The Mist

  • Tarih: Şubat 5th, 2009
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (19 oyla: 10 üzerinden 7,68)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: Film Arşivi, KORKU SİNEMA, M

Yönetmen: Frank Darabont
Senaryo: Stephen King (Kitap), Frank Darabont
Yapım: 2007, ABD Süre: 127 Dakika
Oyuncular: Julio Cedillo, Laurie Holden, Marcia Gay Harden, William Sadler, Thomas Jane, Andre Braugher

Özet: Kasabaya sanki başka bir dünyadan gelmiş izlenimi veren tuhaf bir sis tabakasının çökmesi üzerine korku ve panik içinde süpermarkete sığınan kasaba halkı arasında David Drayton ve küçük oğlu Billy de vardır.

Koyu ve kalın sis tabakasının içinde esrarengiz bazı yaratıkların pusuya yatmışçasına gizlendiğini ilk fark eden David olmuştur. Bu dünyaya ait olmayan öldürücü, korkutucu yaratıklardır bunlar… Kurtuluş ise marketteki herkesin hep birlikte hareket etmesine bağlıdır. Ancak insan doğası hesaba katılınca hep birlikte hareket edebilmeleri mümkün müdür?

Markete sığınan kasaba halkının korkuya kapılarak paniklemesi üzerine mantık devre dışı kalırken David kendisini en çok neyin korkuttuğunu merak etmeye başlamıştır: Sisin içinde pusuya yatmış canavarlar mı, yoksa marketin içindeki, daha düne kadar arkadaşı, komşusu bildiği insanların sergilediği tutarsız davranışlar mı?

Shakespeare uyarlamaları için Kenneth Branagh neyse, Stephen King uyarlamaları için de Frank Darabont o’dur. Her iki sanatçı da kağıt üzerinde muazzam duygusal etki yaratarak okurun zihnine silinmez imgeler kazıyan metinleri aslına en sadık biçimde görselleştirmekle yetinmiyor, o muazzam duygusal etkinin aynısını sinema diliyle yeniden yaratmak için ustalara yaraşır bir titizlik gösteriyor. Yıllar sonra en sadık King uyarlamasının yine Darabont’tan gelmesi bu yüzden işte!

King’in en eski, en yalın ve en etkileyici öykülerinden birinin sinemaya bu kadar geç uyarlanmasının birkaç sebebi var elbette. Biri, Maine kasabasını meçhul bir sebeple kaplayan sisin içinde saklanan yaratıklar. Özellikle de finalde kahramanlarımızın görür görmez kesinlikle hayatta kalamayacaklarını anladıkları şey! Yoksa sinemada her yeri kaplayan, iradesi varmış gibi hareket eden bir sis tabakası yaratmanın hiç de imkansız olmadığını John Carpenter yıllar önce ispatlamıştı.

Gelgelelim King’in puslu öyküsü, Carpenter’ınkinden çok daha inandırıcı. İsviçre’deki CERN hızlandırma deneyini “depremleri tetikliyor” diye haber yapan, deneyin başladığı anda kıyametin kopmasını bekleyen insanların yaşadığı günümüzde hâlâ çok güncel; çünkü filmde sisin nereden peydahlandığı asla açıklanmıyor ve ordunun yürüttüğü birtakım deneylerin kontrolden çıktığı ima ediliyor. (Video oyunlarıyla haşır neşir olanlar, King’in bu öyküsünün Half Life adlı oyun serisine de ilham verdiğini anımsayacaklardır.) Aslında sebep çok da önemli değil. Darabont tıpkı öykünün ana temasında olduğu gibi korkunun çarpıttığı gerçeklikle, özellikle de insan beynini kaplayan sisle ilgileniyor. Bu yüzden King’in erken dönem öykülerinin çoğunda işlenen bir tema olan bağnazlık, filmdeki tüm yaratıklardan daha tehditkâr bir unsur olarak kendi gerçekliğimize sızıyor.

Yine aynı nedenle Marcia Gay Harden’in olağanüstü bir iticilikle canlandırdığı Mrs. Comody karakteri, tüm yaratıklardan daha korkunç görünüyor. Darabont’un uyarlaması teknik nedenlerden ötürü bu kadar bekledi, ama zamanlaması hâlâ mükemmel. Ne var ki filme artık gına getiren 9/11 alt okumalarını uygulamak veya markette toplanan çekirdek kadroya Romero‘nun zombi filmlerindekine benzer bir kapitalizm eleştirisi yakıştırmak, Öldüren Sis’te pek çok sebeple çuvallayabilir. Filmin gecikmesinin bir sebebi daha var tabii. Darabont’un o acımasız finalden taviz vermek istememesi. Bu kadar karamsar bir sonu topa tutanlar da oldu elbette. Özellikle de çok daha karamsar biten öyküyü okumayanlardan geldi bu tür tepkiler.

