Nefes alamadığınızda, çığlık atamazsınız. - (Anaconda)

Başlangıçta

“Korku, insan ırkının sahip olduğu en güçlü duygudur; bilinmeyenin verdiği korku ise muhtemelen bu duyguların en eskisidir. Herkesin hissettiği bir şeyle uğraşıyorsunuz; daha küçük birer bebekken karanlıktan, bilinmeyenden korkardık. Bir korku filmi yapıyorsanız, seyircinin hisleriyle oynamanız gerekir. ” John CARPENTER

Gerilmek, korkmak ve sonra
Bir düşten, bir kabustan uyanır gibi
Gerçek yaşama dönmek,
Beyazperdedeki canavarlardan,
Sapıklardan, çılgınlardan,
Akan kanlardan,
Parçalanan vücutlardan,
Çığlıklardan ve
Ürkütücü gölgelerden kurtulup
Normal bir dünyaya dönmek…

Sinemanın henüz icat edilmemiş olduğu dönemlerden ç-o-o-o-o-k daha öncesinden beri insan, ani bir şok yaratan büyük heyecanlardan ve korktuğumuzda yaşadığımız o uzayan endişeden hep hoşlanmıştır. Hayalet hikayeleri okumaktan, kamp ateşinin başında korkunç masallar anlatmaya kadar, bir şekilde korkularımızla oynamaktan tuhaf bir zevk aldığımızı görebiliriz.

1800’lerin ortalarında yaşamış bir korku yazarı olan Edgar Allen Poe, hala günümüz korku romanlarının babası olarak biliniyor. Hikayeleri, toplumlar ve sosyal tutumlar değişse bile insanların korkularının aynı kaldığını kanıtlıyor ve bugün bile dünyadaki korku filmi yönetmenlerine ilham kaynağı oluşturmaya devam ediyor.

Sinemanın ilk ortaya çıktığı zamanlarda, ilk korku filmlerinin vampir, kurt adam ve canavarlar gibi eski folklora ait karakterler üzerine kurgulanması da akıllarda bu düşüncelerin olduğunu gösteriyor. Bu akım, çok daha fazla dehşet içeren kanlı testere filmlerinin, sonunda bu film türüne hakim olduğu 1970’li yıllara kadar devam etti.

Yukarıdaki bölümlerde korkunun, çekilen ilk korku filminden başlayarak günümüze kadar yıllar içerisinde nasıl değiştiği anlatılmaktadır. Burada derlenen bilgiler, çeşitli korku kitapları ve yayımlarında ve “Internet Film Veri Tabanında” sayısız saatler harcanarak yapılan ve haftalar süren araştırmaların bir sonucudur.

Devilboy

Lütfen bu yazıyı kaynak göstermeden alıntı yapmayınız ve kullanmayınız..

Paylaş

Yorumlar

"Başlangıçta" Yorum yapılmış
  1. ROMERO 1978 demişki 09 Ağustos 2009 20:36 

    Korkuyu bu denli sevmemizin sebeplerinden öncelikli olanı gerçekte korktuğumuz şeylerin beyazperdede yansıması ve o perdenin içinde olmayışımızdan kaynaklanıyor.yani ;korkuyu seviyor ve belli ölçülerde zevk alıyoruz ama gerçekte bunların yaşanmamasını diliyoruz.eğer gerçekte bunların yani yaratık ve benzeri canavarların dünyamızda olmasını hangi normal insan kabul edebilir?
    İnsanoğlu yüzyıllardır içinde yaşattığı korkuyu çeşitli şekiller ve kurgularda beyazperdeye yansıtarak hayat bulmuştur.
    Zaman içersinde değişen korku eğilimi kendi içinde bir takım sınıflandırılmalara ve alt türlere ayrılmıştır.eskinin korku anlayışı daha çok gothik etkilerden nasibini alırken daha sonraları özellikle 80,li yıllarda slasher türüne el atmıştır.bu dönemde özellikle korku seriyalleri revaçta olup birçok figürasyonlar (myers,woorhees,kruger,leatherface)ikon haline gelmişlerdir.daha sonraları korku sineması kendini yenileyemediğinden 90,lı yılların son çeyreğine kadar eli yüzü yapımlara imza atamamışlardır ta ki ünlü wes craven imzalı scream serisine kadar.screamın verdiği havayla geçen yaz ne yaptığını biliyorumla bir nevi geçmişe dönük sinyaller verdiysede ABD Sineması menşei uzakdoğu kökenli senaryolara el attilar.halka,garez ve karanlık sularla bir farklı kulvara yöneldiler.şimdilerde ise yeniden çevrimlerle özellikle 2000,li yıllarda dawn of the dead,in yeniden çevrimiyle başlayan 13. cuma ve halloweenle devam eden son olarak soldaki son evle son bulan bir furyayla geçmişe saygı duruşu anlamında genç jenerasyonlara korkuyu tekrar sevdirdiler.
    Korkularımızın esiri olmadan korkuyu sevelim körkuyulara düşmeden.

Yorumlarınızda resiminizin gözükmesi için, gravatar a abone olun!