Triangle
Kategoriler: Film Arşivi, KORKU SİNEMA, Orçun 'Gorcun' Tunalı, T, YAZARLARIMIZ
Yönetmen: Christopher Smith
Senaryo: Christopher Smith
Imdb Puanı:6.9/10
Yapım: 2009, İngiltere/Avustralya, 99 dakika
Oyuncular: Melissa George, Joshua McIvor, Jack Taylor, Michael Dorman, Henry Nixon, Rachael Carpani
Kafa karıştırıcı filmler arasında yer almayı hak eden “Triangle”, 2009 yılında Christopher Smith tarafından çekilmiş psikolojik-gerilim türünde bir film. İlk olarak 2009 Londra Korku Filmleri Festivalinde gösterime girmiş. Yönetmenin daha önceki işlerine bakıldığında “Creep” ve “Severance” gibi yine korku türünden beslenen filmler görülüyor. “Triangle”dan sonra çektiği “Black Death” filminin de bu türde olduğunu dikkate alırsak yönetmenin korku tarzından vazgeçmeyeceğini öngörebiliriz. Gelelim filme.
“Triangle”, sarışın genç bir kadının odak noktası olduğu bir hikaye anlatıyor. Otistik bir oğlu olan ve yalnız yaşayan genç kadın (Jess), bir arkadaşından aldığı teklifle yatla denize açılmaya karar verir. Teklifi yapan arkadaşı Greg, onun yardımcısı Victor, genç çift (Downey ve Salley) ve arkadaşları Heather geziye katılan diğer kişilerdir. Triangle adlı yatla denize açılan grup, kısa süre sonra kötü hava şartlarına maruz kalırlar. Kara bulutların ve fırtınanın etkisine giren yat alabora olur ve o karmaşada Heather kaybolur. Hava şartları düzeldikten sonra şoku atlatmaya çalışan grup, aniden karşılarına çıkan lüks ve büyük bir gemiye giriş yaparlar. Ama gariplikler sona ermez. Geminin içi son derece bakımlı ve temiz olmasına rağmen bomboştur. Etrafta gezinen gizemli varlıklar vardır. Ancak film ilerledikçe, olayın ne lanetli bir gemi, ne de gizemli bir katilden ibaret olmadığı anlaşılır.
“Triangle”, hakkında hiçbir şey bilmeden izlediğiniz takdirde sizi şaşırtacak bir film. Bu yüzden filmle ilgili fazla ayrıntıya girmekten kaçınacağım. Jess , mimikleri ve performansıyla filme başlı başına huzursuzluk katan bir karakter. Korku severlerin “30 Days of Night”, “Turistas”, “The Amityville Horror” gibi filmlerle hatırlayacağı Melissa George, rolünün hakkını veren bir oyuncu. Oyuncunun desteklediği tekinsiz atmosfer filmin başından sonuna kadar bir an olsun etkisini kaybetmiyor. Çoğunluğu okyanusun ortasında geçen hikaye, geminin içerisinde klostrofobik bir gerilim yaratırken, geminin dışarısına çıktığında da gizemi sürdürerek seyirciye rahat vermiyor.
Geminin adının Aeolus olması (Eski Yunan’da rüzgar tanrısı) gibi mitolojik göndermeler hikayeyi destekleyen öğeler olarak karşımıza çıkıyor. Efsaneye göre Aeolus’un oğlu olan Sisifos, Tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlamaya mahkum edilir. Sisifos, tam doruğa ulaştığında kaya elinden kaçmakta ve Sisifos, her şeye yeniden başlamak zorunda kalmaktadır. Takdir etmek gerek ki Christopher Smith bu konuyu, iyi bir kurgu ve hikayeyle kaliteli bir gerilim filmine dönüştürmeyi bilmiş. Esasında acı çeken bir anne ve duygusal travmasını anlatan “Triangle”, aynı zamanda bir çok korku öğesine göz kırparak izleyene değişik tatlar veriyor. Lanetli mekanlar, gizemli katil, ürkütücü çocuk gibi korku unsurlarını etkili bir şekilde kullanıyor. Ama filmin derdi başka.
“Triangle”, yönetmen tarafından “Bermuda Şeytan Üçgeni” efsanesine ithafen koyulmuş bir isim. Üçgen anlamına gelen kelime, Türkçe’ye doğrudan “Şeytan Üçgeni” olarak çevrilmiş. Ancak “Şeytan Üçgeni” adını gördükten sonra, okyanus ortasında yaşanan bir felaketi izleyeceğinizi düşünmeyin. Belki okyanusun ortasındaki bir dehşeti anlatmayan ama defalarca izlemenize gerek kalmadan defalarca aynı kabusu yaşatan bir film “Triangle”. Sürükleyici kurgusu, gizemli atmosferi ve şaşırtıcı hikayesiyle son dönem korku filmleri arasında izlenmeye değer örneklerden biri.
