Yaratıklar & Canavarlar Top-30

  • Tarih: Mayıs 6th, 2009
  • Ekleyen
 
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan6 Puan7 Puan8 Puan9 Puan10 Puan (29 votes, average: 9,07 out of 10)
Loading ... Loading ...

Kategoriler: KORKU SİNEMA, Korku Sinema Toplist, Yasin 'Devilboy' Karakaya, YAZARLARIMIZ

Korku türünün en eski, en güvenilir, en kalabalık ve en renkli kalelerinden biri hiç kuşkusuz ‘Canavar’ ve ‘Yaratık’ların yer aldığı filmlerdir. Prehistorik canlılardan bilinmeyen ‘kadim mahluk’lara, uzaydan dünyamızı hiçte iyi niyetlerle ziyarete gelmeyen envai çeşit yaratıktan bilinen bazı canlıların büyük, hızlı, vahşi ve mutasyona uğramış temsillerine kadar envai çeşit mahlukat, bu türün ana malzemesini oluşturur.

Bizde korkusitesi yazarları olarak biraraya geldik ve sinema tarihine damga vurmuş 30 yaratıktan oluşan bir liste hazırlamaya çalıştık. Listeyi hazırlarken dikkat ettiğimiz bazı kriterler vardı. Listemizi yalnızca canavar ve yaratıklardan oluşturduk. Zombileri, Vampirleri, KurtAdamları ve Hayaletleri listemizin dışında tuttuk. Araştırmamızda bize katkıda bulunan Can Evrenol, Ömer Temizkan, Murat Özkan (Dexter), Melisa Aydın, Soner Yıldırım (Korkuluk) ve Murat Akçıl’a (Wherearethevelvets) teşekkür ediyoruz ve listeyi yayınlıyoruz..

30- Pale Man (El Laberinto del Fauno, 2006)

Pan’ın Labirentinde karşımıza çıkan yaratık.. Korku / fantezi filmlerinin ustası Guillermo Del Toro’nun hayal gücünden çıkma bu kadim mahluk daha ilk görüşünüzde tüylerinizi diken diken etmeye yetiyor. Kemikleri sayılacak kadar sıska vücudu ve korkunç suratı bir yana gözlerini avuçlarının içinde taşıyor olması yaratığı türdaşlarından ayrıcalıklı kılıyor.

29- Garthim (The Drak Crystal, 1983)

Değişik şekil ve boyutlarda, türlü iğrençlikte canavarla dolu filmdeki en etkileyici yaratık böceğe benzeyen vahşi Garthim’dir şüphesiz. “Starship Troopers”taki yaratıkları etkilediği açıkça görülen bu dev eklembacaklılar, hızlı kaygan adımlarıyla Jim Henson’ın “The Dark Crystal” diyarından geçerler.

28- FaceHugger (Aliens, 1984)

HR Giger’ın fantazi evriminde yaptığı deneyin ilk aşaması en az tam boyutuna ulaşmış Yaratık kadar iğrenç. Yaşlı bir adamın eliyle nal şeklinde bir yengecin mide bulandırıcı karışımı olan Yüze Yapışan ilk filmde John Hurt’ün yüzüne yapışarak burada yaşamkaynağı bulan ve yumurta bırakan bir yaratıktı. Ter bezlerini harekete geçirme ve izleyicileri sessiz avcı öğesiyle tanıştırma işini ise James Cameron üstlendi: Ripley ve Newt kendilerini hızlı hareket eden, kuyruğunu kamçı gibi kullanan ve ağızlarına girmeye çalışan azgın bir Yüze Yapışan ile aynı odada buldular.

27- Leprechaun (Leprechaun, 1993)

Leprechaun, İrlanda ve civarında yaşadığına, yeşil kıyafeti ve şapkası olduğuna, bir şekilde saçından falan yakalayabilirseniz dilek dileme hakkına sahip olacağınıza hatta altınlarına el koyabileceğinize inanılan efsanevi bir yaratıktır. Kızıl saçlı, büyük tokalı, siyah ayakkabı giyen yeşile bürünmüş bir çeşit cin’de diyebiliriz. Efsaneye göre bir Leprechaun’la karşılaşıp gözgöze gelen kaçamaz ve o anda ortadan kaybolur.Kahramanımız Leprechaun filmde altınları çalındığı için ortalığı ayağa kaldırmıştı.

