Shocker

  • Tarih: Temmuz 1st, 2010
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (6 oyla: 10 üzerinden 7,00)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: Film Arşivi, KORKU SİNEMA, S

Yönetmen: Wes Craven
Senaryo: Wes Craven
Imdb Puanı: 5/10
Yapım: 1989, ABD Süre:109 Dakika
Oyuncular: Michael Murphy, Peter Berg, Mitch Pileggi, Sam Scarber, Ted Raimi

1989 yapımı bir Wes Craven filmi olan Shocker, fragmanından etkilenip izlediğim filmlerden bir tanesi. Günümüzde Wes Craven adı korku sinemasına can veren Scream serisiyle ve yeniden çevrilen başyapıtlarıyla anılsa da çoğu korku sineması hayranı tarafından Nightmare on Elm Street ile hatırlanır. Wes Craven, Nightmare on Elm Street ile sekiz film artı bir televizyon dizisine dönüşecek bir efsane yaratmış, Freddy Krueger karakterini sinemanın en unutulmaz figürleri arasına sokmuş ve 1984 yılında çektiği film ile Johnny Depp’i sinema dünyasına kazandırmıştır.

Yönetmenin A Nightmare on Elm Street’ten 5 yıl sonra çektiği ve çekimlerini 10 haftada tamamladığı Shocker’ı için Freddy Krueger’sız bir A Nightmare on Elm Street filmi diyebiliriz. Filmin öyküsünü kısaca anlatmak gerekirse, film bir takım cinayetler işleyen esrarengiz televizyon tamircisi Horace Pinker’ın, kahramanımız Jonathan’ın ailesini ve sevgilisini öldürmesinden sonra, Jonathan’ın ve polis olan üvey babası Don’ın çabalarıyla yakalanıp elektrikli sandalyeyle idama mahkum olmasıyla başlar. Bu idam sırasında öldüğü sanılan ancak vücuduna verilen elektriklerle daha da güçlenen katilimiz Pinker artık başka insanların vücudunu ele geçirebilmektedir. Çeşitli elektrikli cihazlardan güç alabilen Pinker daha sonra bir uydu sayesinde televizyonların içine girebilmeye başlar. Bir yandan cinayetlerine devam ederken bir yandan idamı sırasında oğlu olduğunu söylediği Jonathan’ı yakalamaya çalışır..

Shocker, filmdeki katilin Freddy gibi öldükten sonra gerçek güçlerine kavuşması açısından ve filmdeki birçok sahne bakımından A Nightmare on Elm Street’i andırmakta. Örneğin kahramanımız Jonathan, Pinker’ın cinayetlerini sıklıkla rüyasında görmekte ve bu rüyalarında katil Pinker’ı yakalamakta ve Pinker’ın elinden uyandığı anda kurtulamakta. Shocker’da ele alınan bu uyku kavramı A Nightmare on Elm Street’in temelini oluşturan bir kavram. Filmin bir bölümünde Jonathan masaj koltuğunda dinmekte iken koltuğun bir anda Pinker’a dönüşmesi, düğmelerin göz haline gelmesi ise A Nightmare on Elm Street’de Freddy’nin kurbanları avlama şekillerini oldukça andırmakta.

Yukarıdaki bahsettiğimiz unsurlarla finaline kadar ucuz bir A Nightmare on Elm Street kopyasını andıran ve B Movie özelliklerini tümüyle barındıran bu düşük bütçeli yapım, içinde bir sürü absürdlüğü de barındırmakta. Öncelikle açılış sahnesinde Jonathan’ın yaptığı saçma sakarlıklarla Wes Craven filmin komedi unsurunu vurgulamaya çalışmış ancak bu sakarlıklar izleyici güldürmek yerine filmi absürdleştirmekten öteye gidememiş. Ayrıca Jonathan’a sıklıkla doğrultulan silahların 10 metreden bile Jonathan’ı ciddi bir biçimde yaralamaması ve sürekli ıskalaması da bir süre sonra filmin absürdlüğüne absürdlük katan bir başka unsur olmuş.

Filmin finali ise her ne kadar çoğu korku filminde gördüğümüz potansiyel kurbanın cesaretini toplayıp katili alt etme çabasını barındırsa da son derece etkili bir şekilde işlenmiş. Jonathan’ın eline televizyon kumandasını alıp Pinker ile televizyonun içinde bir mücadeleye dalması ve bu sırada kanalları değiştirerek, Pinker ile beraber çok farklı atmosferlere geçmesi ise adete filmin zirve noktası olmuş durumda. Öte yandan her türlü slasher’da gördüğümüz bir klişe Shocker’da mevcut. Kahramanımızın tüm ailesi katil tarafından katlediliyor ancak kahramanımızın yaşadığı her hangi bir travma olmadan hayatına devam edebiliyor. Bu Jonathan’ın durumunda öyle bir hal alıyor ki lisede başarılı bir amerikan futbolu oyuncusu olan Jonathan, ailesinin piskopat bir katil tarafından katledilmesinden sonra bile maça çıkıp takımını taşıma derdinde olabiliyor.

