The Hand

  • Tarih: Haziran 8th, 2009
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (6 oyla: 10 üzerinden 9,67)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: Film Arşivi, H, KORKU SİNEMA, Soner 'Korkuluk' Yıldırım, YAZARLARIMIZ

Yönetmen: Oliver Stone
Senaryo: Oliver Stone, Marc Brondel (Kitap)
Yapım: 1981, ABDSüre: 95 Dakika
Oyuncular: Michael Caine, Andrea Marcovicci, Bruce McGill

Ünlü karikatürist John Lansdale (Micheal Caine) ona hayatını kazandıran sağ elini korkunç bir trafik kazasında kaybeder. Lakin kayıplar zincirinin sadece ilk halkası olan bu olaydan sonra John için çok daha büyük kayıplar gündeme gelecektir. Yarattığı en popüler çizgi roman kahramanını, karakteri sömüren genç bir karikatüriste, güzel karısını spor hocasına, küçük kızının sevgisini ise karısına karşı kaybetmek üzeredir. Yeni durumunu hazmetmekte güçlük çeken John’un günden güne kabaran öfkesi, tüm bu olumsuzlukların sorumlusu olarak gördüğü kesik elinde can bulur. Artık sık sık kesik eliyle ilgili kâbuslar görmektedir. Bütün bunlardan uzaklaşmak için California’ya öğretmenlik yapmaya giden John, burada kendine olan güvenini yeniden kazanmaya başlamıştır; ancak bu güvenle doğru orantılı olarak halüsinasyonları ve bilinç kaybı yaşadığı anlar da artmaktadır. Kendinden geçtiği anlarda yaptığı çizimler olmayan sağ eliyle yaptıklarına çok benzemektedir. Peki, ne yaptığını zerre kadar hatırlamadığı bu bilinç kaybı dönemlerinde yaptıkları, birkaç basit çizimden mi ibarettir? Yoksa John’un kontrolü dışında doğaüstü bir güç mü harekete geçmiştir?.

Kuşkusuz ki, The Hand’in en övülesi yanlarından biri alternatifli kurgusuydu. Sürprizlerinin sıcaklığını patlama anlarına kadar koruyan film, süresi boyunca devamına yönelik çeşitli alternatifler sunuyordu. Doğaüstü-gerçeklik ikilemi filmin son dakikalarına kadar başarıyla sağlanıyor, bir psikolojik gerilim olması faktörü de işin içine katılınca The Hand bu yönleriyle, her biri keskin bir zekânın ürünü olan Alfred Hitchcock filmlerini anımsatıyordu. Söz konusu ikilem sebebiyle izleyicinin kafasında oluşan onlarca sorunun cevabı, siyah-beyaz bir renk düzlemine geçilerek John’un hayalleri vasıtasıyla yanıtlanmaya çalışılıyordu. Bu tahmin görüntüleri filmin iç zenginliğini ve olasılıkları arttırmakla beraber, izleyicinin yanlış tahminlerinin güçlenmesini sağlıyor ve bu böylece filmin sonunu tahmin etmeye yönelik kuvvetli seyirci direnci kırılarak son odaklı bir bekleyişten kaynaklanacak olası hayal kırıklığı hissinin önüne geçiliyordu. Yönetmenin bir diğer becerisi ise teknik unsurlarda gizliydi. Elini kaybeden karikatüristin kaza yerinde elini aramaya çıktığı sıradaki kamera kullanımı, gerilimi beyaz camdan geçirme konusunda senaryo, oyunculuk gibi birçok etkenin yanında açı seçimlerinin ne denli etkili olduğunu en az Argento filmleri kadar çarpıcı biçimde gösteriyordu. Bu arada, John’un eli tam bileğinden kopmasına karşın, sonraki sahnelerde pek çok kez vücuttan bağımsız hareket ederken gördüğümüz kesik elin ardında on santimlik bir uzantıyla yansıtılması es geçilemeyecek bir hataydı.

