Turistas
Kategoriler: 2000-2010 Arası, A.B.D., Film Arşivi, Gökhan Toka, KORKU SİNEMA, Slasher, YAZARLARIMIZ
Yönetmen: John Stockwell
Senaryo: Michael Ross
Yapım: 2006, ABD Süre: 93 Dakika
Oyuncular: Josh Duhamel, Melissa George, Olivia Wilde, Desmond Askew, Beau Garrett, Max Brown
Brezilya’nın kuzeyinde sırt çantaları ile seyahat eden Amerikalı genç turistler Alex, kız kardeşi Bea ve arkadaşları Amy, otobüsleri kaza yapınca, aynı otobüsteki diğer turistlerle mecburen tanışırlar: Pru, Finn ve Liam.
Altı yoldaş, otobüsteki diğerleriyle birlikte yeni bir otobüsün gelmesini beklemeye başlarlar ama otobüs görünmez. Yerlilerle aralarında kavga da çıkınca, gençler sürüden ayrılmaya ve yoldan çok da uzak olmayan sahildeki plaja inmeye karar verirler. Burada karşılarında başka turistler, cennet gibi bir ortam, son derece konuksever yerliler ve çok ucuz bir bar ve pansiyon bulan gençler burada kalmaya karar verirler.
Geceyi çılgınca eğlenerek geçiren gençler ertesi sabah uyandıklarında ayakkabıları da dahil, tüm eşyalarının çalındığını ve plajın terk edildiğini görürler. Kandırılmış ve soyulmuşlardır. Yakınlardaki köye gidip polis arayan gençler burada kasabalıların düşmanca tavırları ile karşılanır. Bir gün önceden dostluk kurdukları Brezilyalı köyün yerlisi bir genç olan Kiko onlara yardım eder. Ancak eşyalarının soyulmasının, böbrek, ciğer ve kalplerinin çalınmasına oranla önemsiz olduğunu anlayacak vakti bulup bulamayacakları belli değildir. Gençler, Brezilyalı bir organ mafyası çetesinin ve bu çetenin psikopat bir doktor olan liderinin yeni hammaddeleri haline gelmişlerdir.
Hostel filmi benzeri, gerilim düzeyi oldukça yüksek ve iyi çekilmiş, oyuncularının çok iyi performans sergiledikleri bir film. CNBCE dizisi Las Vegas’da Danny McCoy’u oynayan Josh Duhamel başrolde. Brezilya ormanlarındaki doğa görüntüleri ve özellikle filmi son bölümlerde alıp sürükleyen sualtı mağara çekimleri mükemmel.
Gökhan Toka

















Filmi zamanında izlediğimde ne çok sevmiş ne de nefret etmiştim. Benim için arada kalan filmlerden biriydi. Son sahnelerinde gerilim yüksekti o kadar. “Otel”le karşılaştırılması ise çok anlamlı gelmedi bana. Konuları dışında pek benzerlik göremedim. Yalnız imdb puanına baktım 4.9 bu film için düşük. Genelde imdb’de bu notu olan filmler izlemekte zorlanacağınız filmlerdir. “Turistas” sıkılmadan izlenecek sonrasında da unutulacak bir film.
“Otel” (“Hostel”) kıvamında bir yapıtla karşılaştık. Ama kesme-biçme dışında korku öğeleri çok fazla yok burada. Bu sebeple gerçekçilik, ormanların ve deniz altının korkutuculuğuyla öne çıkarılmaya çalışılıyor.
Film yerine hostel ve roth tartışılıyor konu konuyu getirmiş demek güzel:) Bu film ise hostel’a (Yine hostel’a geldik) organ mafyası konusunuda getirerek bir ikilem yapmış olmuş mu? hayır.Filmin sonuna erişebilmek için sardım finali hepten olmamış.Orjinali dururken çakma Hostel izlenmeye değmez kısaca.Ayrıca Eli roth ve tarantino istismar sinemasını (şiddet ve cinsel unsurlar içeren b-filmler) sinemasını filmlerinde yeterince desteklediklerini görüyoruz.Konu roth’tan açılmışken Stephen king uyarlaması(Stephen king cep telefonu kullanmıyor ve radyasyon yaydığı içinde kimse kullanmasın diye son derece anlamlı bir romanı ortaya çıkarıyor) ”Cell” filminin yapım aşamasında bakalım film nasıl olacak?
