Sapak
Kategoriler: Can Evrenol, KORKU SİNEMA, Türk Korku Sineması, YAZARLARIMIZ
Yönetmen: Fırat Mançuhan
Senaryo: Fırat Mançuhan
Yapım: 2008, Türkiye
Oyuncular: Bülent Emin Yarar, Kaya Akkaya, Pınar Sesveren, Mert Trenova
Can Evrenol / www.otekisinema.com
Türk sinemasında bugüne kadar gördüğüm tartışmasız en karanlık filmlerden biri! Bir seri katil kısa filmi… 1981 doğumlu Fırat Mançuhan’a dikkat! Bu sene Akbank Kısa Film Festivali’nde en iyi kısa film ödülünü alan Sapak, hem sinematografisiyle hem de hikayesiyle büyülüyor.
Doğrusu pek bir beklentim olmadan izlediğim film beni hazırlıksız yakaladı. Fırat’ın şu ana kadar Türk sinemasinda pek benzeri olmayan bir tarz yakaladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Önümüzdeki zamanlarda kendisinden gerçekten çok iyi şeyler çıkacağını tahmin ediyorum. Siz de izleyin, kararınızı verin. Beklediğinizden cok daha fazlasını bulacağınızı düşünüyorum.
Senaryo yazarlığını, yönetmenliğini ve montajını Fırat Mançuhan’ın üstlendiği Sapak, 22 Ekim 2006 günü, ülkemizde işlenen seri cinayetlerin hikayesini anlatıyor. Film, puslu bir havada bir otoyol görüntüsü ile açılıyor. Ardından siyah ekran üzerine beyaz harflerle “20-23 Ekim 2006 tarihleri arasında, Bursa’yı Ankara’ya bağlayan karayolu üzerinde yedi cinayet işlendi. … Az sonra izleyeceğiniz bu olaylardan yola çıkarak yaratılmış kurmaca bir hikayedir” yazıyor…
Mançuhan aslında bu filmde tamamen kendi hikayesini anlatmış. Film gerçek olayları birebir canlandıran bir film olmaktan çok uzak. Zaten böyle bir iddiası da yok. Ama esas önemli olan şeyi başarmış; hikayenin ve atmosferin kalbini yakalamış. Aslında gerçek olaylardan yola çıkan bir hikaye olduğu için filmin bir exploitation yani “sömürü film” olma niteliği de var. Ancak tamamen ‘bu gerçek bir olaydır’ demeyecek kadar da ağırbaşlı bir film. Zaten filmin ne posteri ne de pazarlanışı bir sömürü film niteliğinde değil. (Hani keşke olsaydı demedim değil…)
Tek negatif eleştirim, filmin katıldığı festivallerde ve filmin facebook grubunda, filmin sinopsis kısmında biraz fazla ağdalı, ve fazla belirleyici şeyler yazılmış. Halbuki ‘yorumsuz’ olması gereken bir film bu. Sinopsis olarak “Şiddetin nedenselliği” gibi bir açıklama filmin bu sert, karamsar ve nihilist tarzına yakışmıyor. Film, cok daha agresif, karanlık ve gösterişli bir tanıtımı hakediyor (yalın olsa da agresif ve karanlık). Belki de yönetmenin ve ekibin yapmak istediği tam bu değil ama bence filmin en büyük başarısı ve özelliği burada. Tarkovsky gibi, Yılmaz Güney’den beri gelen ultra-gerçekçi ve ağırbaşlı çok sanatkar bir anlatım dili var sinemamızda. Ve bu iyi ki de var. Hepimizin bildiği gibi Türk sinemasının bu janrada gerçekten çok değerli, dünya çapında eserleri var. Sapak da sinopsisi olsun, filmin posteri olsun biraz bu havada bir film.. Hatta filmin ilk 3-4 dakikası da böyle. Ama sonra yavaşça bir Üç Maymun (2008) ve ardından neredeyse bir Masters of Horror (2005) bölümüne dönüşen bir havası var filmin! İşte Türk sinemasında hiç olmayan şey de bu; Bu kalitede bir sinematografi ve bu tavırda bir film! Sapak, eğer bu niteliğinin üzerine daha ağırlık verirse, Fırat Mançuhan ilerde bu niteliğin üzerine oynarsa Türk sineması içindaha da önemli bir figür olma şansı çok ama çok yüksek.