Ego, cinsellik, öfke ve şiddet kavramları arasında kurduğu sıkı bağlara Freudyen bir bakış açısını temel alarak Kubrick’e ve Lynch’a küçük selamlar yollayan film, özellikle de filmin geneline yayılan sürrealist anlatımla Lynch filmlerinden doğru beslenmeleri gözler önüne seriyordu. Fakat mükemmel sonundan sonra belki de asıl esin kaynağının Lynch değil, çok daha eskilerden bir usta; Luis Bunuel olduğu ortaya çıkıyordu. Özetlersek Stone The Hand ile korkunun psikolojik, okült, sürrealist gibi birçok türünde dikkatli adımlarla geziniyor ve korkunun efendilerinden özgün etkilenmelerle son derece başarılı bir tür çeşitlemesi oluşturuyordu. Kaybetme korkusundan yola çıkan hikâye aslında kendimizi sevmemizi sağlayan şeylerin sahip olduklarımızdan ibaret olduğu, mesajını veriyor, sizi siz yapan değerlerinizi kaybedince kendinize olan sevginizi de kaybettiğinizi söylüyordu. John sistem içindeki tüm rollerinde yaşayabileceği en büyük en büyük kayıpları yaşıyor; bir sanatçı olarak elini (yani mesleğini), bir erkek olarak eşini, bir baba olarak ise kızını kaybediyordu. Dolayısıyla sevgisini de… Ve boşlukları doldurmak için elinde sadece nefreti kalıyordu. Tabii John’un muazzam savunma mekanizması, bu içsel nefretin yönlendirilebileceği harika sebepler üretmekte zorlanmıyordu.

Usta oyuncu Michael Caine’in oyunculuğu içinse ne söylesek boş… Kariyeri boyunca birbirine zıt onlarca karaktere hayat veren Caine, özellikle de filmin finalindeki üzerine saatlerce konuşulabilecek performansıyla bir kez daha hayranlığımızı kazanıyor, filmin başarısındaki katkısını yadsınamaz hale getiriyordu..

Oliver Stone filmleri içinde ayrıksı bir yerde duran The Hand vizyona girdiği yıl New York Times tarafından, alışılmadık ölçüde zekâ ve yaratıcılık içeren bir psikolojik gerilim olarak tanımlanmış ve henüz ikinci uzun metrajını çeken Oliver Stone’un yönetmenliği yere göre sığdırılamamıştı. Aradan geçen zaman New York Times’ı haklı çıkardı ve film unutulmaz korku filmleri arasına kolayca istiflenirken, Oliver Stone da Hollywood yönetmenleri arasında ön saflarda yer almayı her daim başardı. Araba camından elini sallandıran çocuklar için sarsıcı bir ibret niteliği taşıyan The Hand, korku severler için olduğu kadar her çeşitten sinefil için de bulunmaz bir nimet… Ve henüz izleme şansı bulamayanlar için hala oralarda bir yerlerde bekliyor. Yapmanız gereken tek şey elinizi uzatmak!

Soner ”Korkuluk” Yıldırım

Etiketler: , , , , ,

Paylaş:

  1. wherearethevelvets

    Gerçekten iyi bir filmdir (üstelik Oliver Stone’dan… Gerçi henüz bozulmadığı ilk dönemlerinden). İlk sahnelerdeki yakalamaya çalıştığı kertenkelenin bıraktığı kuyrukla oynayan kedi bile neyle karşı karşıya olacağımızı anlatır niteliktedir.
    Ben el kopmasını kastrasyon korkusu olarak yorumluyorum. Elini (yani penisini) kaybeden adam erkini de kaybetmiştir. Eşini, işini ve özgüvenini… Bu yüzden içinde büyüyüp kompleksleşen şiddet ve nefret duygularını bu şekilde açığa çıkarmaktadır.

  2. ‘The Hand’ vaktiyle değeri pek bilinememiş ama yıllandıkça kıymetlenen bir şarap gibi sonunda hakkettiği yere yıllar sonra da olsa ulaşmış saklı bir hazine!Stone’nin dehası soğuk İngiliz Caine’nin muhteşem oyunculuğu ile birleşince ortaya klasik tadında bir seyir çıkıyor.Ayrıca bir film ancak bu kadar güzel yorumlanabilir.Kalemine sağlık Soner:)

  3. çocukluğumun kabuslarından biridir. geçenlerde “hangi film” bölümünü okurken aklıma geldi. neyse zaten korkuluk çok da güzel yazmış eline sağlık diyorum :)

  4. Müthiş bir filmdir. Vakti zamanında video kasetten izlemiştim. Ne güzeldir ki günümüzde bulabilmek ve izlemek mümkün , internet sağolsun. Teşekkürler Soner, oldukça başarılı bir inceleme.

  5. :( iki gündür üzerinde uğraşıyordum yazmak için :) şansa bak:)

  6. Uzun zamandır sitemizde olmasını arzu ettiğim mükemmel bir film..Bir başyapıt..Teşekkürler Soner bu güzel inceleme için..Michael Caine’in Christopher Reeve ile birlikte rol aldığı başka bir mükemmel film daha var..1982 yılı yapımı ‘Deathtrap’..Bu filmide inceleyip eklememiz lazım..

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.