Last Cannibal World
Kategoriler: Film Arşivi, KORKU SİNEMA, L, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl, YAZARLARIMIZ
Ultimo Mondo Cannibale
Yönetmen : Ruggero Deodato
Senaryo : Titto Carpi, Gianfranco Clerici, Renzo Genta
Yapım :1977, İtalya, 92 Dakika
Oyuncular : Massimo Foschi, Me Me Lai, Ivan Rassimov, Sheik Razak Shikur, Judy Rosly, Suleiman Shamsi
La Fille Marinée avec des Fruits Tropicaux et Enfumée Sur des Rocs Chaux
(Tropikal Meyvelerle Marine Edilmiş ve Kızgın Taşlarla Fümelenmiş Genç Kız)
Malzemeler:
1 adet kız (tercihen otantik)
tropikal bir meyve
taş balta
kargı (ağaç dalından)
ateşte kızdırılmış 5-6 adet patates büyüklüğünde kaya
3 adet tahta çubuk
taze otlar, isteğe göre tuz karabiber
Hazırlanışı:
Ormanda yakaladığınız bir adet kız çığlıklarına aldırmadan hunharca öldürülür. Ateş yakılır. Kenarlarına taşlar dizilir. Taş baltanın keskin tarafıyla kızın cildi hafifçe kazınır. Bu işlem ne kadar dikkatli yapılırsa ciltteki kanlanma meyve suyunu daha iyi emecek ve yemeğiniz daha lezzetli olacaktır. Tropikal meyve baltayla yarılır ve kızın her tarafı bu suya bulanır. Kafası kesilir ve ateşe atılır. Ucu sivri kargıyla kızın bedeni, boyundan kasığa kadar orta hattan yarılır. İç organlar toplu halde yerinden sökülür ve yemeğin yanında garnitür olarak kullanmak için ayrıca pişirilir. Kızın ikiye yarılan göğüs kafesi kapanmasın diye yerleştirilen çubuklarla açık tutulur. Daha önceden kızdırılan taşlar kızın içine karnıyarık doldurur gibi yerleştirilir. Taşların ısısı eti pişirene dek aralıklı olarak kontrol edilir. Piştikten sonra parçalar halinde servis yapılır. Afiyet olsun.
Yamyam filmlerini başlatan ilk filmin “Cannibal Holocaust” olduğunu zannederdim. Tabii ki bu kült filme dek “Mondo” türünde birçok örnek verilmişti; hatta “Il Paese del Sesso Selvaggio (1972)” adında yamyam türüne öncülük edebilecek bir film de söz konusuydu ama gerçek hayvan ölümleri, sınırda gerçeklik hissi ve snuff similasyonu veren ilk filmin bu uğursuz film olduğunu düşünürdüm. Yanılmışım! Ondan yaklaşık 3 yıl önce “Last Cannibal World” adında bir film çekilmiş olduğunu bilseydim, “Cannibal Holocaust”a bu kadar önem verir miydim bilemiyorum. Bu durumda ister istemez iki filmi karşılaştırmak yoluna gideceğim, baştan söyleyeyim. Filipinler’in Mindanao adasındaki taş devrinden beri ilkelliğini kaybetmemiş bir yamyam kabilesini araştırmak üzere yolculuk yapan Robert Harper adlı araştırmacının başından geçen gerçek olaylardan yararlanıldığı söylenen filmin konusu kısaca şöyle:
Bu adaya daha önce gelen ve kendilerinden haber alınamayan (yanlış duymadıysam) Roland ve Welinsky adında iki arkadaşın peşine düşen Robert ve Rolf, yanlarına pilot Charlie ve hemşire Swan’ı alarak bir uçakla adaya inerler. Maalesef arkadaşlarını değil onlardan kalan enkazı bulurlar. Araştırmaya kendini kaptıran Robert nedeniyle zamanın nasıl geçtiğini anlayamazlar ve karanlık olduğu için yarın sabaha kadar geceyi orada geçirmeye karar verirler. Fakat bu yanlış bir karardır ve arkadaşlarını kaybeden Robert, koca bir mağarada yaşayan ilkel bir kabilenin tutsağı olur. Neyse ki ölüm kalım savaşında kendisine kabiledeki masum bir güzel eşlik edecektir.
