Oscar’lı Korku/Gerilim Filmleri

  • Tarih: Nisan 20th, 2011
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (16 votes, average: 6,94 out of 10)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: HABERLER, KORKU SİNEMA, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl, YAZARLARIMIZ

İlk defa 1927/28 yıllarında düzenlenen Akademi Ödülleri yani Oscar, her ne kadar endüstriyi desteklemek için tezgahlanmış olsa da, sinemanın bütün emekçilerine mavi boncuk dağıtmıyor ne yazık ki. Özellikle bilim-kurgu ve korku türünü neredeyse göz ardı eden bu tutumu artık kanıksadık bile. Ana akım dışındaki tüm kategoriler Oscar’ın üvey evlatlarıdır. Şans eseri ciddiye alınan bir korku filmi çıksa da genelde teknik kategoride ödüllendirilmiştir, zira bu kategorilerde gerçekten yaratıcı bir ana akım filmi bulmak imkansızdır (elleri mahkum). Tabii bir şeyi de göz önünde bulundurmak gerekir ki, korku filmleri diğer türlere göre daha uluslararasıdır. Şu an kült ya da klasik diye tanımladığımız çoğu korku filmi Amerikan’dan çok Avrupalı’dır. Bu yabancı dil sorunu nedeniyle de çoğu korku filmi göz ardı edilmiştir. Akademi beyaz, yaşlı, dindar ve tutucu üyelerden oluştuğu için elin kıytırık gavuruna oy verecek değiller ya!

Her neyse sonuçta Oscar almış “Korku/Gerilim” filmleri diye bir yazı yazmak geldi aklıma. Daha önce başka bir sitede bu konuda bir başlık açmış, Oscar’lı korku filmlerini konuşalım demiştim. Şimdi ise işi daha ciddiye aldım. İnternette biraz araştırdım ve Oscar’ın resmi sitesinde dahi buna benzer bir arama motoru bulamadım. Neredeyse tek kapsamlı örnek “About.com” adlı sitedeydi ve bu yazıyı yazarken bu siteden feyz aldım; daha doğrusu oradaki yazının Türkçe versiyonunu yazmaya çalıştım diyelim.

Oscar alan ilk korku filmi olarak terihe geçen Dr. Jekyll and Mr. Hyde (1931) bu ödüle En İyi Erkek Oyuncu dalında (Fredric March) ulaşıyor. Yapımcılar başta, Dr. Jekyll için başka Mr. Hyde için başka aktör istiyorlar ama yönetmen Fredric March‘ın her iki rolü de başarıyla canlandırabileceğine inanıyor. Haklı da çıkıyor. Ayrıca filmin dönüşüm sahneleri o kadar başarılı oluyor ki yıllarca bir muamma olarak kalıyor. 60′lı yıllarda yönetmen Rouben Mamoulian bu efekti, aşama aşama kamera önüne getirilen renkli filtreler, tersten çalan gong, Bach müziği ve kendi kalp sesinden oluşan bir kompleksle ulaştıklarını açıklıyor. Aktör Fredric March‘ın yüzü “Neandrethal adamına” dönüştürülürken kullanılan ağır makyaj nedeniyle onulmaz derecede zarar görüyor. Oscar’ın yolları taştan… Şu an bir klasik sayılan “Frankenstein (1931)” Oscar’a aday bile olamıyor.

Dr. Jekyll and Mr. Hyde (1931)

1943 tarihli Phantom of the Opera, iki dalda ödül alıyor: Renkli Filmde En İyi Sanat Yönetimi ve İç Dekorasyon (Alexander Golitzen, John B. Goodman, Russell A. Gausman, Ira Webb) ve Renkli Filmde En İyi Sinematografi (Hal Mohr, W. Howard Greene). O zamanlarda hem renkli hem de siyah-beyaz filmler olduğu için teknik kategoriler günümüze göre farklıymış. Filmin Oscar’lı dekorları dönemin Paris Opera Binası’nın birebir kopyasıymış ve halen Universal Stüdyolarında bulunan bu dekor hayatta kalan en eski dekormuş.

