Murder Set Pieces

  • Tarih: Haziran 18th, 2009
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (4 oyla: 10 üzerinden 3,75)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: Film Arşivi, KORKU SİNEMA, M, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl, YAZARLARIMIZ

Yönetmen: Nick Palumbo
Senaryo: Nick Palumbo
Yapım: 2004, ABD Süre: 105 Dakika
Oyuncular: Sven Garret, Jade Risser, Cerina Vincent, Tony Todd, Gunnar Hansen, Edwin Neal

İnternete bakarsanız şimdiye kadar yapılmış en sinir bozucu film ya da en kanlı film diye lanse edilen Murder Set Pieces, görünen o ki efsanesinden daha fazla bir şey vaad etmiyor. Bazı listelerde “ıyyy en disgusting film” falan seçilse de ortada pek bir poh yok.

Genç, yakışıklı ve zengin bir fotoğrafçı (ismi nedense hiç zikredilmiyor), Las Vegas’ta, yoldan veya striptiz klüplerinden topladığı genç ve güzel kızları kıtır kıtır kesmektedir. Bu gizli zevki dışında Charlotte adında kuaför bir sevgilisi vardır. Bu et beyinli kızcağız, sevgilisi “ben bir sapığım” diye bas bas bağıran hareketlerde bulunsa da hiçbir şeyden şüphelenmemektedir. Kızın 11 yaşındaki kızkardeşi Jade ise adamdan korkmaktadır. Bir gece büyük malikanesinde Charlotte ve Jade ile yemek yerken, Jade etin fazla kanlı olduğunu söyler (gerçekten de sanki hiç pişmemiştir). Adam ise elindeki bıçağı küçük kızın suratına sallaya sallaya “Kadınlar bunca zamandır bizim kanımızı emdi de n’ooldu” gibilerinden bir söylemde bulunur. Ha bu arada, akşam yemeğinden az önce beyimiz zavallı bir fahişeyi bodrumunda parçalarına ayırmıştır! Yoksa… Olabilir mi?…Yok canım… Neyse, küçük kız altına ederken ablası Charlotte ne yapar? Şarabın çok güzel olduğunu söyleyerek kıkırdar!

Jade, şüphelerini kanıtlamak için, tuvalete gitme izniyle masadan kalkar ve adamın çalışma odasına girer. Burada masanın üzerinde bir ustura vardır (eldeki deliller ne zaman yeterli olacak acaba?). Çerçeveli bir resimde de Adolf Hitler’in yanında bir subay gözüne çarpar. Tam o esnada manyak herif tarafından yakalanır; bu subay fotoğrafçının büyük babasıdır!

Film gerçekten çok amaçsız. Karşı olduğum nokta, şiddetin amaçsızlığı değil, şiddetin verilmesindeki amaçsızlık. Kaç tane kız doğranıyor bilmiyorum ama (50 tane falan olmalı, şaka yapmıyorum) bir yerden sonra işin ucu kaçıyor. Çünkü kurbanları sadece doğranırken veya tecavüze uğrarken, olmadı öldürüldükten sonra görüyoruz. Yani onları tanıma fırsatımız olmuyor. Bu durumda yönetmen de filmindeki kahraman gibi kadın kurbanları karton karakter olarak görüyor herhalde. Fotoğrafçı katilin yansıtılma tarzı bir çeşit çıfıt çarşısına dönmüş, her şeyden biraz var. Flashbacklerle gösterilen çocukluğundaki travmaları, ilk defa bir oyuncak bebeği soyup parçalaması mı dersiniz; kabuslarında geçmiş cinayetlerini veya kendisini (erişkin veya çocuk haliyle) uçsuz bucaksız bir tren yolunda koşması mı, bu kabusları görürken burnunun kanaması mı, Nazi olduğunu gösterircesine bir araba tamircisinden pislikleri temizlemek için silah alması mı (ki bu tamircinin de odasındaki duvarda koccamannn bir Nazi bayrağı vardır, kuşkuya mahal vermemek için!) yoksa Nazi propaganda filmleri izlerken ağırlık çalışması mı dersiniz.