26- Nemesis (Resident Evil: Apocalypse, 2004)

Umbrella şirketi tarafından bu şirkete karşı savaşan S.T.A.R.S ekibini yok etmesi için yaratılan Nemesis’e zombi mutasyonu bir yaratık olarak bakılabilir. Fakat bir süre sonra onu deneyle yaratan kişilerde kontrolü kaybediyor ve Nemesis kontrol edilemeyen büyük ve son derece asabi bir yaratığa dönüşüyor.

25- Djinn (Wishmaster, 1997)

Djinn, dilekleri yerine getirebilen ve M.S. 1127 yılında bir büyücü tarafından, ateş rengi bir opalin içine hapsolmuş olan bir Cin.. Yıllarca bu opal elmas içinde hapis kalan Djinn içinden cin çıkan lamba gibi, içine hapsolduğu elmas biri tarafından ovulduğu zaman dışarı çıkıyor. Djinn’in dünyaya cehennemi getirebilmesi için onu çıkaran kişinin üç soru sorması gerekli. Filmde Djiin’i dışarı çıkartan kadın, başının fazlasıyla belada olduğunu anlayarak yakasını bu tuhaf iblisten sıyırmaya çalışıyor. Kadını bulmak için savaşan Djinn ise, arzu ettikleri bir şey için ruhunu feda etmek isteyen birçok insanla karşılaşıyor.

24- Jabba the Hutt (Star Wars Return of the Jedi, 1983)

Mide bulandırıcı bir sümüklüböcek ile Mickey Rooney’nin karışımı. İmparator Ming’in cıvık, kabarcıklı bir deri, salyalı bir ağız, uzun kollardan oluşan bacaksız vücuduyla bırakın acayip yaratıklarla dolu bir odada mahkeme yönetmeyi sabahları yataktan nasıl kalkabildiğini bile anlamak zor.

23- The Rancor (Star Wars Return of the Jedi, 1983)

Canavarlar çoğunlukla çirkin, büyük, kabuklu, kötü kokulu ve hiç hoş değil ama ne yazık ki etobur olurlar. Kin’de bu özelliklerin hepsi var ama en azından bir seveni var. Dehşet saçan bu 10 metrelik canavar, Jabba’nın mağarasının altında yaşıyor ve davetsiz misafirleri midesine indiren dev olarak görev yapmasına rağmen içindeki oyunbaz çocuğu görebilen dost bir bakıcıya (Paul Brooke) sahip.

22- Medusa (Clash of the Titans, 1981)

Bu yılan saçlı kadın gerçekten de bir İğrençlik Kraliçesi. Sözünü ettiğimiz sadece kızgın bir buldoğun yüzü değil. Sadece bir bakışı bile dev gibi bir deniz canavarını taşa dönüştürmek için yeterli. Ama Ray Harryhausen’ın Medusa’sı yılan saçlı bir kadından çok öte bir yaratık. Usta yaratık yaratıcısı onu iyice canavara dönüştürmüş. Onun canavarının belden aşağısı bir çıngıraklı yılan. Medusa’yı karanlık meskeninde yayı ve kendi kanıyla zehirlediği oklarıyla süzülürken izlemek hâlâ insanın tüylerini diken diken edebiliyor.

21- Grant Grant (Slither, 2006)

Yapımcı James Gunn’ın çarpık zihninden eşsiz korku komedi filmleri dizisinin en sonuncusu; nefis bir şekilde iğrenç, komik bir şekilde basit ve inanılmaz bir şekilde kaçık bir film, ismi bile akıllara omurgasız belden aşağı dünyanın iğrenç devasa yumuşakçalarını getiriyor. Uzaydan gelen iri sümüklüböcekler, kana susamış zombiler ve yapışkanları üstlerinden akan böcek derebeyler sonunda bir sinema kreasyonunda bir araya geldi: Slither. Filmin ana tahtına oturan şahane yaratık ise hiç şüphesiz Grant Grant..

20- Critters (Critters, 1986)

Kısaca ‘etobur toparlak kirpimsi uzaylı yaratıklar’ olarak adlandırabileceğimiz Critterlar, dünyamızı hiç de iyi niyetlerle ziyarete gelmemişlerdir. Gremlinlerin başlattığı ‘küçük, yeşil, tehlikeli yaratık furyasında ortaya çıkan bu yaratıklar, dünyalılara fast food muamelesi yaparlar. Gidecekleri yerlere yuvarlanarak seyahat eden Critterların çeneleri çok güçlüdür ve kızdırıldıklarında sırtlarından diken fırlatırlar. Fakat bunları öyle basit dikenler sanmayın. Fırlatıldıklarında araba kaportası falan dinlemez, delip geçerler.