Phantom of the Opera (1943)

Gaslight (1944) siyah beyaz bir gerilim klasiği. Yıllar önce öldürülen teyzesinin uğursuz evine geri dönen bir kadının, kendisinden bir şeyler saklayan kocasının garip davranışları neticesinde deliliğin sınırına geldiği bu atmosferik gerilim, tahmin edeceğiniz gibi başroldeki Ingrid Bergman‘a En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını getiriyor. Evin siyah-beyaz atmosferinin başarısı nedeniyle film En İyi Sanat Yönetimi (Siyah-Beyaz filmde) Oscar’ını alıyor (Cedric Gibbons, William Ferrari, Edwin B. Willis ve Paul Huldschinsky).

Gaslight (1944)

The Picture of Dorian Gray (1945) içerisinde Dorian Gray’in ünlü tablosunun yer aldığı 4 sahneyi “renkli” olarak gösterse de En İyi Siyah-Beyaz Sinematografi (Harry Stradling Sr.) Oscar’ı alıyor. Bir önceki yıl benzer bir siyah-beyaz gerilimle En İyi Yardımcı Kadın oyuncu dalında aday olan Angela Landsbury, benzer şekilde bu filmde de aynı dalda adaylık alıyor.

The Picture of Dorian Gray (1945)

Aynı yıl Oscar alan başka bir gerilim filmi var: Alfred Hitchcock‘un nefes kesici Spellbound (1945)‘u. Modern psikoanalitik korku/gerilim filmlerin babası diyebileceğimiz bu zaman ötesi harikalıktaki film-noir sadece tek Oscar’la yetiniyor: En İyi Film Müziği (Miklós Rózsa). Benzer zor rollerin kadını Ingrid Bergman filmde bir psikiatristi canlandırıyor ve bir cinayeti açığa kavuşturmak için tedavi ettiği amnezi hastası Gregory Peck ile güvensizlik üzerine kurulmuş garip bir aşk yaşıyor. Filmde Salvador Dalí‘nin tasarladığı sürreel bir düş sekansı var ki anlatamam. En İyi Sinematografi’yi The Picture of Dorian Gray‘e kaptırması çok manidar. Alfred Hitchcock‘un Oscar’lar tarafından göz ardı edilmesi herkesin bildiği bir ayıp zaten. Endüstrinin ayıpları yıllar sonra açığa çıkıyor. Mesela bu filmdeki müzikleriyle Jerry Goldsmith’e tüm kariyeri boyunca ilham veren Oscar’lı Miklós Rózsa, film boyunca kendisine hiç inanmayan ve ciddiye almayan yapımcıyla didişip durmuş.

Spellbound (1945)

En İyi Yabancı Film dalında Oscar alan Ingmar Bergman‘ın Jungfrukällan (The Virgin Spring, 1960) filminin konusu biraz tanıdık gelebilir. 14. yy İsveç’inde varlıklı ve mutlu bir toprak sahibinin bakire kızı, birkaç keçi çobanı tarafından korkunç bir tecavüze uğruyor ve katlediliyor. Şans bu ya, caniler yemek ve barınak için merhum kızın ailesinin evine sığınıyorlar. Bu serserilerin, zavallı kızlarının katilleri olduğunu anlayan aile tüyler ürpertici bir intikam için kolları sıvıyor. The Last House on the Left (1972)‘in konusu nereden aşırılmış artık biliyoruz. Bu arada bir rezalet var ki o da aynı yıl (1961) Oscar’larında adaylıkları olan korku filmi klasiği “Psycho (1960)” tek bir Oscar bile alamıyor. Yuh!

The Virgin Spring (1960)

Başrollerdeki (Bette Davis ve Joan Crawford) iki önemli aktristin özel hayatlarındaki düşmanlıklarının perdeye yansıması olan, siyah-beyaz gizem filmi What Ever Happened to Baby Jane? (1962) her ne kadar iki usta oyuncunun performanslarına sırtını dayasa da Oscar’ı Siyah-Beyaz Filmde En İyi Kostüm kategorisinde alıyor (Norma Koch).

