinemasının gündemini işgal eden mevzuların üzerinden bir kere daha geçiyor.

Genellikle apartman dairesi, uçak, ambülans ya da bir malikânenin ücra kısımlarında vuku bulan öykülerin bir diğer ortak noktası ise ilgisiz, vurdumduymaz ve dayatmacı ebeveynlerin güdümüne dayanıyor olmaları. Örneğin, daha ziyade Japon sinemasının grafik tercihleri ile benzeşen ilk öyküde, evde yalnız kalan bir abla – kardeşin, hayal güçlerinin mahsulünü seyrediyoruz. Bu kötücül hareketin sebebi ise; hem eve geç kalan hem de dolaylı yoldan da olsa, bu uğursuz meseleyi peydah eden annenin kendisi oluyor.

Yaslandığı klişelerin kofluğu sebebi ile filmin ritmini bulmamızı zorlaştıran bu ilk öykünün ardından, Korku Hikâyelerinin damarını bulmaya başlıyoruz. Örneğin, çizgi dışı bir “vampir” filmi olarak da okunabilecek ve büyük ölçüde Külkedisi masalı ile benzeşen kısa film, asla yaşlanmayan gizemli bir cerrah ve onunla evlilik hayalleri kuran genç bir kadının etrafında gelişiyor. Genç gelin adayı, kendisine olan kıskançlığından kelli gözünü kırpmadan bıçak altına yatan kız kardeşinin hırsının altında ezilmeden kurtulmaya çalışıyor. Öykü, bizim kültürümüze indirgendiğinde de aşağı yukarı aynı haritayı çıkarabileceğimiz melodramatik yükünün yanı sıra dünyevi takıntıları yamyamlık / vampirlik mevzusu ile başarılı bir biçimde harmanlıyor.

Yerden 30 bin feet yükseklikteki bir nakil uçağında, bir seri katilin estirdiği terörden sağ salim çıkabilmek için çabalayan genç bir kadının öyküsü ise, her ne kadar seçkinin çeşitlilik yelpazesini genişletse de; kendisini klişelere hazırlayan izleyici için bile neredeyse hiç işlenme zahmetine girilmemiş bir materyal sunuyor. Filmin son hikâyesiyse, tür sinemasının en popüler yönelimi olan zombi salgını mevzusuna eğiliyor. Büyük oranda kızını ambulansa yetiştirmeyi başarabilen bir anne ve ambulanstaki sağlık personeli arasındaki gerginliği ön plana çıkaran öyküde, gerilim unsuru ise, kadının, kızının gerçekten ısırılıp, ısırılmadığı ikilemi… Annenin kızını kurtarmak pahasına giriştiği mücadele ve bu mücadele sırasında yapabilecekleri ise filmin kritik noktasını oluşturuyor.

Film, birbirinden farklı olsa da, pek çok açıdan birbiri ile benzeşen dört farklı hikâyeye sahip. Bir de bu hikâyeleri kapsayan dış hikâye var tabi ki. İlk etapta yaslandığı klişeler sebebi ile seyirciyi içine almakta zorlanan film, daha sonra ritmini bulmaya başlıyor. Neticede iki saate yayılan ve kendi türü dahilinde uzun kabul edilebilecek bir seyir süresine sahip Korku Hikâyeleri. Bu süre içerisinde de anlatılan kısa öyküleri, fazla dağılmadan toparlamayı başarabiliyor. Fakat sıkıntı şu ki, içerisindeki dört kısa filmin işleniş biçimi konusunda izleyiciyi mutlu edebilen senaryo ekibi, aynı özeni bütün bu öykülerin kaynağı olan ana hikâyeyi toparlama konusunda göstermiyor ve dış öykü biraz oldubittiye geliyor. Yine de Korku Hikâyeleri, totalde türün meraklılarını memnun edebilecek bir gece yarısı seyirliği olarak takdir görmeli diye düşünüyorum.

Korkusitesi için yazan Fatih Yürür

Etiketler: , , , ,

Paylaş:

  1. wiler diyor ki:

    A Tale Of Two Sisters dışında uzakdoğu korku filmleri etkilememiştir beni…
    uzakdoğu Şiddet ve Dramı gayet iyi kullanır. hatta abartırlar ama işin içine s*çma durumu her yapımda var maalesef
    phobia ve 3 a.m gibi izlemesende olur diyeceğin bir film.

  2. muse diyor ki:

    Uzakdoğu korku filmlerinden nefret ediyorum ciddi ciddi korkutuyolar beni. :”’)) en son bu arkadaşların filmini izlediğimde 1 hafta yalnız kalamadım. bunun fragmanını ağzım açık izlemiştim merak ettiğim bi film önceki kadar korkutucu da gelmedi iyidir iyi.

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.