The Black Cat

  • Tarih: Mart 25th, 2011
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (8 votes, average: 7,13 out of 10)
Loading...Loading...

Kategoriler: 1980-1990 Arası, B, Film Arşivi, Gerilim, İtalya, KORKU SİNEMA, Murat 'Wherearethevelvets' Akçıl, YAZARLARIMIZ

Yönetmen: Lucio Fulci
Senaryo: Lucio Fulci, Biagio Proietti (Edgar Allan Poe’nun aynı adlı hikayesinden)
Imdb Puanı: 5.6/10
Yapım: 1981, İtalya Süre: 92 Dakika
Oyuncular: Patrick Magee, Mimsy Farmer, David Warbeck, Al Cliver, Dagmar Lassander, Bruno Corazzari, Geoffrey Copleston, Daniela Doria

Lucio Fulci’nin oldukça dengesiz bir filmografiye sahip olduğu fikrimi destekleyen bir film “Black Cat”. Zombi üçlemesi: Zombi 2, The Beyond, City of the Living Dead gibi harika ötesi işlere imza atan bir yönetmen nasıl olur da vasat/vasat altı işlere bulaşır diye düşünürken izlediğim filmde mantıklı bir cevap buldum sanırım. Fulci’nin filmleri zaten çok kaliteli işler değildi; sahneler asıl kuvvetini gore’dan ve ölüm sahnelerinin yaratıcılığından alıyordu. Senaryodaki defektler bu etkileyici sahnelerin yanında gözden kaçıyordu. Black Cat, yönetmenin eski filmlerindekine benzer kanlı sahneler içermiyor. Evet kan var ama gore yok. O yüzden ister istemez hikaye anlatımına ve yönetime odaklanıyor seyirci. Ki bu özelliklerin tatmin edici olduğunu söylemek çok zor.

Edgar Allan Poe‘dan uyarlama olsa da konunun orijinal öyküyle pek alakası yok. Ortak elemanlar kara bir kedi ve filmin sonundaki duvar örme sahnesi (Poe’nun öyküsünü bilenler ya da en azından daha sadık uyarlamalarına tanık olanlar için final de sürprizini yitiriyor yani). İtalyan yapımı olan film İngiltere’de çekilmiş. Küçük bir kasabada münzevi hayat yaşayan Robert Miles adında, uğursuz bir adam mevcut. Kara kedisine sevgi-nefret ilişkisine benzer bir bağımlılığı olan bu yaşlı adam bir yandan da ölülerle iletişim kurmaya çalışıyor. Bunun için küçük mikrofonlar ve bir ses kaydedici kullanıyor. Aynı kasabada ne diye bulunduğu belli olmayan bir kadın fotoğrafçı adamın arazisine giriyor, üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokuyor. Şimdi, madem filmin konusuna değineceğim o zaman gedikleri de belirtmeliyim. Kendisini iyi bir fotoğrafçı olarak tanımlayan kadının küçük bir kasabada niçin konakladığını anlayamadığımı söyledim. Bir de filmin açılışında kara kedi tarafından hipnotize edilen genç bir adam var; otomobilinin kontrolünü kaybederek kaza yapıyor. Kedi hurdaya dönen arabadan iner inmez sahibi Robert’in konağına geri dönüyor. Ertesi gün bu yaşlı adam kayıt cihazlarıyla, bir gün önce ölen arkadaşının mezarına (ne zaman gömüldü?) gidiyor, onunla iletişim kurmaya çalışıyor! Senaryodaki ve yönetmenin hikaye anlatımındaki eksiklikler derken bunu kastediyorum. Eğer kediden, arkadaşı aracılığıyla kurtulmak istiyorsa (kediyi uzak bir yere bırak ki geri dönemesin meselesi) kedi eve dönünce arkadaşı için neden endişelenmez? Birkaç gün onun cenazesiyle neden ilgilenmez, değil mi? Üstelik filmin çözünme noktası olan “her şeyin” açıklandığı bölüm göz önünde bulundurulduğunda tüm bu olanların tamamen nedensiz olduğu görülecektir. Yani filmde bir neden sonuç ilişkisi yok. Seyirciyi yanıltmak ve terse yatırmak için gösterilen, aktarılan bu sahneler işlevini yitiriyor, filmi daha çok bir paradoksa sürüklüyor.

Gelelim başka bir noktaya. Kedi, sahibi olan Robert’i durmadan tırmalıyor, parçalıyor, kan revan içinde bırakıyor. Neden? Kedinin sahibiyle alıp vermediği nedir? İnsan ister istemez kedinin başka bir ruh tarafından ele geçirildiğini düşünüyor ama filmin sonundaki açıklamaya göre bu da yanlış. Filmin muhtelif kesimlerinde kameranın bir kedinin bir Robert’in gözüne zoom yapması ve bu sahnelerin uzadıkça uzaması filmin temposunu düşürüyor. Yanılmıyorsam burada, iki ayrı zihnin çatışması verilmeye çalışılıyor ama inanın bunu anlamak için altyazı gerekiyor. Belki de birbirlerini hipnotize etmeye çalışıyorlardır.