İlginçtir benzerlerine nazaran bu filmde daha iyi bir oyunculuk var. Robert Harper’ı canlandıran ve filmin yarısından çoğunu ormanda çırılçıplak halde dolaşarak tamamlayan Massimo Foschi, ana akım bir filmde oynasa Oscar’a aday olurdu. Sırf zorlu şartlarda rol yaptıkları için aday olan “Deliverance” kadrosu göz önünde bulundurulduğunda, botla yürümekte bile tereddüt edeceğimiz çalı çırpının üzerinde yalınayak koşan, leş gibi bir hücrede gitgide Robinson’a dönen bu zavallı aktöre hakkını teslim etmek lazım. Onun dışında yerlilerin verilme şekli de çok gerçekçi. Uyduruk bir köyde değil, kocaman bir mağarada yaşayan bu figüran topluluğu tabiatla ilişkileri bakımından yapay durmuyorlar. Gerçekten, mağara içindeki çekimler, çevre düzenleme ve çekincesiz çıplaklık filmin gerçekçiliğini “Cannibal Holocaust”tan daha üst seviyeye taşımış. Tabii ki sinema tarihinde bir ilk oluşturacak retrospektif bir anlatım tarzına sahip değil, olay örgüsü lineer bir şekilde ilerliyor. Fakat modern bir insanın gitgide hayvanileşmesi (kendisine yardım eden kız üzerinde egemenlik kurmak için ona tecavüz etmesi gibi) etkili bir biçimde gösterilmiş. Tek handikapı, neşter değmiş gibi duran vücudu ve siyah peruğuyla ortalıkta dolaşan güzel yerli kız Me Me Lai oluşturuyor. “Il Paese del Sesso Selvaggio”da oynayarak daha önce bu tür filmlere alışmış olan Ivan Rassimov (Spasmo, Tutti i Colori del Buio) izleyiciyi şaşırtmıyor ama sanki cepten oynamış gibi. Belki de başrolde olmadığındandır.
Filmin ismi birçok kaynakta farklı telaffuz ediliyor. Sansürlü halinin ismi daha farklı mesela. Türkiye’de ise çok komiktir “Gerilim” adı altında videoya düşmüş. Üstelik afişinde çıplak bölgeler el emeğiyle kapatılmış (adamın kalçaları tarzan stili bir kumaşla örtülürken, göğüsler ve genital bölgelere yaprak deseni boyanmış.) Türk mantığı işte!
Ben filmi belirli bir seviyenin üzerinde buldum. İstismar sinemasında normal saydığımız ucuzluğa rastlamadım. O yüzden normalden daha güzelmiş gibi algılamış olabilirim. Buna rağmen dev mağara içindeki görüntüler bir belgeselden fırlamış gibi bir görkem teşkil ediyor ve buna eşlik eden müzik atmosferi sağlamlaştırıyor. Yerliler tabii ki o bölgenin işsiz güçsüz adamlarına peruk takarak oluşturulmuş ama onlar bile rollerinin hakkını veriyor. “Cannibal Holocaust”dan hoşlandıysanız ve hoşlanma nedeniniz şok sahneler değilse, bu filmi daha çok tercih edebilirsiniz. Bulursanız kaçırmayın.
(Not: Baştaki tarif bizzat filmdeki yerlilerin spesyalitesindendir.)
Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

















vay bu ne böyle filme bak cannibal holocaust gib
Sanırım bir yanlış anlama söz konusu. Ben bu iki filmi karşılaştırırken, yenilikçi yönlerini göz önünde bulundurdum. Ben gerçek hayvan ölümlerinin ilk kullanıldığı cannibal film Cannibal Holocaust olarak biliyordum. Fakat Last Cannibal World’e rastlayınca fikrim değişti. Cannibal Holocaust gözümde biraz değer kaybetti diyebilirim. Last Cannibal World yapı itibarıyle snuff similasyonu değil. Sadece bir film. “The Blair Witch Project” tarzı filmlerin öncülüğünü yapan Cannibal Holocaust’un sunumu “gerçeği taklit” üzerine kurulu olduğu için insan ölümleri gerçeğe benziyor! Zaten mahkemede gerçek kadavralar kullanıldığı itiraf edilmiş. Gerçeğe benzemeyecek de ne olacak! Bunu bir tarafa bırakırsak, film anlatımı, görsellik ve oyunculuk bakımından Last Cannibal World bir nebze daha iyi geldi bana.
Bakın bu olayı başka bir örnekle açıklarsam belki daha etkili olur: msl Matrix, ilk gösterildiği tarihlerde yenilikçi tavrıyla yere göğe sığdırılamamıştı. Fakat ondan önce çekilen “Dark City” izlendiği takdirde Matrix’in değeri düşecektir. Çünkü “ilk” olmadığı anlaşılacaktır. Aynı şekilde, Matrix’teki statik kurşun sahnesi ne kadar yeni gibi gelse de, ondan yıllar önce çekilen bir yunus belgeselinde ve bir müzik klibinde (underwater love) kullanıldığı öğrenilince yenilikçiliği kalmamıştır. Yine de en çok bilinen ve tartışılan film Matrix’tir. Bu değişmez.