What Ever Happened to Baby Jane? (1962)

Sadece benzersiz başarısıyla değil, efsanesiyle bile klasikler içinde adı telaffuz edilen, Roman Polanski‘nin Rosemary’s Baby (1968) filmi, benim gözümde gelmiş geçmiş en iyi korku filmlerinden biridir. Başarısı, kendinden sonra gelen “The Exorcist” ve “The Omen” gibi doğaüstü olaylara dayanan korku filmlerine yol açmıştır. IMDb’nin ilk 250′sinde yer alan bu filmin tek Oscar’lı olması sizce adaletli midir? En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında bileğinin hakkıyla Oscar alan, sinema tarihinin en gerçekçi kötü kadınlarının başında gelen bir karakter yaratan Ruth Gordon da ödülü almasaymış oha olacakmış yani! Hadi sadece 2 dalda Oscar’a aday olmasını bir tarafa bırakın, filmin şahane ötesi müziğinden sorumlu Krzysztof Komeda‘nın değil Oscar, Golden Globe’da bile sadece adaylıkla kalması düşündürücü. Aynı yıl müzik de dahil 5 Oscar alan, sulu bir Oliver Twist müzikali olan “Oliver! (1968)”ın film müziğini hatırlayan var mı Allah aşkına?

Rosemary’s Baby (1968)

Rosemary’s Baby‘nin Akademi tarafından dikkate alınması endüstride de bazı şeyleri değiştiriyor. En İyi Film, Kadın Oyuncu, Yönetmen, Yardımcı Erkek Oyuncu ve Yardımcı Kadın Oyuncu dallarını da içeren 10 kategoride Oscar’a aday olan The Exorcist (1973)‘in durumu bunu kanıtlıyor. Artık korku filmleri B-movie kapsamından çıkıyor. Gerçi film sadece iki önemsiz dalda Oscar alıyor: En İyi Ses (Robert Knudson, Chris Newman) ve En İyi Uyarlama Senaryo (William Peter Blatty).

The Exorcist (1973)

Jaws (1975) içinde doğaüstü olaylar geçmediği halde insanı altına işetecek kadar korkutan bir korku filmidir. Çünkü terörün kaynağı doğadır. Ben bu filmi izledikten sonra denize girememiştim; kimse girememiş. Steven Spielberg‘in başarısı bir yana filmin kalp atışını simile eden müziğinin bu etkide rolü çok büyük. Nitekim John Williams En İyi Film Müziği dalında Oscar’ı kucaklıyor. Film bunun dışında iki dalda Oscar alıyor: En İyi Kurgu (Verna Fields) ve En İyi Ses (Robert L. Hoyt, Roger Heman Jr., Earl Madery, John R. Carter).

Jaws (1975)

Huzurlu bir ailenin tüm düzenini altüst eden şeytani çocuk filmlerinin atası sayılabilecek The Omen (1976) Jerry Goldsmith’in tüyler ürpertici müziği ile En İyi Film Müziği dalında Oscar alıyor. Aynı bestecinin ödüle aday olan “Ave Satani” şarkısını kim unutabilir ki?

Alien (1979) denince akla hayal sınırlarını zorlayan Xenomorph tasarımları geliyor. Uzayda geçen korku filmlerinin ilk temsilcisi olan film tahmin edilebileceği gibi bileğinin hakkıyla En İyi Görsel Efekt Oscar’ını alıyor (H.R. Giger, Carlo Rambaldi, Brian Johnson, Nick Allder, Denys Ayling).

Alien (1979)

Evet, korku filmleri için Akademi üyelerinin dikkatini çekmek çok zor. Fakat bazen öyle sıradışı işler olabiliyor ki Akademisyenler bile bunu göz ardı edemiyor. An American Werewolf in London (1981) filmindeki kurt adam dönüşüm sahneleri o kadar manyak ötesi şeyler ki üyeler sırf Rick Baker’a ödül verebilmek için Oscar’a yeni bir kategori ekliyorlar: En İyi Makyaj. Demek ki neymiş? Bazen korku filmleri kuralları yıkacak güce erişebilirmiş.

An American Werewolf in London (1981)

Aliens (1986) En İyi Kadın Oyuncu (Sigourney Weaver) dalında Oscar’a aday olduğunda yer yerinden oynuyor. Çünkü Aliens’ın türü Aksiyon, Korku, Bilim-kurgu ve bu üç janr Oscar’ın ısrarla göz ardı ettiği türler. Her neyse Weaver ödülü alamıyor (zaten eğer aday olması gerekiyorsa 1979 Alien ile olmalıydı) fakat Aliens, ana kategorilerden birine aday çıkaran “vurdulu kırdılı” film olarak tarihe geçiyor. Film, En İyi Ses Efekti (Don Sharpe) ve En İyi Görsel Efekt (Robert Skotak, Stan Winston, John Richardson, Suzanne M. Benson) Oscar’ını alarak geleneği bozmuyor.