Sapık fotoğrafçı, elindeki elektrikli testeresi ve mezbahaya benzeyen bodrumuyla bir Texas kasabı, fotoğraf makinesinin arkasında bir Peeping Tom, kafataslarından yaptığı küçük sevimli eşyalarla bir Ed Gein, takma sivri dişlerle yediği kızlar ve içtiği kanlarla bir Hannibal adeta. Bu kadar detaya rağmen karakter iki boyutluluktan (aslında 1,5 ama olsun) kurtulamıyor. Bunda Sven Garret’in sıfır mimikle sergilediği oyunculuğunun büyük rolü olduğunu söylemeliyim. Aslında tüm filmdeki oyunculuk yerlerde sürünüyor. Tamam, bu tür filmlerde özellikle aranan bir nitelik değildir ama, en azından Amerikan porno endüstrisinden çıkmış gibi gürbüz bayan oyuncuları kullanmasalardı. İlk filmlerindeki bu rolleri kariyerlerini ne yönden etkileyecektir bilemiyorum.

Nazi olduğunu belirttiğimiz fotoğrafçının ortalığı pisliklerden temizleme harekatında işe fahişelerden başlaması, onlara ilk önce tecavüz edip fotoğraflarını çekmesine engel olmuyor! Bu durumda her şiddet sahnesinden önce, suratı dövülmekten paramparça edilmiş bir kızın düzülmesini izliyoruz. Hatta natürel veya plastik destekli onlarca meme, eh ucundan kıyısından sergilenen birkaç tane de vulva arz-ı endam ediyor. Bununla da kalsa iyi. Katilimiz, Jade vasıtasıyla pedofilik yönünü de keşfedip, şiddet uyguladığı hedef kitlesine kız çocuklarını da ekliyor! Pes!

Yine bu tür filmlerde aranmayan bir şey, olay örgüsünün tutarlılığıdır. Tamam, kabul. Fakat sokaklarda bu kadar cinayet işlendiği, geride sürüyle ipucu bırakıldığı halde (bir sahnede adam bir fahişenin kesik kafasıyla oral seks yapıp işi bitince yola fırlatıveriyor- Haute Tension’dan çalma) polisin olaya el atmaması biraz abes olmuş. O kadar ki neredeyse tek şüphelenen 11 yaşında bir kız! Ablası ise sevgilisi aramadığı için ağlayan bir et beyinli sanki.

Film bir ara saçmaladığının farkına varıyor herhalde; bu kadar şiddeti bir nedene dayandırma ihtiyacı hissediyor. İdareten konmuş bir sahnede, pornocu dükkanında gerçekleşen gelişigüzel terör, dünyanın gerçekten temizlenmesi gerektiğini düşündürür nitelikte. Bu dükkanda, toplumun küçük bir sembolü vazifesi gören müşteriler, aniden içeri dalan soyguncuların rastgele kurşunlarına hedef oluyorlar. O zaman haydi fahişeleri öldürelim! Saçma ama yapılabilecek tek çıkarım bu… Ha bi de 11 Eylül saldırılarına bağlama çabası var ki artık burası beni aşıyor.

Kadın düşmanlığının sınırlarının nerelere kadar genişletilebileceğini gösteren film, sanal alemde bir efsaneye dönüşmüş. Bunda, filmin gösterime sokulması sırasında neredeyse 20 dakikasının kesilmesi de rol oynuyor tabi (sinema tarihinde en çok sansüre uğrayan film de deniyor). İnsanda ister istemez merak uyandırıyor. Hiçbir yerde gerçek süresiyle bulunamayan film, sadece İspanya’da kesintisiz 105 dk gösteriliyor (şanslıyım ki ben bu versiyonunu izledim, ya da şanslı mıyım?). Evet film gerçekten asab bozucu. Ama içerdiği sahneler yüzünden değil, insanı öldürecek kadar sıkıcı olması yüzünden. Tutarlı bir öykü olmadığı için sadece işkence sahnelerini bekliyorsunuz. Bir yerden sonra bu sahnelere de boş gözlerle baktığınızı fark ediyorsunuz. Görünen o ki bu kadar vesvese, basit bir pazarlama taktiğinden ibaret. Zira, yönetmen sitesinde filmin sansürsüz versiyonunun DVD’sini bas bas ilan ediyor. Bayaa para kıracak! Sonunda diyeceğim şu ki; Kral çıplaaak!