Evet bu iki filmden önce de cannibal filmleri yapıldı. Fakat onlar daha çok “Mondo” diyeceğimiz, kurgu belgesellere benziyorlardı ve cüretli bir şiddet gösterisi içermiyorlardı. Onun için göz ardı edilmiş olabilirler. Gerçi ben de hepsini izlemedim. Kesin argılarda bulunmayayım.
İşkenceye maruz kalan insanlar karşılaştırıldığında Cannibal Holocaust’un yarattığı etki acaba düşüncelerini zamanında ortaya çıkarmış ve film mahkemelere kadar ulaşabilmiş. Burada gerçekçilikten en büyük örnek insanlara karşı yapılan işkenceler. Cannibal Holocaust’u ilk izleyenler bunlar acaba gerçekten o hale gatirildimi düşüncelerini sordular. Oysa tanıtılan Ultimo Mondo Cannibale filminde bu başarı sağlanamamış. Hayvanların uğradıkları katliamlar her 2 filmde tamamen gerçek tabiiki.
özgünhan, filmi Cannibal Holocaust’la karşılaştırırken gerçekçilikten kastettiğine/kastettiklerine hayvan istismarı da dahil mi? Ultimo Mondo Cannibale’de de hayvan katliamları gerçek diye biliyorum.
İngiltere’de yasaklanmış 50 film arasındadır bu yapım. Cannibal Holocaust’la karşılaştırmak elbette çok anlamsız olur. Cannibal Holocaust gerek gerçekçiliği ve bunun neticesinde filmin yönetmeni Deodato’nun film yüzünden mahkemeye çıkarılması ve elbette muhteşem tema müziği ile gönüllerde yer ettiği gibi, yine İngiltere’nin o meşhur yasaklılar listesindeki 1. film olması sebebiyle elbette açık ara öndedir.
Bu filmde yer yer klostrofobi korkusu yaşayan izleyiciler için rahatsız edici yerler olsada belkide kahramanımızın ve yamyam kızın arasındaki ilişki neticesinde yaşanan duygusal gelişmeler filmin sevilmesine yol açmıştır. Cannibal Holocaust severlerin bu filmden memnun kalacağını kesinlikle düşünmüyorum. Hele hele 2 filmi karşılaştırmak Tanıttığınız bu filme büyük haksızlık olur düşüncesindeyim. Aslında yamyam filmleri çok daha eskilere dayanıyor. Bu filmden önce çekilmiş birçok yamyamlığın işlendiği film olmasına rağmen bu filmlerin imdb sayfasında bile görünmemesi bu filmlerin gerçek değerini yitirmesine neden olmuş durumda.
Çok çok güzel olmuş yaa! Bayıldım
)
Yamyam logosunu ekledik Murat..Nasıl olmuş
Antropophagus, Cannibal Ferox ve Cannibal Holocaust’u da değiştirmek lazım..
İtalya’da örnekleri ve en iyileri gördüğümüz nerdeyse alt tür oluşturmuş filmlerdir yamyam filmleri bu da onlar arasında yer alan çerezlik bir film bana göre… Vahşi yaşamdaki ilkel insanları izlemek benim hoşuma pek gitmiyor ama önceki 70′lerde pek popülerdi. Güney amerika ve afrika toprakları eleştirel bir yapısı olduğu söyleniyor ama gerçekten böyle birşey var mı tartışılır. Ben bu filmleri kusursuz ya da kült olduklarını da düşünmüyorum.
Açlık özgürlüğü yok eden ve bilinci ele geçiren en güçlü içgüdü sanırım. 1824′ün 19 Temmuz’unda Hobart Town’da yamyamlık suçundan idam edilen Alexander Pearce’nin söylediği gibi;
“Bütün güzel davranışlar şişkin bir göbekle geliyor olmalı.”
Ha yamyam ha gore diye düşündüm ama Murat’a bir danışmak lazım..
Bu arada filmin türü bölümüne yamyam kategorisini ekleseniz iyi olmaz mı? Antropopagus’daki adamın suratı olabilir mesela.
Bakın, ikinci resimde kısa çubukların göğüs kafesi içine nasıl itinayla yerleştirildiğini görüyorsunuz. Sanki Martha Stewart adım adım uygulamalı yemek tarifi veriyor.
O değilde biraz evvel melemen yiyordum şu en son resim gözüme takıldı yaw
akşam ne pişirelim derdine son:D