Aliens (1986)

“An American Werewolf in London”ın sayesinde açılan kategori sayesinde, Oscar’larda ismi bile anılmayacak filmlerin yüzü gülüyor. Öyküsüyle ve çarpıcılığıyla çığır açabilecek kuvvette olan The Fly (1986) gore sahneleri nedeniyle Akademisyenlerin midesini ağzına getirse de, gitgide bir sineğe dönüşen Jeff Goldblum’un etkileyici değişimi nedeniyle En İyi Makyaj Oscar’ını kapıyor (Chris Walas ve Stephan Dupuis).

The Fly (1986)

Korku-komedi denince akla ilk gelen filmlerden Beetle Juice (1988), Michael Keaton dahil, ölüler ülkesindeki ilginç memurların kendine özgü makyajlarıyla En İyi Makyaj Oscar’ını alıyor (Ve Neill, Steve LaPorte ve Robert Short). Makyaj ekibi o kadar iyi ki aynı yıl olan 1990′da Saturn ödüllerini de kucaklıyorlar.

Beetlejuice (1988)

En korkunç kadın karakterler denince akla çeşitli isimler gelir. Çoğu dış görünümüyle de belli eder bunu. Ama gayet sıradan, hafif kilolu, ev hanımı görünümündeki bir kadının nasıl bir psikopata dönüşebileceği konusunda adeta ders veren Kathy Bates, Stephen King‘in romanından uyarlanan Misery (1990)’daki Annie Wilkes rolüyle hem En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını alıyor hem de korku efsanesine dönüşüyor.

Misery (1990)

1992 yılı Korku/Gerilim sineması adına dönüm noktası sayılabilecek bir olaya tanık oluyor. İlk defa beş ana kategoride birden ödül alan korku filmi olarak Oscar tarihe geçen The Silence of the Lambs (1991), En İyi Film, Yönetmen (Jonathan Demme), Erkek Oyuncu (Anthony Hopkins), Kadın Oyuncu (Jodie Foster) ve Uyarlama Senaryo (Ted Tally) dalında ödülü kucaklıyor. Artık herkes korku/gerilim filmlerine daha saygılı yaklaşmaya başlıyor.

The Silence of the Lambs (1991)

Yazarın eserine en sadık uyarlama olarak bilinen Bram Stoker’s Dracula (1992), (haklı olarak) En İyi Kostüm (Eiko Ishioka), Ses Efekti (Tom C. McCarthy, David E. Stone) ve Gary Oldman’ın başarılı yaşlandırma efekti nedeniyle Makyaj (Greg Cannom, Michèle Burke, Matthew W. Mungle) Oscar’ını götürüyor.

Bram Stoker’s Dracula (1992)

Jurrasic Park (1993) ne kadar korku filminden sayılır bilemiyorum ama gore sahneleri ve gerilimiyle listedeki çoğu filmden daha korkunç olduğunu belirtmem gerekir. Film tahmin edilebileceği gibi sadece teknik ödüllerden nasibini alıyor: En İyi Ses Efekti (Gary Rydstrom, Richard Hymns), En İyi Görsel Efekt (Dennis Muren, Stan Winston, Phil Tippett, Michael Lantieri) ve En İyi Ses Oscar’ı (Gary Summers, Gary Rydstrom, Shawn Murphy, Ron Judkins).

Jurassic Park (1993)

Tim Burton Akademisyenler tarafından göz ardı edilen yönetmen olarak kalacaktır. Fakat hayal gücü yüksek filmleri özellikle teknik dallarda ödüllendirilmektedir. Olağanüstü atmosferi hala aşılamamış filmi Sleepy Hollow (1999)‘ın En İyi Sanat Yönetimi ve Set Tasarımı Oscar’ını alması gibi (Rick Heinrichs, Peter Young). O sırada diğer teknik Oscar’ları “Matrix (1999)” topluyor.