Filmde çeşitli ölümler mevcut; bunlar ekonomik olarak filmin geneline yayılmış. Ve baştan beri biliyoruz ki cinayetleri kedi işliyor. Çünkü yönetmen bunu göstermekte beis görmüyor. Bu durumda filmin sürprizi kalmıyor; kedinin bir sonraki adımının ne olacağını tahmin etmek kalıyor. Gizem filmlerinde bu yöntem de izlenebilir tabii ki. Mesela, Alfred Hitchcock “Frenzy (1972)” filminde, polisiye filmlerin klişelerini tersine çevirerek katili daha en baştan seyircilere göstermiştir. Gerilimi “katil kim” sorusundan uzaklaştırarak da gerilim yaratılabileceğini kanıtlamıştır. Black Cat’de ise yönetmen hem katili gösteriyor, hem işlenecek cinayetlere yavaş yavaş yaklaşılırken gereken gerilimi yaratamıyor, yetmezmiş gibi bir de izleyiciyi sürpriz bir finale hazırlamaya çalışıyor. Olacak iş değil, olamıyor zaten. Hele ki finale doğru işin içine doğa üstü olayları da sokmuyor mu ipin ucu iyice kaçıyor.

SPOİLER!

Kedi kendini ışınlıyor! Evet… Vallahi…

SPOİLER SONU!

Filmde oyunculuk yok, o yüzden hızla geçmek istiyorum. Fulci’nin oyuncu yönetiminde de sınıfta kaldığının en güzel örneği, güzelim Mimsy Farmer’dan yeterince yararlanamamasıdır bence. Fotoğrafçı Jill’i canlandıran aktristi, Argento’nun “Four Flies on Grey Velvet (1971)”inde ve Francesco Barilli’nin “The Perfume of the Lady in Black (1974)”inde izlemiş ve beğenmiştim. Kırılgan sarışın güzelliği, hem kurban hem de arıza kadın için uygun olan oyunculuğu burada harcanmıştır diyebilirim. İkinci faul, filmin başrolündeki kedinin uyumsuzluğu tabii ki. Filmin en güzel bölümü olan sarhoş bir kasabalının terkedilmiş bir binada kara kedi tarafından takip edildiği sahneler “yanlış yönetilmiş hayvan” yüzünden komik hale gelmiş mesela. Bir kedi kuyruğu dimdik havada, pıtı pıtı yürüyorsa muhtemelen çok mutludur (kamera arkasında ekipten biri “gel pisi pisi” diyordur muhtemelen). Avına saldırmak üzere olan bir avcı bu şekilde mi görüntülenir? Kamera önündeki bir hayvanın nasıl yönetilmesi gerektiğini bizzat Argento öğretir bize. Mesela “Tenebrae (1982)”de genç bir kızın kocaman bir köpek tarafından kovalandığı sahne kaçımızın donunu ıslatmasına sebebiyet vermemiştir ki?

Bir Fulci filmi izlediğimizi hissettiren öğeler yok değil. Eğer kedi bu kadar sevimli olmasaydı yukarıda bahsettiğim takip sahnesi, ışık gölge oyunları ve atmosfer bakımından filmin en lezzetli yeri olabilirdi. Buralarda Mario Bava’nın Gotik havasını hissettim ben. Başka bir sahnede, alev almış bir evin içinde yanan kadının dehşetli görüntüleri içimize su serpecek cinste. Darağacına asılmış kedi gölgesinin benzer Gotik etkilerle duvarlara yansıması da o kadar etkileyici ki, Dario Argento “Two Evil Eyes (1990)” filminin yine Poe uyarlaması olan “The Black Cat” segmentinde bu sahneleri kopyalamıştır. Benim negatif eleştirim bunlara değil, bu sahnelerin azlığına. Fulci belli bir metodu tutturmuş, vahşi cinayetlerin arasını doldurmaya üşenmiş, biraz “cepten” harcamış gibi geldi bana. Filmin çözüm aşamasında sıkıntı yaşaması da bu yüzden. Zaten tahmin ettiğimiz “sürpriz” finale giderken hafifçe “Dr. Jekyll/Mr. Hyde” sularında dolaşıyor ve zorlama bir şekilde Poe’nun sınırları içine giriyor.

Uzun lafın kısası, Fulci’ye yakıştıramadığım “Black Cat” zihnimde vasatın altında bir yerlere yerleşti bile. Zira filmde ne “Zombi 2”deki köpekbalığıyla boğuşan zombinin groteskliği, ne “The Beyond”daki cehennem tasvirinin etkileyiciliği ne de “City of the Living Dead”deki ağzından barsaklarını kusan kızın vahşeti mevcut. Ne var o zaman?

