Splice
Kategoriler: Film Arşivi, KORKU SİNEMA, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl, S, YAZARLARIMIZ
Yönetmen: Vincenzo Natali
Senaryo: Vincenzo Natali, Antoinette Terry Bryant, Doug Taylor
Imdb Puanı:6.6/10
Yapım: 2009, ABD/Kanada/Fransa, 104 dakika
Oyuncular: Adrien Brody, Sarah Polley, David Hewlett, Delphine Chaneac, Abigail Chu, Brandon McGibbon
Bir genetik araştırma şirketinde, çiftlik hayvanlarındaki hastalıkları eradike etmek ve kalitelerini artırmak amaçlı yapılan araştırmalardan sorumlu iki genç araştırmacı, Clive ve Elsa, gerekli özel proteini kodlayan bazı melez canlılar yaratmaktadır. Çeşitli hayvanların genlerini parçalayıp tekrar birleştirerek (splice), yapay bir uterusa ekmek suretiyle iki amorf hayvan yaratırlar: Ginger ve Fred. Dev ve şişman bir kurtçuğa benzeyen bu erkek ve dişi yaratık bilim dünyasında çığır açacak ve özel proteini kodlayacak yeni yavrular yapacaklardır.
Bu aşamada kritik bir dönemece gelen iki sevgili, Elsa ve Clive, sıranın insan DNA’sına geldiğine karar verir. Daha doğrusu Clive’dan daha kararlı ve hırslı olan Elsa kafasındakini gizlice gerçekleştirecektir. Şirketten gizledikleri bu çalışmada bir kadının yumurtasını kullanırlar. Çeşitli hayvanlardan (özellikle de amfibian dediğimiz çift-yaşayışlılardan) aldıkları DNA parçalarını enzimler yardımıyla insan geniyle birleştirip yapay rahme yerleştirirler. Fakat işler bekledikleri gibi gitmez, hücreler hızla bölünür, yaratık erken doğar. Bundan sonra özel hayatlarının da dahil olduğu bazı çözümsüz problemler yaşayan, etik değerlerini sorgulamaya başlayan çift, geçilmemesi gereken sınırları aşmanın hatasını pahalıya ödeyecektir.
“Cube” filmiyle korku sinemasında çığır açan efsane yönetmen Vincenzo Natali, modern bir “Frankenstein” öyküsünün altından alnının akıyla çıkmış. Sanat yönetimi ve özel efektler konusunda ne denli ustalaştığını bu filmle iyice gözler önüne seriyor. Özellikle de yaratıkların deforme şekillerini oluşturmak için kullanılan efektler, neredeyse her sahnede olduğu halde hiç sırıtmıyor. Dren adlı yaratığa vücut veren Delphine Chaneac’ın sergilediği karışık hareketleri garip bacaklara aktararak yansıtmanın zorluğu bir tarafa, bu yaratığın gerçek insanlarla girdiği yakın temaslardaki (dans veya sevişme sahnesi gibi) efektler hiç fire vermiyor.
Filmi izlerken Adrien Brody hususunda önyargılarım vardı. Ben bu filme yakışmadığını düşünüyordum. Neyse ki zannedilenin aksine Adrien Brody’nin canlandırdığı Clive karakteri gerçek anlamda başrolde değil. Yani olayların akışını değiştirmiyor yalnızca destekliyor. Sadece ismi için burada olan aktör olmasaydı da film devam edebilirdi. Zira tüm konu Elsa ve Dren (yaratan ve yaratılan) arasında geçiyor. Fikir Elsa’ya ait, Clive’ı dinlemeden insan genlerini kullanıyor. Ortaya çıkan mahluku gören ve dehşete düşen Clive’ı ikna ederek Dren’in hayatta kalmasını sağlıyor. Zaten hızla değişime uğradığı, hızla geliştiği ve kısa zamanda öleceği için Dren’in izlenmesinin bir sakıncası olmadığına karar veren de yine Elsa.
Elsa karakteri bu yönüyle, ölen bebeğinin ardından düştüğü felsefik çıkmaz sonucu “Frankenstein”ı yaratan (doğuran) Mary Shelley’yi andırıyor. Hırsları nedeniyle kendini Tanrı konumuna yükselten “kusurlu” insanın dramı var burada da. Ve aynen klasik öykü gibi, burada da yaratma söz konusu olduğu için dişil unsur başrolde. Uzun süren bir beraberliği olduğu halde çocuk doğurmakta çekinceleri (ve geçmişinde sorunlu bir anne-kız ilişkisi) olan Elsa, yarattığı bu melez kızı çocuğu olarak benimsiyor. Aralarında anne-çocuk ilişkisini de içeren yoğun bir bağ var. Sadece bedensel değil, zihinsel olarak da bu küçük kızla iletişime girmek isteyen kadın, ona isim vererek bir bakıma tamamen sahipleniyor. Elsa ve Clive’ın çalıştığı şirketin adı olan “N.E.R.D”, argoda “teknoloji manyağı” anlamına da geliyor. Elsa, bu ismin tersten okunuşu olan “Dren” adını vererek, bir kişiliği olmayan yaratığı “biri” haline getiriyor. Ve bu süreçte Clive’ın nerdeyse hiç rolü yok!