Korkusitesi için yazan Orçun Tunalı / Gorcun

















Murat hislerime tercüman olmuş resmen.Aslında Melisa’nın bu yorumunu okuduktan sonra benim de ilk aklıma gelen buydu. İstek-öneri bölümünde yazarlarımızın uzun yorumlar yerine aynı filmi ayrı bir başlık altında yeniden yazmasını tavsiye edecektim ama bir türlü yazma fırsatı olmadı.Yasin bence Melisa’nın bu yorumunu ayrı bir yazı haline getirip yeniden yayınlayalım.
Gerçekten izlerken sıkıldığım filmlerden biri.Bunun en büyük nedeni filmin yarısının yeniden oynaması-yeniden-yeniden-yeniden….Anladım türü itibariyle böyle olması gerekiyor,ama ”bu kadar da olur mu?” dedirtmiyor değil.
Melisa neredesin sen???
Arkadaşlar bir önerim olacak. Bir filmi birden çok kişi yorumlayabilir. Bence her bir yorum için yeni bir başlık açılmalıdır. Yani isteyen Orçun’u isteyen de Melisa’yı okuyabilmelidir. Diğer yorum sitelerinde çokça yapılan birşey bu. Gazetelerde de vizyondaki bir film birçok yazarın konusuna başlık olabiliyor. Şimdi Melisa’nın yorumunu okuyunca böyle olması daha iyi olacakmış gibi geldi bana.
Melisa filmi çok güzel çözümlemişsin. Ayrıntıya girdikçe içinde kaybolunacak ve derin bir film olduğu buradan da görülüyor. Belki benim, Melisa’nın ya da diğer arkadaşların gözünden kaçan ayrıntılar veya farklı bakış açıları da olabilir. Ama filmden hiç bir şey anlamayıp, saldırgan mesajlar atmak kime ne katıyor anlamıyorum.
lazona: Orçun filmi gayet güzel anlatmış, madem filmi anlatacak birine daha ihtiyacın var ben de anlatayım sana. Yanlız şunu tekrar hatırlatayım: film karmaşık ve anlaşılması zor ,dolayısıyla bu filmi anlatmak da karmaşık olacak:
Yönetmen bizi ana karakterin bilinçaltı okyanusuna çekip bazı objeleri metaforik anlatımla kullanıp, kurguyu zihinsel labirent örgüsünde kördüğümlerken Jess’in hastalıklı yada karmaşık zihninin oyununa bizi dahil etmek gibi bir derdi var. Bunu yaparken konunun merkezine mitolojiyi, paralel evrenleri, bilincin rüya-gerçek-rüya döngüsündeki kırılmayı, çoğul kişilik sendromunu iç içe geçirdiği için, gördüklerimizin Jess’in bilinçaltında mı yaşandığını yoksa tam da kafamızı iyice karıştıracak bir referansla yani Atlantik okyanusunda bir gemide geçen ( yada geçtiği gösterilen ) karmaşanın Bermuda Şeytan Üçgeni alanındaki söylentilere dayalı zaman boşluğunda kaybolma durumu mu olduğunu kabullenip bu kabullenişle anlamlandırmamız zorlaşıyor. İşin içine bir de Aeolus efsanesine gönderme girince, olayların geçtiği geminin adı ile bu efsaneye bağlantı yönlendirmesi olunca durumun bir tür lanetlenme ve Araf’da kalma durumu olduğunu düşünmemize sebep oluyor gidişat. Bu bağlantıyı filmin bir sahnesinde gözümüzden kaçması olası olan bir görüntü ile yan yana düşününce de bilinçaltı meselesine dönüyoruz. Dışarıdaki çamaşırları toplayan Jess’in hızla yanından geçtiği bir an için gördüğümüz, leğenin içindeki yelkenli oyuncağı ile. Jess’i o gemiye getiren yelkenli ile o oyuncak yelkenli arasında metaforik bir bağlantı olabilir mi acaba? Belki sadece tesadüftür. Yönetmen bize bir seçim şansı veriyor, çaresiz Jess’in hastalığını kabul etmemiz yada kötü anne Jess’i cezalandırmamız arasında bir seçim hakkı. İlkini seçerseniz, oğluna acımasızca davranan kadının vicdansızlığını hastalığına bağlar ve onu affedersiniz, yok eğer o hasta ama öyle de olsa cezasını bulmalı der ve bu karaktere karşı öfkeli olursanız atın Araf’a onu, tekrar tekrar “katil olmayı, yıkıma uğratmayı” yaşatın, hem de aynı anda kendisine karşı “katil-kurban” konumunda iken.