Wherearethevelvets

Etiketler: , , , , , ,

Paylaş:

  1. decency_defied

    buna en kanlı film diyenler kesin filmi izlememistir bu film olsa olsa en sıkıcı film olur

  2. haz vermez bu tarz filmler bana ,sirf efektleri incelemek icin seyrettim

  3. İnceleme gayet yerinde olmuş Murat Akçıl.
    Filmin sadece son 22 dakikasını beğendim. Tempo, çekimler, müzik, gerilim sadece bu noktada kendini gösteriyor. Tuhaftır ki film o kadar kanı ve şiddeti içinde barındırıyor ki aslında, ama nedense yaşanan her şeye çok yapay bir boyuttan bakıyorsunuz filmin işlenişinden ve de akışından dolayı.

    Ama filmin odak noktası iki karakter üzerinden akıyor ki bu da aslında filme farklı bir boyut katıyor. Çünkü söz konusu karakterlerden biri akıllı ve zeki küçük kız Jade,diğeri Nazi Adam… Adamın seri katillerden Henry gibi arabasıyla sokağa çıkıp o gece rahatlamak için bir iki kadın düzüp ardından öldürmek gibi rutinleşmiş zevkleri var… Hardcore pornonun en ileri seviyesi bu olsa gerek.

    Ama adamın tarzı gizemli, vahşi, rahatsız edici ve sarsıcı değil yine de. Murat arkadaşında yukarda bahsettiği gibi bir amaçsızlık var ki filmde, bu da filmi yapay olmaya itiyor. Ve de ilginçtir ki gerilim derecesi çok düşük filmin… Bu yine işlenişle alakalı… Filmde adamın kullandığı kurbanlarına ait sonradan sivriltilmiş, törpülenmiş dişler ise yamyam arkadaşlar için biçilmiş kaftan. Aranızda yamyam var mı bilmiyorum ama bu Nazi Adam bu dişlerle kurbanlarının etlerine ısırıklar atıyor. Ama görüntülerin devamı gelmiyor. Hafızamıza, “Aaaaaa… Bu katil adam öldürmekle yetinmiyor bir de yiyor.” diye kazınıyor, ama sadece kazınıyor. Süsleme yapmışlar orda, başka bir şey değil. Derinlik yok yani. Bir de adamımızın psikopatlık derecesini öylesine uç noktalara taşıyıp bizi etkilemek istemişler ki bir de çocuk öldürüyor bu Nazi adam… Kucaklayarak ve de deşerek.

    Evet, evet filmin farklı 3 noktası da bu zaten benim için. Yamyam dişler, yaş maş demeden bütün kadınlar, çocuk da dahil. Diğeri de son 22 dakika…
    Ha bu olanları tasvip ediyor muyum? Tabiî ki de hayır!

    Açıkçası film çok ama çok daha iyi olabilirdi… Bu tarz bir film için gerilim ve inandırıcılığı çok daha yüksekte olan Henry- Portrait of a Serial Killer i izlemek daha öncelikli bir tecrübe olur, kanımca, diyerek yorumumu sonlandırmak istiyorum…

    Sevgiler, saygılar…

  4. wherearethevelvets

    Bu filme rastlamak zor zaten. Söylemesi ayıp, internetten Google’layınca ilk sayfada bu site de çıkıyor (he he).
    Evet film gorno diye tabir ettiğimiz türden hoşlananlar için biçilmiş kaftan. Bu anlamda seni tatmin edebilir Nyarlathotep. Fakat izlediğin filmlerde birazcık da olsa tutarlılık arıyorsan uzak dur bence.