19- Tanker Bug (Starship Troopers, 1997)

Total Recall filmine de imza atan Paul Verheoven hiç üşenmemiş ve özel efekt ekibine en çirkin uzaylı böceklerini yaptırmış. Daha sonraları bir külte dönen Starship Troopers’da otomobil büyüklüğünde, ışık hızında, en dayanıklı zırhları bile delecek kadar sivri kol ve bacaklara sahip olan savaşçı böceklerin yanısıra Yıldız Gemisi Askerlerini birer birer mideye indiren bir eklem bacaklı daha var; Tanker Bug..Adından anlaşılacağı üzere bir tanker (hatta daha büyük) büyüklüğündeki siyah renkli bu plasma böcek, kafasından fışkırttığı bir sıvı ve devasa bedeniyle böcek ordusuna komuta ediyordu..

18- Mogwai (Gremlins, 1984)

Stripe, küçük şirin tüylü bir yaratık olarak dünyaya gelmiş olmasına rağmen niyeti bozar ve sahibi Billy’yi (Zach Galligan) onu geceyarısından sonra beslemesi için ikna eder. Bir süre yumurta biçiminde sümüksü bir kozada kaldıktan sonra dişlerini ve pençelerini kötülük için kullanmaya hazır kikirdeyen Gremlin lideri olarak hayata döner. Hırpani bölüklerini trafik lambalarının ayarını bozmak, yaşlı kadınları turbo ateşlemek sandalyelerle harcamak, buldozerlerle insanların evlerini yerle bir etmek ve genelde sakin olan kasabanın huzurunu en acımasız ve kanlı biçimde bozmak üzere görevlendirerek Kaos Kralı olduğunu kanıtlar.

17- Blob (The Blob, 1988)

Orijinalinde genç Steve McQueen rol alırken 80′li yıllardaki tekrar yapımında filmin yıldızı Blob’un kendisi, yani şekilsiz, soluk alan, kötü niyetli uzaylı bir sıvı. Bütün iyi canavar filmlerinde olduğu gibi, bir gök taşından çıkan “Blob”un da bir tek amacı var: midesini mümkün olduğunca çok dünyalı ile doldurmak. Ancak bu akıcı kan torbasını alışılageldik mutasyona uğramış yaratıklardan ayıran özellik görülebilir herhangi bir uzvunun olmaması ve düşünen bir varlık olduğuna dair hiçbir ipucu vermemesi. Titreşirken, büyürken ve kurbanlarını bütün gözler önünde sindirirken bile uzaydan gelen bu peltenin gerçekte ne olduğunu anlaşılamıyor. Blob, ilk kurbanlarından biri ele geçirdiği kolunu baltayla kesmeye çalışınca kendini darbeden koruyarak ve dirsekten aşağısına yerleşerek kolu olduğunu iddia ediyor.

16- Crawler (The Descent, 2005)

Hayatlarına heyecan katmak için rafting yapan bir grup plaza kadınının bir sonraki eğlenceleri için mağara dalışını seçmeleri ve ne idüğü belirsiz ‘Crawler’ denilen Gollumtrak yaratıklar tarafından kıstırılmalarını konu alan film bir hayli gerilim yüklüydü. Av bekleyen yeraltı dünyasının ev sahipleri Crawler’lar mağarada yaşayıp, beslenmek için gün ışığına çıkıyorlar. Yani günlerinin belli bir kısmı dışarıda geçiyor, ama adaptasyon geçirip görme duyularını kaybediyorlar. Yine de son derece ürkütücü bu yaratıklar ceylan gibi kadınları avlayıp mideye indirmakten de çekinmiyorlar.

15- Mutant Hamamböceği (Mimic, 1997)

Başarılı bir bilimadamı olan Susan Tyler ve Dr. Peter Mann, New York’ta çocukların hayatını tehdit eden bulaşıcı bir hastalığı kökünden kazımak için birlikte çalışıyorlar. Dr. Tyler, hastalığın taşıyıcısına karşı farklı türlerden bir DNA oluşturuyor. Bu yeni türe Judas adını veriyor ve Dr. Mann’in asistanı bunu tüm New York kentine tanıtıyor. Ancak ortaya hiç de tahmin edemeyecekleri bu süper tiksindirici yaratıklar çıkıyor. DNA’larıyla oynanan hamam böceklerinin payına da New York’un altını üstüne getirmek düşüyor.