Aynı Frankenstein’ın yaratığı gibi Dren de tam olarak insan değil. İnsani duygularla inkomplet beden bir karmaşaya düşüyor ve durmadan evrim geçiren Dren, eksikliğinin farkına varabildiği için bunalım yaşıyor. Bu kompleks ne kadar bastırılmaya çalışılsa da en sonunda patlak veriyor tabii ki. Dren’in instabil durumunu tahammül edilemez sınırlara gelene kadar göz ardı eden Elsa, geç de olsa doğa kanunlarına karşı duran eserini yok etmeye çalışıyor.
Filmde oldukça rahatsız edici sahneler var. Ginger ve Fred’in kan revan içinde kavga ettiği sahnenin grafik şiddetinin yanında, iğrenme ve acıma duygusunu arsızca sömüren (Argento’nun Jenifer‘ını hatırlatacak tarzda) bazı cinsel temaslar mevcut ki gerçekten asab bozucu. Zaten film başından sonuna kadar karanlık, öz-yıkımcı ve nihilist bir atmosferde seyrediyor. Her ne kadar görselliğin altı çizilse de filmin alt metni daha baskın. O yüzden film, bildik bir bilim-kurgu/korku izlemek isteyen izleyici için hayal kırıklığına neden olabilir.
Görüntü kalitesinin yüksekliği ve yönetmenin derdini anlatabilme başarısı bir yana bırakılarak oyunculuğa değinildiğinde vasat bir sonuçla karşılaşılacaktır. Oyuncular filme fazla bir şey katmıyorlar. Kendileri olmasa da olurdu zira bu tür filmler yönetmen filmi olarak tariflenir. Oyunculuk namına, bu enkazın altından sağ çıkarak dikkat çekmeye hak kazanan tek kişi, Dren’i garip bir hüzünle canlandıran aktrist Delphine Chaneac gibi görünüyor.
Genel olarak baktığımızda eli yüzü düzgün bir film. Olaylar belli bir mantık çerçevesinde ilerliyor ve kendine göre bir mantık tutturup onun dışına çıkmıyor (aslında halen genlerimizi tam olarak çözümleyebilmiş değiliz. Gen haritası tamamen çıkarılamadan DNA parçalarının melezlenmesi, hele ki bir bilgisayar tuşuna basacak basitlikte gerçekleştirilmesi sadece bir hayal). Zaten konunun var olabilmesi için bazı imkansızlıkları gözardı etmemiz gerekir; hayal etmek olmasaydı bilim-kurgu asla var olamazdı. Son zamanlarda, hasta insanlara yedek organ sağlayacak, beyni olmayan ve sadece laboratuvar şartlarında yaşayan, hastanın kendi genlerinden kopyalanmış organizmaların hayali kuruluyor. İşin etik yönü halen tartışılıyor. Kimse sonucun nereye gideceğini bilmiyor. Yeni korkumuz “duplikasyon” ve olaya başka yönden yaklaşan, kusursuz genlerle yaratılan sipariş insanları anlatan “GATTACA (1997)” gibi filmler Splice’ın temellerini atmıştı bile.
Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl







(6 oyla: 10 üzerinden 8,33)








Ben sevdim. Güzel bir film olmuş. Adrien Brody, iyi filmlerde oynuyor son zamanlarda ama niyeyse hep oynadığı karakterlere uymayacak bir tipi var gibi. Sırrı nedir anlayamadım.
filmi beğendim, eli yüzü düzgün bir yapım olmuş.
“Jenifer” yorumun !!cuk!! diye oturmuş Murat
Devilboy başka bir yerde ikazda bulunmuş da ben de burada değineyim dedim şu “spoiler” meselesine…
Özellikle gösterime girecek veya gösterimde olan filmlerde bence ipucu vermemek lazım. Yukarıda bahsettiğim film hakkında, saygın bir gazetenin pazar ekinde iki sayfalık bir eleştiri yazısı yazan hanım kızımız, filmin sonu dahil olmak üzere herşeyi söylemiş. İsmini vermek istemiyorum ama profesyonel bir sinema eleştirmeninin bu kadar “geri zekalı” olmasına inanamadım. Ablam ve eşi filmi sonunu bilerek izlemişler. Tabi konudan haberleri olmadığı için, okudukları yazıdaki ipuçlarının önemsiz olduğunu düşünmüşler. Filmin tüm havası kaybolmuş tabii.
Bir korku filminde, en önemli şey konusundaki sürprizlerdir (istisnalar vardır). Bir dram veya siyasi bir filmi açıklayabilirsin belki ama korku filminin sonu söylenmez yahu. Var mı böyle birşey. Bunu yapan birçok sinema eleştirmeni var ve genel bir okuyucu kitlesine ulaştıkları için filmin içine ediyorlar. Okumayın efendim… Film hakkında ipuçları içerdiğini hissettiğiniz anda okumayı kesin.
Maalesef çok bir şey veren bir film değil bana göre. Hikaye çok klasik ve Adrian Brody filmin başından sonuna dek “benim burada ne işim var?” diye soran bakışlarla bakıyor. Bir-iki sahnesi dışında yatırılan paranın karşılığını verebilen bir proje değil bence.
Bu sene en çok merak ettiğim film. Yalnız keşke yaratığın gizemi korunsaydı. Bu kadar açık bir şekilde gösterilmeseydi.