Bu siteye gönderdiğim üçüncü cevap bu. İlkinde selamımı kimse almadı. Diğer ikisinde de biraz şimşekleri üzerime çektim.
Tabii şaka bir yana, öncelikle bu konuda çekmiş biri olarak her tür beğeniye/beğenmemeye mutlak saygım olduğunu söyleyeyim. Benim beğenmiyor oluşum başkalarının beğenisini yanlış bulduğumu göstermez. Herkesin kişisel farklılığı yok mu zaten?! Bu laflar klişe dursa da doğruluğunu kabul ediyorum.
Eli Roth’u başarısız bulmuyorum, ama şişirilmiş olduğunu düşünüyorum. En azından Hostel’de. Ama Cabin Fever’ı severim. Hatta Hostel II’yi ilkinden daha çok beğendiğimi söyleyeyim. Eli Roth’u anlamamak gibi bir şeyin kendi adıma söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Emin olun seyrettiğim her filmin sonrasında mutlaka araştırma yapıyorum. Eli Roth’un Hostel’de azmış bir grup sevimsiz genci korkunç bir duruma sokması, bence cesur bir davranış. Ama ben bunda kapitalizme yapılmış bir eleştiri de görmüyorum. Hatta filmi izlemeden önce (ki gösterime ilk girdiği gün koşa koşa gittim) Slovakya’nın tepkisini manasız buluyordum ama çok da haksız olduklarını düşünmüyorum. Ama işin bu kısmı biraz çetrefilli. Filmi seyrederken değil ama bittikten sonra ağzımda kalan kötü tadı pek sevmiyorum. Bu kötü tadın nedeni de grafik şiddet değil.
Hostel, özellikle zamanı için izlemesi zor bir mısır patlağı filmi. Mısır patlağı lafı da küçümsemek değil, aksine ne olduğunu bilen bir filmin her zaman erdemli olduğunu düşünürüm.
Zamanı derken de, şunun şurası 2005 yılından bahsediyorum ama hiç sevmediğim bir laf olan eziyet pornosu, ya da Eli Roth’un deyimiyle “gorno” türünün bir anda çoğalmasına en az Saw kadar önemi var. Gişe olarak bakarsanız, Türkiye’de değilse (çünkü çoğu insan evinde izledi) bile yurt dışında sinemada gayet ilgi gördüğü için bu yönden başarısız olduğu söylenemez herhalde.
Tekrar söyleyeyim, filmi kötü buluyormuşum gibi görünsde de Hostel’e kötü deyip atmak en azından benim haddime değil. Belki Roth’dan büyük beklentilerim olmasındandır. Tarantino’dan da Death Proof’da çok şeyler bekledim herhalde ki ikinci yarısında çok sinir oldum kendisine.
Herkese keyifli seyirler…
He he
quattromosche Eli Roth kötü bir sinemacı olsa idi torpil neye yarardı? Mesela Hostel’i ben çeksem Tarantino destek olsa ne olur olmasa ne olur dimi:)
Güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar, görece ünlü oyuncular, muhteşem güzellikte doğa derken benzeri konusuna rağmen Hostel kadar ünlü olamaması ilginç. Tabii Eli Roth’un abiciği Tarantino faktörünü ve Slovakya’nın tepkisini hesaba katmazsak. Hoş, bu filme de Brezilya tepki vermiş ama en azından Josh Duhamel televizyonda özür dilemiş. Bir de, zaten kısıtlı gösterime girmesine rağmen sinemalarda 7-8 dakikası kesik gösterilmesi var ki sanırım sırf dvd’si çok satılsın diye böyle yapmışlar.
Öyle bilmediğiniz yerlere giderseniz olacağı budur gençler:)