14- Kothoga (The Relic, 1997)

Şimdi konuya temel matematikle yaklaşmanın zamanıdır. Kartal + aslan = bir tür ejderha. Boğa + insan = minotaur (insan etiyle beslenen yarı boğa yarı insan canavar). Kertenkele + bizon + aslan + minotaur + böcek + dinozor + yılan = Kothoga. “The Relic”teki yaratık Kothoga fazlasıyla canavardır. Öyle ki efektlerden sorumlu Stan Winston, en sevdiği korkunç hayvanları birbirine karıştırıp olabilecek en çirkin canavarı yaratmaya çalışmış adeta.

13- Creeper (Jeepers Creepers, 2001)

Jeepers Creepers filminin insan organlarıyla beslenen yaratığı. Her 23 yılda bir, baharın 23. günü Creeper insanları öldürmeye gelir. Kendisi eskilerden kalma (arkasında en az 300 yıllık cesetler bıraktığı düşünülürse) bir korku unsurudur. Öldürme amacı ise, güçlenmek için ihtiyacı olan insan vücudu parçalarını almaktır. Issız otobanlarda, özellikle etrafında uçsuz bucaksız buğday tarlaları olanlarda avlanmayı çok sever. Dev bir yarasayı andıran kanatları, garip suratı, sürüngenimsi vücudu göz önünde bulundurulduğunda, oldukça korkunç bir yaratıkla karşı karşıya olduğumuz iyice anlaşılır (kendisi ‘creep’ sözcüğüne yakışan tüyler ürperticiliktedir).

12- Colver (Cloverfield, 2008)

New York’taki bir barda kulakları sağır eden bir gürültü duyulur, bardaki kargaşa sırasında davetliler merdivenden aşağıya kaçmaya çalışırken New York caddelerini alev alev yanan yıkıntı ve enkazlar kaplar. Ardından Manhattan tarafında şiddetli bir patlama olur, Özgürlük Heykelinin kafası tıpkı dev bir top güllesi gibi caddeye çarpar. Tüm bunların sorumlusu dev bir canavar olan Colver’dır.(Öyle böyle değil Godzilla dahi bu canavarın yanında pamuk şekeri gibi kalıyor) Canavarın tanımını tam olarak yapamasak da aşağı yukarı resimdeki mahlukat şeklinde hayal edebiliyoruz..

11- Graboidler (Tremors, 1989)

“Yeraltı” ve “Jaws” kelimelerinin yanlış insanlar tarafından biraraya getirilmesi bir Katil Köstebek filmiyle sonuçlanabilirdi. Neyse ki yönetmen Ron Undervvood’un aklına iyi bir fikir gelmiş ve sinema izleyicilerini gerçekten iğrenç katil solucanlar ile tanıştırmayı tercih etmiş. Otobüs uzunluğundaki kurtlar zaten kendi başlarına bile insanın midesini alt üst edecek görünüşe sahipler. Bir de salyaları akan ağızlarını açıp bir ağız dolusu yılan yuvası, yaratık içinde yaratıklar ortaya çıktığında, insanın yerdeki çatlakları tekrar tekrar kontrol edesi geliyor. Bütün bunlara bir de mahlukların yolda duran bir Chevrolet’yi kolayca yutabildiği, bir etoburun osuruğu gibi kokular yaydığı düşünülecek olursa ortaya gerçekten şahane bir varlık çıkıyor.

10-Gill Man (Creature from Black Laggon, 1954)

1954 model bu yaratık sinema tarihinin en eski yaratıklarından da biri. Creature From Black Laggon filminde karşımıza çıkan Gill Man, aslında biraz romantik de sayılabilir. Bir grup araştırmacının Kara Göl’ü araştırmak üzere yaratığın yaşam alanına girmesini ve Gill Man’in gruptan bir kadını kaçırmasını konu alan bu klasik filmde Gill Man, yeşil vücudu ve komik solungaçları ile bir insan/balık kombinasyonu oluşturmuş. King Kong’a olan gönderme gözümüzden kaçtı sanılmasın..