Sleepy Hollow (1999)

Ve maalesef uzun bir süre Oscar’larda korku filmlerinin adı geçmiyor. Bir yeniden uyarlama olan King Kong (2005) En İyi Ses Kurgusu (Mike Hopkins, Ethan Van der Ryn), Ses Miksajı (Christopher Boyes, Michael Semanick, Michael Hedges, Hammond Peek) ve Görsel Efekt (Joe Letteri, Brian Van’t Hul, Christian Rivers, Richard Taylor) Oscar’ı almasaydı bu süre daha da uzayabilirdi. Gerçi Peter Jackson’ın romana sadık bir şekilde çektiği filmi, hayranlarının pek yüzünü güldürmüyor.

King Kong (2005)

Guillermo del Toro‘nun bence başyapıtı olan El Laberinto del Fauna (Pan’s Labyrinth, 2006) o kadar garip, o kadar sınıflandırılamayan, o kadar ilham verici ki; Oscar’lar bu büyük korku filmini görmezden gelemiyor. En İyi Sanat Yönetimi ve Set Tasarımı (Eugenio Caballero, Pilar Revuelta), Sinematografi (Guillermo Navarro) ve Makyaj (David Martí, Montse Ribé) dalında 3 Oscar alıyor.

Pan’s Labyrinth (2006)

Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street (2007) ile gotik korkuyu müzikalle birleştiren Tim Burton izleyenleri tekrar şaşırtıyor. Buton’un en kanlı filmi olarak anılan film, puslu dumanlı atmosferi, kirli mavi ve gri tonlarıyla En İyi Sanat Yönetimi (Dante Ferretti, Francesca Lo Schiavo) ödülünü alıyor.

Sweeney Todd:The Demon Barber of Fleet Street (2007)

Gelelim şu an için en son olan 83. Oscar’lara… Önce klasik bir yeniden uyarlamaya bakalım. Wolfman (2010), bildik kurtadam öyküsüne yeni bir yorum getirerek “Bram Stoker’s Dracula”nın izini sürüyor ama pek de etkili olamıyor. Zaten kurda benzeyen Benicio Del Toro‘nun başarılı ve gerçekçi kurtadam makyajı, aynı kategorideki kuvvetsiz rakipleri sayesinde ipi göğüslüyor ve En İyi Makyaj Oscar’ını alıyor (Rick Baker, Dave Elsey). Del Toro her defasında 3 saat süren makyaj için masaya oturuyor. Üstelik çıkarması bile 1 saat alıyor. Rick Baker kurtadam makyajıyla 2 defa Oscar alabilen tek makyajcı olarak adını yazdırıyor (tek olarak kalacak gibi görünüyor).

Wolfman (2010)

Aynı Oscar’larda korku film fanatiklerini asıl heyecanlandıran film Black Swan (2010) oluyor. Hem body-horror, hem psikolojik gerilim hem de gore barındıran bu filmdeki olağanüstü “hasta kadın” tiplemesiyle Natalie Portman, En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını bileğinin hakkıyla alıyor.

Black Swan (2010)

Korku/Gerilim filmleri’nin Oscar’larla arası pek iyi gitmeyecek anlaşılan. 83 yıldır yapılan bir ödüllendirmedeki korku/gerilim filmleri yukarıdaki gibi listelenebilecek kadar az olduğu sürece, iyisi mi biz sadece Fantastik veya Korku Filmleri Ödülleriyle yetinelim.

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Etiketler: , , , ,

Paylaş:

  1. rosemaryninbebegi diyor ki:

    Güzel bir yazı olmuş bu listede benimde gerçekten sevdiğim bir kaç filmler var. Ancak ben neden bu kadar klasik filmler yapmayı başarmış Alfred hitchcock’un oskar alamamasını anlayamıyorum.Ben oskarlık bir korku filminde bol bilgisayar efekti,ünlü oyuncular,büyük bütçe değil etkileyici karakterler,iyi kurgu,denenmemiş konular ve unutulmaz atmosferler olmasını isterdim.Başarı büyük bütçeli film yapabilecek paranın ve donanımlı stüdyoların olması değildir.