Film bazı alt türlerin yada korku filmlerinin eksenine aldığı konuların sentezi gibi. Slasher, uzay-zaman, psikolojik-dram, gizem. Düşsel bir paranoya yaratıp en başta söylediğim bu paranoyaya dahil olma sürecini korku sinemasının sevilen alt türü olan slasher tabanında yükseltip içine hapsolduğumuz zamansızlık piramitini yükseltiyor, dramatik unusurlar ile dengeleyerek bu düşsel labirentin yıkılmasını ilgimizin sürekliliğini sağlayarak engelliyor.
Mitolojik kahraman rüzgar tanrısı Aeolus ile isimlendirilen geminin, senaryonun bu gemiye bu ismi verme sebebi olmalı mutlaka. Aeolus “cezalandırılmış” bir mitolojik motif. Bu mitolojik kahramanın görevi, eve dönüş için gerekli olan rüzgarı yada ters rüzgarı sağlamak. Ölümle yaptığı anlaşmayı yerine getirmeyen Aeolus’a ceza olarak büyük bir dağın tepesindeki kayayı tekrar tekrar aşağı yuvarlamak görevi verilir.Burdan bakınca “gemi” Jess’in bilinçaltını simgeliyor gibi. Gemi Aeolus ise, Jess bilinaçtında ( geminin içinde ) eve dönüş için gerekli rüzgarı sağlayamadan ( yani hem kendisi hem hapsolduğu gerçeklikte yanında bulunan arkadaşlarını kurtaramadan ve asla karaya varamadan ) tekrar tekrar kabusvari ölümler yaşanacaktır. Farklı düşsel-gerçekliklerde aynı bedende başka kişiler olur. Bir gerçeklikte avcı iken bir diğerinde kurban. Kendisi tarafından öldürülmek istenirken, yine kendisi tarafından diğerlerini kurtarmaya çalışırken hem de.”Martı” önemli bir imgedir burada. Denizlerin vazgeçilmez malikleri olan martılardan biri bir kazaya sebep olmuştur. Bu imgeleme, tekrar tekrar ölen arkadaşlarının bedeni özdeşiyle, o önemli kazanın suçunu yükleme ve cezalandırma ritüalidir bana göre, eğer o şekilde anlam yüklemek isterseniz tabi. Yok eğer hayır bu film uzay-zaman boşluğunda kaybolan karakterin kurtulma çabası derseniz size hemen Hypercube filmini fısıldarım. Bunu fısıldarken de Jess’in gemide bulduğu yüzlerce kolyeyi ve daha önce kendi el yazısı ile yazdığı çokça kağıdı hatırlatırım.Bu örnek sizi doğrulamak için sağlam referans olacaktır.
Zira bu film size sevdiğiniz diğer filmleri çağrıştırabilir, mesela Kelebek Etkisinde her şeyi düzeltmek için süreki en başa dönen adamı, yukarda bahsettiğim kuantum-zamanda hapsolmuş grubu, çoğul kişilik sendromundan muzdarip cinayetler işleyen adamın öyküsü olan Identity’yi, hatta Bermuda Şeytan üçgeninde geçen olayları kurgulayan filmleri, sürekli hafıza kaybı ve dejavu yaşayan bilincine hapsolmuş Memento’nun Leonard’ını. Bana en çok 1977 yapımı Alice ou la derniere fugue ‘yi çağrıştırdı. 1977 yapımı filmde hafızam beni yanıltmıyorsa bir şatoya davetli olan Alice’in kaldığı gizemli malikaneden sürekli kaçması ve her defasında buraya geri dönmesi anlatılıyordu. Alice yolda ölmüş ve aslında 2 dünya arasına sıkışmış bir karakterdi. Triangle her ne kadar bunu anımsa da , kişisel yorumum ve algılayışım bu filmin ağır şizofreni yaşayan bir karaktere odaklandığı yönünde. Ve filmi izlediğimden beri onun hastalıklı zihnindekileri okuma ve anlama telaşındayım, ve hep en başa dönüp düşünüyorum acaba doğru mu anladım, tekrar ve tekrar, ve tekrar…..
Triangle benim de beğenmediğim bir film oldu. Psikolojik sorunları olan genç annenin iç hesaplaşması meselesinin filmin sonuna attığı köprülerin izleyicide etkileyici bir algı oluşturabilecek denli temelli ve kuvvetli olmadığını düşünüyorum. Diğer taraftan filmdeki ‘tekrar’ olgusu örneklerine de gerek sinemada gerek edebiyatta son dönemde sıkça rastlıyoruz. Bu durumun da ekstrem bir tarafının kalmadığını düşünmüyorum, özellikle de sözkonusu film bu olguyu filmin hem ortasında hem sonunda bir sürpriz olarak sunmaya kalkışıyorsa.