Korkusitesi için yazan Murat ‘Wherearethevelvets’ Akçıl

Etiketler: , , , , , ,

Paylaş:

  1. wherearethevelvets diyor ki:

    O konuda sana katılıyorum Arif.

  2. arif şahin diyor ki:

    Black cat fulcı ustanın en vasat filmlerinden biri olsa dahi korku sinemasının 2000,li yıllardaki çöküşündeki herhangi bir yapımından daha kötü olamaz diye düşünüyorum.kötü filmlerden dahi zevk almasını bilen biri olarak yeni dönem filmlerle karşılaştırdığımda eski dönem filmlerini mumla aramaktayım…söz konusu black cat olsa bile.

  3. wherearethevelvets diyor ki:

    Herkesin bir kedisi ve hikayesi var. Benim gibi kedi severler; ne şanslıyız değil mi? :)

  4. DREWESRA diyor ki:

    konu kedi olunca akan sular durur.siteyi çok beğeniyorum.ara sıra bakarım ve filmler hakkında ki (uzun) yazıları okurum.ancak ilk defa yorumda bulunuyorum.benimde 2 tane kedim oldu.ilk olan kara kediydi.sadece boynunun altında tam gıdısında fındık kadar beyaz tüyleri vardı.erkek kediydi ve kesinlikle saldırmak için fırsat kollardı.bir defa gözlerime saldırmıştı.normalde çok uysaldı.ikincisi renkli ve dişiydi vede çoook hırçındı.tabi çokta saldırgan.onun yüzünden bize misafir gelmezdi.kapıda pusuya yatardı resmen.ilk olan evden kendisi kaçıp gitti.ikinci ise abim misafirin kızına saldırdı diye kapıya koydu.bir kaç gün o kapıda ben evde ağladık durduk.sonunda vaz geçip gitti.
    aslında kediler anlaşılmaz derecede garip hayvanlar.sizi hem severler hemde tırmalarlar.nankör diyemem ancak kendilerine özgü yapıları gereği böyleler.ama yinede onları çooooook seviyorum…

  5. Ozgr Kygsz diyor ki:

    Zeytin Ve Terlik adlı iki kardeş siyah kedimiz vardı ki; Zeytin yani dişi olan gerçekten asil ve cool du. İran kedisi ve sokak kedisi karışımı olan kedilerimiz çok akıllıydı. TerliK de, yani erkek olan diğerinin tam aksine biraz ürkek, yılışkan ve daha az akıllıydı. Ona Terlik diyorduk; çünkü gece karanlıkta ya da gündüz aydınlıkta bir kapı eşiğinin hemen önünde ayak altında öylece uyurdu. Biz onu, çoğu zaman, gece karanlığında orada öylece çıkartılmış bir terliğe benzetirdik. Ama Ne yazık ki Terlik doğuştan kendisinde varolan bir hastalıktan dolayı kan kusarak, Zeytin ise doğum esnasında bebeğinin karnında ölmesinden dolayı zehirlenerek öldü. Onları sadece bir ay arayla kaybettik ki, o dönem hayatımızın en karanlık ve en trajik anlarından biriydi… Sevgili kedilerimiz ışık içinde uyusunlar…

  6. gulsah baykal diyor ki:

    Eşim ve ben üniversiteye giderken kara bir kedi beslemiştik. Psikopatlık ve ürkütücülük siyah renk kedilerin genlerinde olabilir diye düşünüyorum. Mesela eşimden çekinirdi ama ben ne zaman ayakkabılarımı bağlamak için eğilsem üzerime saldırırdı. Uygun anı kollardı yani. Sonra bir gün elimizden kaçtı eşim yakalamak istedi ama kolunu paramparça etti. Eşim de üstelemeden peşini bıraktı. Adını Salem koymuştuk:)

  7. wherearethevelvets diyor ki:

    DonnieDarko, mesela benim bir kedim var “Miniş” diye (ismine aldanma), koca koca heriflerin evi terk etmesine sebep olmuştur. Gece tuvalete kalkarsan seni av zannedip avlar, böyle bir kedi. Kuzenimin bacağında bir tırnağını bıraktı. Evdeki yabancıları korkunç gözleriyle takip ediyor ve etrafta kimse yokken saldırıyor onlara. Kin tutuyor. Unutmuyor. Şimdi yaşlandı gerçi ama çok kişinin derisinde kendinden bir hatıra bırakmışlığı vardır. O evde olduğu için evimize gelmeyen misafirlerimiz var.

    Burak, ben filmi izlerken saçımı yoldum mesela.

  8. Burak Bayülgen diyor ki:

    Murat, filmi izlemedim ancak anlattıkların doğrultusunda kara kedi görünce saç çekme geleneği filmin batıl inançlarından değil de kalitesinden geliyor gibi:)

  9. DonnieDarko diyor ki:

    Bir kedi ne kadar kötü olabilirki ? Korku filminde korkutsun :)

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.