  2. wiler diyor ki:

    misery ile başladı black swan ile devam etti. kadın karakterleri korku filmlerine iyi zımbalıyor.

  3. Jhei diyor ki:

    katılıyorumm

  4. Jhei diyor ki:

    off ne güzel bi başlık demiştim ki….. yine megan la göz göze geldim… :(

  5. kahraman diyor ki:

    herkese selam ben iyi bir korku filmi arıyorum bulamıyorum perili, mezarlı, ruh, karabasan, 3 harfli filan korku filmi ingilizce isimlerini bana mail atarsanız çok sevinirim. kahramancaliskan@hotmail.com

  6. KING OF HORROR diyor ki:

    Harika !!! Tek kelimeyle harika bir inceleme olmuş Murat. Zihnine sağlık. Akademi üyeleri korku türüne ait filmlere karşı genellikle mesafeli yaklaşıyorlar. Bir karakter rolüyle bütünleşecek derecede o rolü perdede yansıtıyorsa en azından aday olmalıdır bana göre. Bu konuda dram,hüzün ve acıyı seyirciye en iyi aksettiren ana dallar açık ara favori oluyor. Akademi özellikle de küllerinden doğmuş sporcu hikayelerine bayılıyor. Korku türündeki filmlere ise teselli ikramiyesi makyaj oscarı kalıyor. Bu akademiye bizden biri girene kadar devam edecek zannımca :)

  7. arif şahin diyor ki:

    Vertigo,frenzy,physco gibi hitchock dehası eserler oscar,la taçlandırılmıyorsa ben bunun altında bir bit yeniği ararım.korku insanoğlunun başlangıcından beri hayatımızda yeralıyorsa bunu küçümsemek yada gözardı etmek bence en büyük ahmaklıktır…belkide aday gösterememek bile çok bilmişlerin en büyük korkusudur.perkins,in seymour hoffmann yada c firth,den ne gibi bir eksiği var çözebilmiş değilim.canlandırdıkları karakterleri başarıyla oynamak başka bates,de olduğu gibi yarattığı o kalıcı izi yıllar sonra hala bırakabilmek çok başka.elmayla armudu birbirinden ayırabilmek dileğiyle.maalesef bazıları armudu seviyorlarki perkıns oscarı alamadı.

  8. gulsah baykal diyor ki:

    Bence bunun nedeni Oscar ödülünün yüksek düzeyde endüstriyelleşmiş bir film dünyasına (Hollywoodland) hizmet eden, son derece kurumsal bir nitelik taşıyan bir ödül olması. Bu tıpkı bir şirket içi toplantıda bir grup satış temsilcisine yaptıkları yüklü miktarda cirodan dolayı ödül vermek gibi. Körler sağırlar birbirini ağırlar yani. Ben listeyi incelediğimde (1-2 film haricinde) ödüle layık görülen filmlerin şöyle olması gerektiğini anladım: klasik bir eser uyarlaması, meşhur başrol oyuncuları ve her baş karakterin ya da hikaye akışının ardında bir dram/göz yaşı olması zorunluluğu.

  9. devilboy diyor ki:

    Ha birde Anthony Hopkins, Johnny Deep, Gary Oldman vs. gibi meşhur hollywood aktörlerinin yer aldığı filmlerin adaylıklar kazanmaları sırf onların varlıklarından dolayıdır diye düşünüyorum.

  10. devilboy diyor ki:

    Korku, insanoğlundaki en güçlü duygudur. Ve bunun beyazperdeye yansıması neredeyse sinema tarihi kadar eskidir. O yüzden Akademi ödüllerine hollywood tabiriyle koca bir ‘bullshit’ demek istiyorum. Klasik korku filmlerine gereken ilginin gösterilmediği zaten apaçık ortada. Peki ya modern korku sineması? Bunun kurucuları arasında sayılabilecek Alfred Hitchcock, George Romero, John Carpenter ve benzeri isimler, hadi ödülü bıraktım hiç mi aday gösterilmez? Yoksa bu adamların filmlerinde ortaya koydukları toplumsal, dinsel ve sistem eleştirileri buna sebep olmuş olabilir mi? Sen Anthony Perkins gibi adamı Norman Bates rolünden dolayı ödüllendirmiyorsan ben daha da başka birşey demiyorum zaten..

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.