9- Pumpkinhead (Pumpkinhead, 1988)

Böylesine korkunç bir yaratığa bu komik ismi kimler vermiş anlamak zor fakat Pumpkinhead’in sinema tarihinin korkunç yaratıkları listesine hak ederek girdiği kesin. Yaklaşık 3 metre boyunda, koca pençelere sahip bu çirkin yaratık, büyücü bir kadının okuyup üflemesi sonucu ormanda peydah oluyor ve intikamdan başka bir şey düşünmeyen bir adama çocuğunu öldüren bir grup gencin katledilmesi konusunda yardım ediyor. Yardım derken bunu bir iyilik olarak algılamayın çünkü Pumpkinhead’in eline düşenler feci şekillerde can veriyor.

8- Sil (Species, 1995)

Haddini bilmez bilimadamları uzaylı DNA’sıyla insan DNA’sını karıştırmaya kalkınca ortaya Sil çıkıyor. Natasha Henstridge kimliğindeki bu güzel görünümlü yaratığın zaafı erkekler. Dolayısıyla da dilini bir erkeğin gırtlağına sokup omurunu kopardığında insan şok olmadan edemiyor. Görevi bebek yapmak olan bir yaratık olarak ön oyunları iyi olabilir ama sevişme sonrası tepkileri kanlı ve ölümcül. Sonunda HR Giger’ın eseri olan duvarlara tırmanan canavara dönüşünce ölmesi gerektiğini anlıyorsunuz.

7- Godzilla (Godzilla, 1954)

1998 yazının en çok konuşulan filminin herşeyi ezip geçen fazla gelişmiş iguanasına bakıldığında, Godzilla’nın Doğu kökenlerini unutmak kolay. Inoshiro Honda’nın yarattığı ve aslında Hiroshima’yı alegorik bir dille anlatmak için araç olarak kullanılan Godzilla, o gün bugündür zafere ulaşmak için önüne çıkan her şeyi yok eden bir canavar kimliğiyle karşımıza çıkıyor. En Pis Kokulu, En Gürültülü Kükremeli, En Ağır Yumruklu ve En Öfkeli kategorilerinde en yüksek skorları yapan bu yaygaracı kertenkele, sadece her şeyin serbest olduğu bir kavga tekniği (karate vuruşları, yere yapıştırma, kafa atma) benimsemekle kalmıyor bir espri anlayışı bile var: bkz. zafer elde ettiğinde yaptığı aptalca canavar dansı!

6- Frankenstein Canavarı (Frankenstein , 1931)

Mary Shelley’nin romanının ünlü kahramanının orijinal filmde Boris Karloff ile yaratılan görüntüsü yıllardır hafızalardan silinmedi. Herkes Frankenstein’ın canavarını hâlâ o görünümle hatırlıyor. Alnı öne çıkık, yara izleriyle dolu köşeli bir kafa; ensesinden sarkan elektrodlar; kalıp gibi yeşilimsi bir ten; büyük ve ağır botlar ve o tipik hantal yürüyüş.

5- Cthulhu (The Call of Cthulhu , 2005)

Cthulhu’nun Çağrısı , H. P. Lovecraft’ın 1928 yılında yayınlanan ve diğer birçok eserinde bahsi geçen doğaüstü yaratık Cthulhu’nun insanlara gözüktüğü kısa hikayesinden sinemaya uyarlanmış. Chulthu denilen bu kadim mitolojik varlık dış hatları bakımından uzaktan uzağa insanı andıran bir canavarı temsil ediyordu, ancak yüzü dokunaçlarla kaplı, ahtapot kafası gibi bir kafası, pullarla kaplı, lastik görünüşlü bir gövdesi, ön ve arka ayaklarında kocaman pençeleri, uzun, dar kanatları vardı. Korku verici ve doğa dışı bir kötülükle dolu gibi görünen bu şey, biraz tombulcaydı ve üzeri bilinmeyen karakterlerle kaplı kare yüzeyli bir blok ya da kaidenin üzerinde kötülük düşünürcesine çömelmişti. Kanatlarının uçları, tam ortasına oturmuş olduğu blokun üst arka kenarına değiyordu ve çömelmek için ikiye katladığı arka bacaklarının uzun, kıvrık pençeleri ön üst kenarı kavramış olup, kaidenin tabanına kadar olan mesafenin dörtte birine kadar uzanıyordu. Bacaklarla dolu kafasını, yüzündeki dokunaçlar, dizlerini kavrayan kocaman ön pençelerinin arka yüzüne değecek şekilde öne eğmişti.