  5. Murder Set Pieces’e ilk olarak şu an, burada rastladım, daha önce adını dahi duymamıştım. Evrimsel sürecin neredeyse ilk basamaklarına dahil edebileceğimiz, bu anlamda insanoğlunun en ilkel dürtüleri olan sex ve şiddeti uç noktalarda anlatan bir film gibi gözüküyor. Kurgusal yanının eksikliğini önemsemeyecek olursak, filmi bahsettiğiniz gibi salt bir “gorno” olarak izlersem, bu anlamda beni tatmin edebilir mi? Ona göre filmin full versiyonunu bulup izlemek istiyorum.

  6. wherearethevelvets

    Filmde de öyle :)
    Onu söylüyoz ya başından beri…

  7. DEVİLBOY’A KATILIYORUM… Fragmanda en çok olan şeyler tecavüz ve işkence..

  8. wherearethevelvets

    Olur olur, istismar filmi günümüzde yapılıyor ama amaç farklı oluyor. Yani izleyici artık bu tuzağa düşmeyecek kadar akıllandı. Bu yüzden türün sevdalılarına seslenen nostaljik yapımlara yöneliniyor (Planet Terror, Deathproof…)

  9. wherearethevelvets hayret ilk defa sana katılıyorum bu konuda:) Gorno tabirini abes bulmadım tam isabet oldu hatta. Filmin bazı bölümlerine baktım netten. Bir çok filme gönderme var gibi geldi özellikle Jorg Buttergeit’in “Schramm” filmine.

  10. wherearethevelvets

    Bu film çerez gibi gelir bize.

    (wavt :) he he)

  11. wherearethevelvets

    Film tabii ki snuff değil. Gerçek snuff bir şehir efsanesidir.
    Filmdeki makyaj ve kanın çok gerçekçi olduğunu söylemem gerekiyor. Ve fragmandan çok çok daha kanlı olduğunu da…
    Bence bu film düpedüz istismar filmi. Hatta onlardan daha bile kanlı. Kimse bu tabiri sevmiyor ama “Gorno” desek abes durmaz.

  12. İstismar filmi kalmadı derken istismar edilecek adam sayısı gerçekten az artık, yani en azından burada yok pek diye düşünüyorum ;) Bu arada harika inceleme “watv” (artık sana böyle diyecem) teşekkür ederiz…

  13. Bu filmin asık suratlı, sanki bir şey anlatıyormuş gibi kendini ciddiye alan havasını hiç sevmedim. Yalnız bu türde, gotik arkadaşlar sağolsun, video piyasasında çok fazla film var, bilginiz olsun. En ünlülerinden biri de August Underground serisi. Bu türde benim tek hoşuma giden Schizophreniac: The Whore Mangler ve devamı Necromaniac: Schizophreniac 2 oldu. Aslında her yönden “yanlış” olmalarına rağmen baş karakteri oynayan John Giancaspro’nun hiperaktif oyunculuğu eğlendiriyor beni.

  14. İstismar filmi kalmadı derken konunun eskisi etkilememesinden bahsediyorsunuz, değil mi? Yoksa istismar sineması, daha şık paketler halinde taze taze orada burada açılmayı bekliyorlar. MTV’nin uyduruk yarışmaları dahil…

  15. snuff’ın anlamını bilmediğini düşünüyorum mustafa.. snuff filmlere ve videolara karşıyız ve site üzerinde kesinlikle yer vermeyiz zaten. istismar felanda artık geçmişte kaldı.. istismar edemez yani bu filmler kimseyi. bu film gore-splatter, türün sevenleri için lunapark gibidir..

  16. Bu ne bea..Sırf kan ve tecavüz var fragmanından ve yazıdan anlaşıldığı kadarıyla..Şimdi söyleyin bakalım bu işkence pornosu mu değil mi?:))

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.