Filmin arkasında çok iyi bir ekip ve çok iyi bir ekip çalışması olduğu her karesinden belli. Filmdeki müzik ve ses kullanımlarındaki seçimler de filmin atmosferine son derece uygun. Filmin sonu, ve hikayesinin çeşitli noktaları üzerine konuşulacak daha çok şey var ancak burada bunları yazıp filmi izlememiş izleyiciler için filmin tadını kaçırmak istemiyorum…
Seyircinin midesine bir yumruk gibi inerken, bir yandan da Fritz Lang’in başyapıtı M‘de (1931) olduğu gibi seyirciye acımasız vahşi bir katile karşı acıma duygusunu da tattırabilen güçlü, karamsar ve düşündürücü bir film Sapak.
Üç Maymun ile beraber 2008 yılında Türkiye’den böyle karanlık ve usta işi filmler çıkması inanılmaz sevindirici bir gelişme. Daha yolunun başında bir sinemacı olan Fırat Mançuhan’ın ilerde Türk sinemasında daha da karanlık, daha da güçlü, daha da “öteki” filmler kazandırmasını temenni ediyor ve kendisine başarılar diliyorum. Sapak’ta emeği geçen herkese yürekten teşekkürler.












Filmi sanırım bir kaç ay önce izlemiştim. Gelecek vaat eden mi denir artık öyle bir havası var bence. Yönetmen yolundan sapmayıp, kendini biraz daha geliştirirse mükemmel bir Türk gerilim filmi izleyebiliriz bu arkadaştan ciddi anlamda. Açıkçası sevmiştim bu kısa filmi. Yönetmenin adını bir kenara yazmalı…
hımm teşekkür ederim. bende izleyeyim.
karabiber film artık internet üzerinden izlenebiliyor.
http://www.vimeo.com/6890724
muhtemelen dvdsini alarak
bende merak ettim açıkçası.
Filmin tamamını nasıl izleyebilirim?
Çok beğendim. Emeği geçen herkesi kutlamak lazım. Nedensiz şiddetti sorgulanması o kadar göze çarpmasa da. Bu filme gerilim olarak bakmak yanlış olur.
şiddetin nedenselliği denirken zannımca barda filmindekine yakın bir “sebepsiz şiddet” sorgulaması kastedilmiş olsa gerek.
Türk sinemasının dram ve komedi dışındaki türlerde başarılı bir üretimde bulunması hakikaten zor görünüyor; ancak son yıllarda iyi sinemacılarımız da yetişmiyor değil. Özellikle Nuri Bilge Ceylan ve Reha Erdem gibi yönetmenlerin, Türk filmlerine olan önyargımı yok ettiklerini söyleyebilirim. Sonbahar’ın yönetmeni Özcan Alper’i de bu isimlere eklemek mümkün. Bağımsız filmlerdeki başarımız, yetkinlikten ve yaratıcılıktan uzak olduğumuz korku türüne de yansır umarım. Bunun için ihtiyacımız olan ilk şey ise, ‘iyi’ senaryo yazarları ve ‘iyi’ yönetmenler.
Türk filmlerine karşı ön yargımı hiç bir şey değiştiremedi. 3 Maymun gibi minimalist mi diyolar, ha işte o türden de hiç hazzetmem. İnşallah film önyargımı yıkar.
Bu arada şiddetin nedenselliği de ne demek? Nedeni var mıymış? Film kendini böyle tanımlıyorsa baştan kaybetti.