4- Xenomorph (Alien, 1979)

HR Giger’a mümkün olabilecek en sert, çirkin, uzaylı böceği yaratması işini vermek tüm zamanların en doğru fikriydi. Giger, birkaç tabak peynir ve uykusuz bir geceden sonra, John Hurt’ün göğüs kafesine yerleşen ve koyu kırmızı vücut sıvıları ve yarı çiğnenmiş ciğer dokusu ile birlikte beyazperdeye fışkıran ucubeyi yarattı. Damarlarında kan yerine asit dolaşan, tuhaf bİo-mekanik bedenli ve mengene ağızlı (kafatası delmek için) bu fallus kafalı beyin yiyicisi, Ellen Ripley’in (Sigourney Weaver) ekibindekileri teker teker halletti.

3- Predator (Predator, 1987)

Dutch, “Çirkin bir o… çocuğusun!” ifadesiyle bir kez daha Oscar Wilde tarzı yemek sonrası konuşması yapmak konusunda ondan iyisinin bulunamayacağını kanıtlıyor. Kastettiği şey ise Predator: Arnie’den bile yapılı olan ve Terminatör’e de imza atan özel efekt dahisi Stan Winston’ın tasarladığı kafası sayesinde homurdanıp kükreyen bir yaratık. Başka bir dünyadan gelen bu yaratık sadece eğlence olsun diye aslan gibi askerleri öldürüyor ve bu da Dutch ile aslan gibi askerleri fazlasıyla üzüyor.

2- Sinek Brundle (The Fly, 1986)

Penisini banyodaki ecza dolabında saklayan her yaratık korkuyla karışık bir saygıyı hak eder. Gözü kara bilim adamı Bay Seth Brandle (Jeff Goldblum) genetik düzlemde küçük aptal kafasını yanlış zamanda deney ünitesine çarpan Bay Sinek ile birleşince olan oluyor. Brundle ilk kez yarı insan yarı sinek olmanın avantajlarını (güç, denge, sürekli olarak ereksiyon halinde olmak) ve dezavantajlarını (yemeğe kusmak, penisi kopmak) keşfettiğinde duygu dünyasında fırtınalı bir yolculuk başlıyor. Korkun.Çok korkun..

1- Thing (The Thing, 1982)

Bu resmiyet kazanmış bir karar. En gelişmiş hayal gücünün ürünü, en iğrenç, kesinlikle yenilmez, tiksindirici boyutta belirsiz ve tüm zamanların en iyi canavarı. Niyeti bozmuş bu yaratık organizması kendine evsahibi olarak seçtiği şanssız varlıkları hücre boyutunda özümsüyor. Bize verilen bilgiye göre; ‘Milyonlarca gezegende milyonlarca yaşam biçimini taklit etmiş olabilir. İstediği an bunlardan birine dönüşebilir.’ Böylece karşı karşıya olduğumuz ‘şey’ (ler), herhangi bir anda oyuncu kadrosunun herhangi bir üyesini parçalayarak dışarıya fışkırabilecek uzun kollu, örümcek bacaklı ve kocaman sivri dişli sınırsız sayıda iğrenç, mide bulandırıcı mutasyon. Sözgelimi dokunaçlı, köpek gibi hırlayan tavuk-köpek kırması kabuklu şey, karnında dişleri olan ve kalp krizi geçiren ‘hastasına’ yardım etmeye çalışan doktorun ellerini koparan şey ve tabii en son mutasyon..

Devilboy

Etiketler:

Paylaş:

  1. SacredSilence diyor ki:

    Biliyorum biraz fazla eski bir konu fekat merak ettiğim şey bu listeyi hazırlarken ki kriterleriniz ne idi birbirlerini dövebiliteye göre düzenlediğiniz zannetmiyorum hani the thing güzel film pek de bir severim fekat birinci sırayı alır mı onu bilemedim.

  2. korkusuz diyor ki:

    yahu bune sağken cehenneme düşmüş gibi oldum

  3. devilboy diyor ki:

    Server değiştirme esnasında bir ksıım resimleri kaybettiğimiz buradan da anlaşılıyor. Şu listeyi 50′ye tamamlayarak güncellemenin vakti gelmiş sanırım o işe bir girişeyim ben..

  4. gorcun diyor ki:

    Bu sitede böyle yazılara yorum yapmamak terbiyesizliktir :) Şaka bir yana yine muhteşem bir top-list örneğine rastladım. Yorum yapmadığımı farkedip kendimi ayıpladım. Elinize sağlık…

  5. PanoramalAli diyor ki:

    Bence aralarına chucky’i de koymaları lazımdı hemde 1. sırada :D

Yorum Yaz

Yorum yapmak için üye girişi yapmalısınız.