Darabont’un uyarlaması sadece öykünün ruhuna, olay akışına, imgelerine ve karakterlerine sadık kalmasıyla en iyi sıfatını hak etmiyor. Filmdeki pek çok ayrıntı (mesela camdaki kanlı el izi) tüm King antolojisine küçük selamlar da çakıyor.

“Stephen King, kendisine önerdiğim son ile ilgili düşüncesini açıkladığı bir e-mail gönderdi. Eğer benim önerdiğim final gibi bir son aklına gelmiş olsaydı kitabı yazarken kesinlikle bunu kullanacağını söyledi. Böylece Stephen King’in onayını almış oldum. İzleyiciler filmdeki sonu beğenmeyip beni eleştirebilir ama bu konuda Stephen King’in de benimle aynı fikirde olduğu, kendisinin onayını aldığım unutulmasın” Frank Darabont

Devilboy

Etiketler:

Paylaş:

  1. finali insanın tabiri yerindeyse ağzına sıçıyor..!

  2. Ben de izlediğimde çok beğenmiştim ama hikayeyi okumuş biri olarak yönetmeni ayrıca tebrik etmem lazım çünkü öyküyü okurken zihnimde canlandırdığım şekliyle ekranda görmek fazlasıyla hoşuma gitti. Stephen King hikayelerinin aslına sadık kalarak çekildiğinde daha güzel olduğunu düşünüyorum. Ben S.K. öykülerine fazladan bir yorum eklemek gerektiğine inanmıyorum. Bence yazar, bazı hikayelerinde (bunda da olduğu gibi) dünyadaki diğer ülkelerin modernizmin ve liberalizmin beşiği olarak addettiği ABD’nin çoğu küçük kasabasında aslında insanları şok edecek bir bağnazlığın ve sofuluğun yattığını gösteriyor. Burada, kasaba insanlarından bazılarının çarpık ve koyu din anlayışının fırsat bulur bulmaz nasıl su yüzüne çıkıverdiğini anlatıyor.

  3. Filmi iki parça halinde izlediğimden ilk bölümünde (ilk 1 saat) çok fazla etkilenmeden zaman zaman sıkılarak izledim. Ama ikinci bölüm hem hızlı başladı hem de anlatmak istediği şeyleri etkili diyalog ve sahnelerle anlatmaya başladı. Film, bittiğinde beklemediğim güzellikte bir film izlediğime sevindim. Herkese tavsiye ederim. Stephen King uyarlamaları bir şekilde hep hoşuma gidiyor.

  4. wherearethevelvets

    Film başlı başına bir Amerika taşlaması. Mutlu huzurlu, steril yaşamları en ufak bir tehdit altında çözünüveren Amerikalılar, hızla regrese olup Orta Çağ zihniyetine iniveriyorlar. Alın size 11 Eylül’den sonraki Amerikan psikolojisi. Dini bahane edip insan kurban etme…
    Film bu alt metni yanında, öykü anlatım tarzıyla da yenilikçi. Normalde hareketlerini izlediğimiz ve verdiği kararları onaylayarak özdeşleşim kurduğumuz başkarakter bu filmde yer değiştirmiş. Aslında karakterimizin, filmin başında çocuklarını aramaya çıkan kadın olması gerekirdi. Hani filmin sonunda gururlu bir ifadeyle diğerlerine bakan…

  5. Canavar filmi olarak da anlatabilecek bu yapım, bir alışveriş merkezine sıkıştırılan ve toplumun mozaiğini çıkaran karakterleriyle öne çıkıyor. Zira sisin oraya soktuğu insanların ruh halini anlatıyor esasen. Tabii İsacı, milliyetçi ve daha nice görüşü bir potada eriyor. Sonuç ise biraz olsun karamsar bir son olsa da politik açıdan tehlikeli bir noktaya gidiyor.
    2008’in en çok önemsenecek korku filmlerinden biri bu!

  6. ENFESTİ GERCEKTEN…

  7. harika bir film, akıllara kazanan bir müzik, ve çok dramatik bir son. gerçekten izlenilmesi gerekir diye düşünüyorum.

  8. Harika bir filmdi. Atmosferi, oyunculukları, özellikle insanı dondurup kalan finali ve bu sahnede yer alan müziği ile beyninize kazınıyor Sis filmi.

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.