Filmde Horace Pinker rolünde izlediğimiz Mitch Pileggi karakterini olması gerektiği gibi ekrana yansıtırken, Jonathan rolündeki Peter Berg ise zaman zaman sırıtan performansıyla sınıfta kalabiliyor ama sanırım bu absürd korku filminde elinden geleni yaptığını söyleyebiliriz. Filmde Jonathan’ın sevgilisi Alison rolündeki Camille Cooper’a ise ayrı bir parantez açmak istiyorum. Cooper güzelliği ve yeteneği ile filme sınıf attırabilecek bir performans gösterirken maalesef Wes Craven’ın Alison ile Jonathan’ın ilişkisini filmin merkezine koymaması bunu engelliyor ve filmin büyük bölümünde Cooper’ı etkisiz bir hayalet olarak görmekle yetiniyoruz. Ayrıca filmde Jonathan’ın oynadığı amerikan futbolu takımının yardımcı antrenörü rolünde Sam Raimi’nin kardeşi Ted Raimi’yi de görmek mümkün.

Shocker’ın müziklerinin ise dönemini rahatlıkla yansıttığını söylemek mümkün ancak film bir Halloween’deki ya da bir Friday the 13th’deki gibi izleyiciyi geren müziği malesef sahip değil. Yazıyı noktalarken, Wes Craven’ın elindeki öyküyü çok daha iyi değerlendirebileceğini söylemek istiyorum. Her ne kadar filmin büyük bölümü klişelerden oluşsa dahi Alison ile Jonathan’ın hikayesine daha çok odaklanılsaydı ortaya hatırlanabilirliği çok daha yüksek bir film çıkabilirdi, ancak Craven filmi katil Pinker’ın üzerine kurarak Shocker’ı birçok korku unsuru haline dönüşmüş meşhur katilin bulunduğu bu slasher dünyasında tutulabilen bir yapım haline getirmiş.

Her şeye rağmen kült bir film olan Shocker “çözüm” bölümü için izlenmeye değer bir yapım. Craven ise elindeki kısıtlı imkanlara rağmen eğlenceli bir yapım ortaya çıkarmış. Sözün özü, Shocker günümüz basma kalıp korku filmlerinden ve 70′lerin filmlerinin öyküsünü tekrardan yeni karakterlerle, yeni isimlerle yorumlanıp “korku sinemasında yeni bir heyecan” oluşturmasından sıkılanlar için ilaç niteliğinde olabilecek bir film. 10 üzerinden 6 veriyorum filme. Deneyin, pişman olmazsınız.

Yazının orjinali için tıklayınız..

Korkusitesi için yazan Kaan Özaydın

Etiketler: , , , , ,

Paylaş:

  1. Sinemada ilk olarak fragmanını seyrettiğimde çok etkilenmiştim. Daha sonra videoda seyretmek nasip olmuştu. Fragmandaki havayı bulamamıştım.

  2. wes Craven’in en iyi dönemlerinden, oldukça sürükleyici ve zamanına göre özgün bir senaryosu vardır.

  3. eğer house dan kastın türkçe çevrimiyle korku evi ise kesinlikle aynı konu elektrikle idam edilen bi psikopat doga üstü gücler elde ediyordu filmin sonu garip bitmisti suan hatırlayamıyorum bir daha izlesemmi acaba :)

  4. wherearethevelvets

    Yanılmıyorsam bu katilin bir ayağı aksıyordu ve filmin sonundaki kovalamaca sahnesinde küçük bir kızın içine giriyordu. Sonra o küçük kız da topallıyordu. Bu film aynı film mi? Yoksa ben karıştırıyor muyum? Bir de sanırım House serisinde buna çok benzeyen bir bölüm vardı. Onunla da feci karıştırıyorum bu filmi.

  5. 15 olayı benden kaynaklanan bir klavye sürçmesi olsa gerek, kusura bakmayın..

  6. Horace Pinker’ın karabüyü vasıtasıyla idam edildikten geri dönebildiği ifade edilebilirdi. Çünkü bedeninin elektrikle güçlenmesini karabüyü sağladı (bkz.resim 3). Bir de Allison’ın altın kolyesini rüyasında Jonathan’a vermesi ve delikanlının uyandığında kolyeyi avucunda bulması iki sevgilinin ilişkisi bakımından çok güzel sahnelerdi bence. İyi hatırlıyorum açık hava sinemasında izlemiştim ve çok etkilenmiştim. (Romantizmin gözü kör olsun:))
    Ayrıca Alice Cooper’ın söylediği “No more Mr.Nice Guy” da akılda kalıcı güzel bir şarkıydı bence. Bu arada Wes Craven’ın eski yapımlarından biri olan “Merdiven Altındakiler – People Under the Stairs” incelemesi güzel olabilir.

  7. hangi film kisminda Fallen (1998) filmini ararken bu filmi söylemislerdi fragmanına bakınca begendim ve yönetmeni bile izlemem icin br sebebti :) korku sitesine bir kez daha teşekkür ediyorum yoksa böyle bir filmden haberim bile olmayacaktı.

  8. Muhteşem bir film, adı gibi şok ediciydi tabi o yaşlarda izlediğimde. Bu arada yazının başındaki bir kısmı anlamadım? Elm Sokağı kabusundan 15 yıl sonra çevrildi kısmındaki 15 doğru bir rakammı? Bu arada Yasin son kare yanlış filmden. Serpent and the Rainbow filminden :)

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.