Bir de Melissa George’un nasıl olup da bu kaar çok korku filminde başrol oynadığını hiç anlamamışımdır. Korku filmlerine aktrist seçiminde oyuncunun ya çok yetenekli ya çok güzel ya da korku filmlerine münhasır bir yüzü, fiziği olmasına dikkat edilir. Bence Melissa George bunların hiçbirine sahip değil.
Bir Liste Yaparsam BuGüne Kadar İzlediğim En Kötü Filmler Sıralamasında İlk 20′ye Rahatlıkla Girer Çoğu Arkadaş Filmin Anlaşılmasının Zorluğundan Bahsetmiş Ancak Melisa Hanım Filmin Mitolojik Olduğundan ve Anlaşılabildiğinden Bahsetmiş Merak Ettimde Ancaba Bu Filmi Beğenen Varmı Daha Doğrusu Konusunu Ne Anlatmak İstediğini Anlayan Varmı Eğer Filmi Çözen Bir Arkadaş Varsa Lütfen Merakımı Gidersin Ancak.!Filmi Çözdüğünü Söyleyecek Olan Arkadaştan Ricam Lütfen Filmin İçeriğinde Hiçbir Karesinde Yer Almayan Bilgilere Varsayımlara Tahminlere Dayanarak Bir Teori Atmasın Ortaya Ben Sadece Bu Filmi İzleyipte Konusunu Kısaca Filmi Anlatabilecek Birisini Arıyorum
Marazi kimlik profili olan bir kadını mitolojik bir efsane ve yanısıra kuantum-zaman metaforu üzerinden kurgulayan, çözümlemesi oldukça karmaşık yollardan geçildikten sonra anlaşılan, ya bence bu film başyapıt gibi bişey yahu.
Trıangle ilk seyredişte izleyicinin kafasında birtakım sorular ve karışıklık yaratsada daha sonraki izlenimlerinde filmin genelinde anlamlı bir bütünlük ve sebep-sonuç ilişkisine dayandıran konu bütünlüğüne görebiliyorsunuz.tabii bu çift kişilikli hastalıklı bir durumun kimi izleyicilere vereceği rahatsızlık her ne kadar melisa george,un kötü oyunculuğula üst düzeye ulaşmış gibi gözüksede filmin varmak istediği noktadan sapma göstermiyor.yalnız gözardı edilmemek gereken bir durum var.o da finalin cılız kalması zaten anlaşılabilirliği zor olan yapımın dahada katlanılmaz kılıyor.türe karşı ilgisi olanların merakla izlemesi gereken bir iş çıkmış sonunda.meraklısına tavsiye edilir.
Filmin dvd’sini geçen hafta aldım,seyrettim,tam anlamak için bir kere daha seyredip öyle yazımı yazayım derken bi baktım yazı bizim sitede.Anlaşılan Orçun’un hızına yetişmek pek mümkün olmayacak!Ama film hakkında spoiler vermeden en güzel biçimde bilgilendiren bir yazı olmuş.Triangle karmaşık kurgusuna rağmen bir an olsun düşmeyen temposuyla sonuna kadar heyecanla seyredilen bir film.Yalnız son dönemde çekilen bulmaca türü gerilim filmlerine göre biraz daha basit ve geri planda kalıyor.Seyredip seyretmeme konusuna gelince şöyle bir örnekle bitireyim: Geçen gece H2′yi (yani Halloween 2′nin remake’ini)seyretme gafletinde bulundum.O kadar sıkıntı üzerine ‘Triangle’i bir kere daha seyrettim. ‘Bişeyleri taklit etmeden,yeniden çekmeden nasıl orjinal film yapılır?’sorusuna güzel bir cevap bulmuş oldum.
Orjinal bir fikir olduğunu düşünüyorum. Bu film izlenerek bile kolay kolay anlaşılamazken izlemeden filmin anlaşılabileceğini hiç sanmıyorum. Her ne kadar sıradan, loop üzerine kurulu bir filmi gibi görünse de aslında alakası dahi yok. Tabi spoiler vermemek için yorumumu burda kesiyor ve herkese izlemelerini tavsiye ediyorum
Dediğin doğru Murat Akçıl, benzer filmler var. Hatta benim izlemediğim bir İspanyol filmin de bu filmdeki olayın hemen hemen aynısı varmış. Filme orijinal demek yanlış olur ama bence son dönemdeki iyi filmlerden biri. Klişe görmekten bıktıysanız izlerken zevk alırsınız.
Sonuna kadar heyecanla kendini izletiyor. Sürekli bir merak içindesin ve bir şeyler olucak diye bekliyorsun ama hiç bir şey olmuyor. Film bittikten sonra kaybettiğin zamana üzülmen garantidir.
Filmi izlemedim ama sanırım konunun sürprizini anladım. Fakat buna benzeyen başka filmler de var Orçun. Filmin orijinalitesi olduğuna inanıyor musun?
yorum harika ve film son dönem korku sinemasında hatrı sayılır bir iz bıraktı bile bence…